|
1 Mart 2004 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Karayipler'deki Haiti'de silahlı muhalif gruplarla, Cumhurbaşkanı Jean-Bertrand Aristide arasındaki mücadele dün sona erdi. Aristide ülkeyi terk etti. Bu gelişme, Avrupa basınında geniş biçimde değerlendiriliyor.
İngiltere'de yayımlanan Financial Times, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Columbia Üniversitesi'nden Jeffrey Sachs'ın bir makalesine yer ayırmış. Yazar, Haiti'deki gelişmelerin medyaya, Amerika'nın manipülasyonu ile yansıdığını, gazetecilerin gerçeklerin peşine düşmediğini belirtiyor. Yazara göre, neredeyse bütün dünyada medya, Aristide'i, demokratik olmayan, ülkesinin demokrasi hayallerine ihanet eden bir lider olarak gösteriyor, bu yüzden iktidarı kaybettiğini yazıyor. Peki doğrusu ne? Aristide'in başkanlıkta kalmasını sağlayan 2000 yılındaki seçimin hileli, meşru olmayan bir seçim olarak sunulmasına karşı çıkıyor yazar. Amerika'daki muhafazakar cumhuriyetçi siyasetçilerin, yeni bir Castro olarak gördükleri Aristide'i devirmek için, Bush iktidara geldiğinden beri çaba harcadığını belirtiyor. Financial Times'taki yazıda ayrıca, 1993'de Haiti'ye askeri müdahalede bulunan o zamanın Amerika Başkanı Clinton'ın, 20 bin Amerikan askerini ülke istikrara kavuşmadan geri çektiği kaydediliyor. Jeffrey Sachs, muhalefet denen unsurun kimlerden oluştuğunu da anlatıyor. Yazara göre geçmişteki Duvalier rejimiyle ilişkili zengin Haitililer, hem geçmişteki, hem belki de halihazırdaki CIA elemanlarıyla ittifak kurup, Washington'da Aristide'i devirmek amacıyla lobi faaliyetine girişmişler. Bush yönetiminin Haiti'ye vaat ettiği mali yardımı sudan gerekçelerle dondurduğu, bu sayede Aristide'in durumunu zorlaştırdığını belirten yazar, Haiti Cumhurbaşkanı'nın silahlı isyancılara verdiği vaatlerin bile Washington tarafından dikkate alınmadığını vurguluyor ve şöyle diyor: "Bir Latin Amerika ülkesinde daha demokrasiyi yıkan Amerika'nın rahatlığı insanı sarsıyor... CIA'in, Aristide muhalifleri üzerindeki rolü neydi? Amerika Birleşik Devletleri, bu isyanı beslemek için ne kadar para harcadı? Karayip ülkelerinin ortaklaşa sunduğu uzlaşma formulünü Beyaz Saray niye reddetti? Bu sorular hiç sorulmuyor. Biz yine, savaşların büsbütün sudan gerekçelerle açıldığı, gerekli soruların sorulmadığı bir çağdan geçiyoruz." Financial Times'taki makalesinde Jeffrey Sachs, bundan sonra atılacak adımlar hakkında da görüş bildiriyor. Birleşmiş Milletler'in, Aristide'in iktidara dönmesine yardım etmesini, dünkü iktidar değişikliğinin yasadışı olduğunu ilan etmesini, Amerika'nın da kendi inşa ettiği muhalefetten, şiddete son vermesini istemesini savunuyor. Independent Haiti'de isyancı grupların eski rejimlerin cellatlarından oluştuğunu, demokrasi aşkıyla değil, Aristide'e duydukları öfke sayesinde ittifak yaptıklarını anlatıyor. Sonra da Başkan Bush'un dünyaya demokratik devrimler getirme umuduna rağmen, iktidarın bir çeteden diğerine geçtiğini kaydeden gazete, bu arada Irak konusunda karşı karşıya gelen Fransa ile Amerika'nın şimdi Haiti'ye beraber barış gücü göndereceklerine dikkat çekiyor. Guardian'ın köşe yazarı Gary Young, Haiti'nin başkenti Port-Au-Prince'den gönderdiği yazıda, Aristide'in de iktidardayken bir siyasetçi gibi davranmadığını, belli bir vizyonu olmadığı için popülist bir demagoga dönüştüğünü, isyan hızlanırken, iktidarını korumak için sokak çetelerinden medet umduğunu anlatıyor. Guardian yazarı 2000 seçimlerinde geniş çaplı hile yapıldığını ileri sürüyor ve yeniden başkan seçilse de Aristide'in demokratik meşruiyeti kaybettiğini belirtiyor. Peki şimdi kim iktidara gelecek? Guardian yazarına göre muhalefet cephesinde, eski diktatörlerin ölüm timlerinde görev almış isimlerin yanı sıra, iş adamları, öğrenciler ve insan hakları savunucuları da yer alıyor. Ve Aristide'i devirmekten başka ortak amaçları olmadığını belirtiyor. Almanya'da dün Hamburg'daki eyalet seçimlerini kaybeden Başbakanı Gerhard Schröder'in iktidarına gölge düştü mü? Alman gazeteleri bunu tartışıyor. Frankfurter Rundschau, sağın galibiyetinde Hıristiyan Demokrat Birlik üyesi Hamburg Belediye Başkanı'nın bireysel popülaritesinin rol oynadığı görüşünde. Gazeteye göre Ole Von Beust, siyasi programıyla değil, dünyaya açık, liberal, modern hayat anlayışıyla Hamburglu seçmenlerin sevgisini kazanıyor. Seçimin sonucunu kişisel özelliklerin belirlediğini, bu yüzden ülke geneline yansıtılamayacağını belirtiyor Rundschau... Frankfurter Allgemeine Zeitung, Hamburg Belediye Başkanı'nın tavırlarının partisine galibiyet getirdiğini savunan bir başka gazete... Sosyal Demokratlar'ın kötü sonuç alması ise, bu gazeteye göre, bu şehirdeki oyların, iktidarın küçük ortağı Yeşiller'e kaymasından kaynaklanıyor. Süddeutsche Zeitung ise, yerel medyanın taraflı tutumunun, sosyal demokratlar aleyhinde etkili olduğu görüşünde. İngiltere'de Guardian'ın başyazısında konu Amerikan ekonomisi... Başkanlık seçimleri öncesinde ekonomiye canlılık geldiğini belirten Guardian, bunun sebepleri konusunda uyarılarda bulunuyor. Çalışanların gelirlerinin, enflasyon dikkate alındığında, hiç artmadığı, insanlardaki tüketim eğiliminin yeni borçlarla finanse edildiği, zengin tüketicilerin ise, Bush yönetiminin verdiği vergi indirimleri sayesinde para harcama imkanı bulduğu vurgulanıyor. Amerika'nın şimdiye kadar benzeri görülmemiş düzeylere varan dış ticaret açığı ile bütçe açıklarını, dolardaki hızlı düşüşü kimsenin umursamadığını anlatan gazete, temkini elden bırakmayan Merkez Bankası Başkanı Alan Greenspan'in bile, kısa vadede sorun görmediğini belirtiyor. Greenspan'in, uzun vadede, bütçe açığı ve kamu borçlarından dolayı duyduğu kaygıları gidermek için önerdiği çözümü, vergi indirimlerini sürdürmek, sosyal harcamalardan kısmak şeklinde özetliyor. Gazete işte bu çözüm tarzına tepkili. Sonuçta yoksul kesimlerin darbe alacağını belirtiyor. Bush yönetiminin hemen açıkları azaltacak önlemler almasını savunan Guardian, ekonomik canlılık böyle sürdürülemeyeceği için Amerikan ekonomisinde şoklar yaşanacağını, aksi takdirde bunun dünya ekonomisine ağır bedel ödeteceğini vurguluyor. Bu amaçla Bush yönetiminin vergi indirimlerini sona erdirmesi, insanlara emekli olduktan sonra da çalışma izni vermesi, 180 milyar doları bulan tarıma desteği kesmesi, vergi arttırarak Orta Doğu petrolüne bağımlılığı azaltmanın yollarını araması öneriliyor. Ama Guardian, seçim yılında böyle uzun vadeli ekonomik önlemleri kimsenin gündeme getirmeyeceğini, siyasi partilerin vergi artışlarından söz edememesinin üzücü olduğunu anlatıyor. Guardian ayrıca Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin'in, başkanlık seçimlerine iki hafta kala bütün bakanlar kurulunu azletmesini kimsenin beklemediğini yazmış. Başbakanlığa, Mikhail Kasyanov'un yerine kimi tayin edeceği konusunda kimsenin güçlü bir tahmini olmadığını, sadece, mali piyasaların, iş çevrelerine yakın bir isim seçileceği beklentisinde olduğunu anlatıyor. Gazete, Putin'in dört yıldır süren iktidarında temel önceliğinin Yeltsin dönemindeki kaosa son vermek olduğunu belirtiyor ve şöyle devam ediyor: "Batı böyle otoriter bir rejimi tavsiye etmemiş olabilir ama bütün tasarruflarınızı 10 yıl içinde iki kez kaybetmişseniz, ağır sanayiniz parçalanmış, geleneksel pazarlarınız yok olmuşsa, Amerikalılar Gürcistanlarda dolaşıp, başkanları belirlerken, Kremlin'de güçlü bir lider olması, Ruslara çok cazip geliyor. Putin, kimsenin karşı çıkamayacağı bir şeyleri sağlıyor. Rusya'da serbest piyasa reformlarının mirası şu: Demokrasinin değeri düştükçe, Ruble hızla değer kazanıyor..." |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||