|
22 Şubat 2004 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Hemen hemen tüm Pazar gazetelerinde, Avrupa Birliği'ne çoğu Doğu Avrupa'dan on yeni ülkenin resmen katılacağı tarih olan 1 Mayıs'ın kaygılara yol açtığı yorumları mercek altında.
Independent on Sunday'in ifadesiyle, "75 milyonluk bir nüfus Avrupa Birliği vatandaşı olurken, bu yeni ülkelerden yola çıkacak göçmen dalgasının İngiltere'ye akın edeceği korkusu giderek tırmanıyor." Sunday Times'ın da aktardığı gibi, halihazırda yeni ülkelere 'açık kapı' politikası uygulayan iki ülke var; İrlanda ve İngiltere. Zira birliğin diğer üyeleri, olası bir göç dalgasına karşı geçici önlemler almış bulunuyor. Sunday Times, Başbakan Tony Blair ve İçişleri Bakanı David Blunkett'ın, muhalefetin baskısı karşısında, yeni bir dizi önlem paketini yarın açıklayacaklarını yazıyor. Amaç, öncelikle İngiltere'nin sosyal yardım kaynaklarını yeni Avrupalılar'dan korunması. Sunday Times'a göre Blair hükümeti, yeni misafirlerin sayılarını ve yasal olarak çalışıp çalışmadıklarını kontrol etme sözü verirken, çalışma vizesi talep etme ya da kota koyma gibi daha sert önlemleri bertaraf etmişe benziyor. Peki acaba bu yeterli olacak mı? Tahminler muhtelif. Sunday Times'a göre hükümet, Doğu Avrupa'dan yılda 5 ila 13 bin arasında kişinin, birlik üyeliğinin haklarını kullanarak İngiltere'ye geleceği kanısında. Göç İzleme Komitesi adlı bir kuruluş, bu sayının 40 bine kadar çıkacağını söylüyor. Fakat kimi gözlemciler, önümüzdeki 7 yıl içinde sadece Çek Cumhuriyeti'nden 100 bin kadar çingenenin İngiltere'ye yerleşeceği inancında. Bu sayıların hangisinin gerçeği yansıttığı sorusu bir yana, İngiltere'nin 1 Mayıs'tan sonra beklediği göçten zarar mı yoksa fayda mı göreceği sorusu da kamuoyunu ikiye bölmüş durumda. Doğu Avrupalılar, giderek yaşlanan İngiltere nüfusunun iş gücü açığını kapatmak için en ideal çözüm olamaz mı? Independent on Sunday, "Bu kişilerin çoğunluğu çalışıp vergilerini ödeyerek sosyal yardım kasasına katkıda bulunacak" diye yazıyor. Observer, halihazırda İngiltere nüfusunun yüzde 8'ini oluşturan göçmenlerin, gayri safi milli hasılaya katkılarının ise yüzde 10 olduğunu belirtmiş. Gazete, İspanya örneğine de dikkat çekiyor. İspanya'nın Avrupa Birliği'ne katılımı ertesinde, İngiltere'den ülkesine geri dönen İspanyollar'ın sayısı, İngiltere'ye yerleşenleri aşmış. Observer, ilk başta nüfus hareketlerinde bir canlılık olsa da, genişleyen Avrupa Birliği'nde iç göçün kısa sürede bir dengeye oturacağı görüşünü aktarıyor. Cuma günü yapılan İran seçimleri için Sunday Telegraph "Hileli seçimler, katı tutumluları iktidara getirdi" başlığını atmış. Gazeteye göre, çok sayıda reformcu aday veto edildiği için, İran seçimlerinin adil olmadığı daha sandıklara gidilmeden önce belliydi. Gazete, "Mecliste çoğunluğu ele geçirdiği anlaşılan muhfazakâr kanadın, İran'da son yedi yıldır Cumhurbaşkanı Hatemi liderliğinde süregiden özgürlükçü deneye son noktayı koyduğunu" yazıyor. Sunday Telegraph'a göre, yüzde 50'ye yaklaştığı anlaşılan katılım oranı, İran'ın yakın tarihinde rekor düzeyde bir düşüşe işaret etse de, beklentilerin üzerinde çıktı. Boykot çağrıları yapan reformcu kanat, katılım oranının yüzde 30'ları aşamayacağını iddia ediyordu. Sunday Telegraph, sandıkların kapanış saatinin birkaç defa ertelendiğine ve televizyonlardan oy vermeleri için halka sürekli çağrı yapıldığına dikkat çekiyor. Gazeteye göre bu seçim sonuçları, muhafazakâr kanadın milli duyguları canlandırmakta nispeten başarılı olduğunun bir göstergesi. Aynı zamanda, seçmenlerin Hatemi liderliğindeki reformculardan duyduğu hayal kırıklığına da işaret ediyor. Tartışmalı seçimlerin İran'da huzursuzluğu artırdığını düşünen Sunday Times ise, Hatemi'nin ezici bir zafer kazandığı 2000 seçimlerinde katılım oranının yüzde 67 olduğunu hatırlatarak, bu sefer sandıklarda karşılaştığı büyük hezimete karşın, düşük katılım oranının kısmen teselli sağladığı inancında. Sunday Times, ne kadar adil geçtiği sorgulanan bu seçimlerden zaferle çıkan muhafazakâr kanada bir uyarıda bulunuyor; şayet son yılların reformcu gündemini sil baştan değiştirmeye kalkışırlarsa, zafer sarhoşluğu içinde attıkları bu adım ters tepebilir ve 25 yıl önce Şah'ın karşısında dikilen halk ayaklanmasını, bu sefer kendi kapıları önünde bulabilirler. Sunday Times, bu uyarının İran'da kimi en üst düzey yetkililerin ağzından artık açıkça dile getirildiğini yazıyor. Fakat bu tip korkuların yersiz olduğunu düşünenler de var. Sunday Times'ın aktardığı bir görüşe göre, muhafazakârların gündemindeki öncelikli konu, sosyal yaşamdan ziyade, ekonomiyi düzeltmek olacak. Independent on Sunday ise, İran seçimlerinin uluslararası toplulukta yarattığı bir endişeye dikkat çekiyor. Hatemi hükümeti yakın zaman önce İran'daki nükleer tesislerin sıkı denetimlere tabi tutulmasını kabul etmişti. Independent on Sunday'a göre kimi Batılı diplomatlar, şimdi İran'daki katı tutumlu kanadın bu konudaki tavizleri geri çekmesinden kaygı duyuyor. Sunday Telegraph'ın bugün baş yazılarından birini de ayırdığı konu, Uluslararası Olimpiyat Komitesi'ne yapılan bir başvuru ile ilgili. Cinsiyet değiştirenler, Olimpiyat Oyunları'na hangi kategoride katılabilir? Transseksüellerin yeni cinsel kimlikleriyle spor müsabakalarına katılması önerisi, gazeteye göre Olimpiyat çevrelerinde hararetli bir tartışmaya yol açtı. Sunday Telegraph, cinsiyet değiştirenlerin çoğunluğunu erkeklikten kadınlığa geçenlerin oluşturduğunu ve bu transseksüellerin, yarışmalarda diğer kadın sporcular karşısında haksız bir avantaja sahip olacağının düşünüldüğünü yazıyor. Fakat Olimpiyat Komitesi'ne yapılan başvuruda, sadece transseksüellerin değil, travestilerin bile yeni cinsel kimlikleriyle yarışabilmesi öneriliyor. Sunday Telegraph'ın aktardığına göre, henüz ameliyat olmasa da, iki yıl boyunca kadın kimliğini benimsediğini kanıtlayan erkek sporcuların, Olimpiyatlar'a kadınlar kategorisinde katılabilmesi isteniyor. Önerinin destekçileri, bunun bir insan hakları sorunu olduğu kanısında. Eleştirenler ise, altın madalya kazanmak isteyen bir erkeğin bundan böyle yapması gereken tek şey, elbise giymesi olacak diye isyan ediyor. Gazeteye göre bu tartışmanın aslında uzun bir geçmişi var. 1936 yılında Berlin Olimpiyatları'na katılan bir Alman atlet, aradan 20 yıl geçtikten sonra adının Dora değil, Herman olduğunu ve yarışmalara Naziler'in zoruyla kadın kategorisinde katıldığını ifşa ediyor. Fakat anlaşılan, bu hile pek bir işe yaramamış. Yüksek atlamacı Alman, sonuçta dördüncülüğü kazanabiliyor. 1968 Meksika Olimpiyatları'nda DNA testleri, Polonyalı bir kadın koşucunun fazladan kromozom sahibi olduğunu gösterince, doktorlar, "kadın kategorisinde koşamayacak kadar erkektir" kararına varmış. Sunday Telegraph, bu tip cinsiyet testlerinin ayrımcılık eleştirileri ardından 90'ların sonunda terkedildiğini yazıyor. Şimdi cinsiyet değiştirenlere ilişkin Olimpiyat Komitesi'nin vereceği karar ise, merakla bekleniyor. Sunday Times'ın haberine göre erkeklerde iktidarsızlığın mucize ilacı olarak tanıtılan Viagra, ilaç şirketlerini cinsellik konusunda yeni ticari kapıları zorlamaya itiyor. Viagra, iktidarsızlığa fiziken yanıt veren bir ilaç. Doğrudan kan dolaşımını etkileyerek, ereksiyon sağlamayı amaçlıyor. Fakat Sunday Times'ın aktardığına göre, şimdi araştırmacıların üzerinde çalıştığı yeni bir ilaç, şehvet duygusunu kamçılamak için ayarlanmış. Beynin kimyasal yapısını etkileyen yeni ilaç, henüz piyasaya sürülmüş değil, sadece 270 erkek denek üzerinde kullanılmış ve sonuçlarının başarılı olduğu söyleniyor. Sunday Times, bundan ilham alan araştırmacıların şimdi kadınlar için de benzer çalışmalar yapmak amacıyla kolları sıvadığını bildiriyor. İlaç sektöründe büyük heyecan yaratan proje ise, şimdilik PT-141 diye adlandırılan 'şehvet' maddesini, Viagra ile birleştirerek piyasaya sürmek. Ancak Sunday Times, kimi uzmanların bu gidişattan büyük kaygı duyduğunu, seks hayatında psikolojik nedenlere dayalı sorunların, kimyevi maddelerle çözülmeyeceği görüşünü dile getirdiklerini yazıyor. |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||