|
24 Şubat 2004 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Alman gazeteleri Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik girişimini değerlendiriyor. Almanya başbakanının Türkiye gezisi çerçevesinde, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerini değerlendiren Die Welt, Başbakan Schröder'in destek ilanınından sonra, Türkiye'nin birliğe katılım görüşmelerine başlamasını ertelemenin zor olacağı yorumunu yapıyor.
Gazeteye göre, Türkiye-Almanya ilişkilerinin yakınlığı nedeniyle, Alman politikacıların bu konudaki açıklamaları Türkiye'de ayrı bir ağırlık taşıyor. Ancak gazete, Türkiye'nin değerler ve hukuku kavrayış açısından hala Avrupa'dan oldukça uzak, olduğu yorumunu da yapıyor. Die Welt, eğer Türkiye Avrupa Birliği'ne üye olmak istiyorsa, önümüzdeki on yıl içinde bir çok Türk'ün zannettiğinden çok daha fazla değişim geçirmek zorunda, diyor... Diğer bir Alman gazetesi Der Tagesspiegel ise, 'öncelikle Türkiye sırtını, Almanya'ya değil, kendine yaslamalı' diyor. Gazete, Alman politikacıların güçlü ifadelerden kaçınması gerektiğini, çünkü Türkiye'nin hukukun üstünlüğü ve demokrasi alanlarında Avrupa Birliği kriterlerine uyum sağlayabileceğinin garantisi olmadığı yorumunu yapıyor. Gazeteye göre, konuya ilişkin nihai karar da sadece bu kriterler çerçevesinde alınmalı. Almanya başbakanının Türkiye gezisine, İngiliz gazetelerinden Financial Times da, Avrupa sayfalarındaki küçük bir haberle yer veriyor. Başbakan Schröder'in Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girme arzusuna güçlü bir destek verdiğini bildiren gazete, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın da, birlik üyeliğine yönelik siyasi ve sosyal kriterlere uyum sağlamak için, Türkiye'nin elinden gelen her şeyi yaptığını söylediğini de kaydediyor. Avrupa gazetelerinde geniş yer alan bir konu da, 1 Mayıs'ta Avrupa Birliği üyesi olacak 10 ülkeden eski üyelere olası göçü önlemeye yönelik önlemler... Avusturya gazetesi Der Standard, yeni üyelerin hareket özgürlüklerine getirilen kısıtlamalar nedeniyle, düşkırıklığına uğramakta haklı olduklarını yazıyor. 2002 yılında İsveç, Danimarka, İngiltere ve Hollanda'nın yeni üyelere istihdam piyasalarına serbest giriş hakkı vaadettiklerini belirten gazete, bu ülkelerin verdikleri sözden dönmelerine gerekçe olarak ekonomik koşulları göstermelerinin inandırıcı olmadığını kaydediyor. Gazete, Almanya ve Avusturya gibi ülkelerin getirecekleri sınırlamalar konusunda en baştan açık sözlü olduklarını ancak bu ülkelerin kaygılarının meşruiyetinin de tartışmalı olduğu yorumunu yapıyor. Söz konusu sınırlamalara maruz kalacak ülkelerden biri olan Çek Cumhuriyeti'nden Lidove Noviny gazetesi, zaten halkın yüzde doksanının yurtdışında çalışmak ve yaşamaya niyeti olmadığını, böyle bir şeyi de ancak kısa dönemli olarak ve başka çare kalmazsa yapacaklarını yazıyor. Diğer taraftan gazete, Avrupa Birliği üyelerini istedikleri yerde yaşama ve çalışma hakkından yoksun bırakmanın 'adice bir numara' olduğu yorumunu yapıyor ve Çek hükümetinin 'Avrupa Birliği'nin yeni üyelerini küçük düşürücü muameleleri' şiddetle protesto etmesini istiyor. Avrupa Birliği üyesi olmayan ancak göçmenlik sorunlarıyla yakından ilgili bir ülke olan İsviçre'den, Le Temps gazetesi de sorunu karşı karşıya oldukları nüfus krizi çerçevesinde ele alıyor. Gazete, şu anda ulusun ayakta kalabilmesini göçmenlere borçluyuz, diyor. Gazete, ülkedeki yabancı düşmanlığının tek sorumlusu olarak aşırı-sağ İsviçre Halk Partisi'ni görmenin yanlış olduğunu, ancak göçü sınırlamak isteyen bu partinin, ciddi bir sorunla karşı karşıya kaldığını yazıyor. Gazeteye göre, izlemekte olduğu çizgi gerek ülkenin zayıflamasına gerekse Halk Partisi'nin itibarının zedelenmesine yol açabilir. İngiliz gazetelerinden Guardian bu konuyu başmakalesinde değerlendiriyor. 'Çeşitliliğin Şerefine' başlıklı yazıda, bir kamuoyu yoklamasında, ülkedeki her on beyazdan dördünün, Asya kökenli veya siyah bir komşu istemediklerinin ortaya çıktığını, ancak bu araştırmanın, bulvar basınının yurtdışından çingene akını konulu, asılsız haberler yaptıkları bir sıraya rastladığı belirtiliyor. Gazete, tüm sorunlarına karşın son otuz yılda İngiltere'nin ırklar arası ilişkiler ve etnik çeşitlilik alanında önemli adımlar attığını ve şu anda İngiltere'nin hem çeşitliliği, hem de farklı kesimler arasında dayanışmayı sağlayabilen bir ülke olduğunu yazıyor. Diğer bir İngiliz gazetesi Daily Telegraph'ta yer alan bir makalede ise, İçişleri Bakanı 'Blunkett'in göç karabasanından uyanmayı beceremediği' ileri sürülüyor. Göçmenlik karşıtı bir kuruluş olan, Migrationwatch UK'in başkanı Sir Andrew Green makalede, doğu Avrupa'dan göçü önlemeye yönelik yeni önlemlerin işe yaramayacağını savunuyor. Yazıda, İşçi Partisi hükümetinin göç politikasının yanlışlar üzerine inşa edilmiş, iskambil kağıdından bir kule olduğu ve şu anda bunun, yerle bir olma riskiyle karşı karşıya bulunduğu yorumu yapılıyor. Gazetelerin ortak konularından biri de, Lahey'deki Uluslararası Adalet Divanı'nda dün başlayan, İsrail'in Batı Şeria'daki duvarına ilişkin dava... Alman gazetesi Frankfurter Allgemeine, uluslararası mahkemenin konuya ilişkin alacağı kararın, Ortadoğu sorununu dindirmeyeceğini yazıyor. Sorunun ancak tüm tarafların gerekli kararlılık, cesaret ve gücü göstermesiyle çözülebileceğini belirten gazete, 'şu anda ise bunun hiç bir işareti yok, bu durumun nedeni ise hukuksal sorunlar değil' diyor. Gazeteye göre uluslararası mahkemenin alacağı karar, hukuksal sonuçları itibarıyla değil, propaganda gücü nedeniyle önem taşıyan bir karar olacak. İngiliz Independent ise, Filistinlilerin söz konusu duvar yüzünden, 'işsiz ve umutsuzuz, ne hayatımız kaldı ne özgürlüğümüz' dediklerini aktarıyor. Konuya geniş yer ayıran gazetenin haberine, dünü 'Öfke Günü' ilan eden Filistinlilerin, İsrail'in duvarına karşı gösterisinden bir görüntü de eşlik ediyor. Gazete, İsrail intihar saldırısının yıkımıyla uğraşırken, duvar nedeniyle eğitim ve sağlık hizmetleri gibi insan hakları ellerinden alınan Filistinliler, her gün aşağılamalarla karşı karşıya, diyor. |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||