|
19 Şubat 2004 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Avrupa gazeteleri bugün de İngiltere, Fransa Almanya liderleri Berlin'deki zirvesine geniş yer ayırmış.
Daily Telegraph gazetesi, zirveyle ilgili yorumda, kısa bir süre sonra üye sayısı 25'ye çıkacak Avrupa Birliği'nin direksiyonunu tek başlarına ellerinde tutamayacaklarını anlayan Almanya ve Fransa'nın İngiltere'ye kur yaptıklarını yazıyor ve bunu İngiltere için bir zafer olarak niteliyor. Times gazetesine göre ise Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın İngiltere'nin Fransız-Alman eksenine dahil edilmesi beklentilerine omuz silkmiş. Zirveyle ilgili olarak gazetede yer alan bir yorum şöyle: "Gerçekte, üç ülkenin, Irak, Avrupa Birliği'nin ortak tarım politikası, Türkiye, ve Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George Bush'un politikaları gibi konularda anlaşamadıkları üzerinde uzlaşma sağladıkları konulardan çok daha fazla göze çarpıyordu. Blair bu sessiz sinema oyunundan ne kazanmayı bekliyordu acaba? İngiltere, Avrupa'nın geleceği konusunda hiç bir zaman Fransız-Alman görüşünü paylaşmayacak. Blair, eski Avrupa'nın eteğine takılmak yerine yeni Avrupa'yla birlikte İngiltere'nin payına düşeni yansıtmalı." Zirveye yönelik eleştiriler Almanya'da da yankı bulmuş. Alman Berliner Zeitung Gazetesi Schröder'i eski Başbakan Helmut Kohl'ün Avrupa Birliği üyesi daha küçük ülkelerle yakınlaşma stratejisinden ayrılmakla eleştiriyor. Avusturya'da yayınlanan Der Standard ise "üç büyükler"in zirvesinin ortaya çıkardığı tehdit, zirvenin faydalarından ağır basıyor. Der Standart'ın yorumu şöyle devam ediyor: "Bu üç ülke Avrupa'daki üç temel eğilimi yansıtıyor. Eğer üçü belli bir tutum üzerinde anlaşacaklarsa o zaman bu anlaşma herkesin kabul edebileceği bir şekilde çıkarların dengelenmesi üzerine oturtulmalıdır." Avrupa Birliği tartışmalarının yanı sıra Avrupa'nın gündeminde Yahudi karşıtlığı konusu var. Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi Financial Times gazetesinde yayımlanan yazısında Avrupa'da Yahudi karşıtlığı konusunda bugün Brüksel'de yapılacak seminerde, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı konusunda ortak bir strateji belirlenmesi gerektiğini söylüyor. Prodi'nin yazısından bir bölüm: "Bu seminerin yapılması Avrupa'nın açıklığa, hoşgörüye ve diyaloğa bağlılığını ortaya koyuyor. Böylece Yahudi karşıtlığı ile mücadele yolları üzerinde açık bir tartışma başlayacak ve bu konuda yapılacaklar gündemin ön sıralarına yerleşecek. Çünkü ben bu konun takibi için önerilerde bulunacağım." Times gazetesi Bağdat ve New York mahreçli haberinde, Birleşmiş Milletler özel temsilcisi Lahtar Brahimi'nin Irak'ta genel seçimlerden önce, 25 üyeli geçici yönetim konseyinin genişlemesinden yana olduğunu bildiriyor. Brahimi, Amerika Birleşik Devletleri ile Irak'ın Şii çoğunluğunun seçimler konusundaki anlaşmazlığına çözüm bulmak amacıyla Irak'ta görüşmeler yapmıştı. Brahimi'nin önerilerini önümüzdeki günlerde Birleşmiş Milletler'e sunması bekleniyor. Times'ın haberinden kısa bir alıntı: "Genişletilmiş meclisin idaresi, Irak'ı yönetimin koalisyon güçlerinden Iraklılara devrinden, seçimlerin yapılacağı zamana kadar sürecek. Birleşmiş Milletler, Irak'ta seçimlerin, seçim yasasının çıkarılmasından sekiz on ay sonra yapılmasını önerecek ki bu öneri önümüzdeki yıl Mart ayında Irak'ta seçimlere gidilmesini mümkün kılıyor." Guardian gazetesi de ise Iraklı kadınların koalisyon güçlerinin yönetimi altında nasıl yaşadıklarını anlatan bir yazı yayımlamış. Yazıda imzası bulunan Irak doğumlu romancı ve ressam Haifa Zangana, Irak devrik lideri Saddam Hüseyin'in Baas Partisi tarafından siyasi tutuklu olarak bir dönem hapis yatmış. Zangana yazısında, iyi eğitim aldığını ve 1959 ylında çıkartılan laik medeni kanunla pek çok hakka sahip olduklarını söylediği Iraklı kadınlarla ilgili şunları söylüyor: "Iraklı kadınlar eğitimli, baskıya göğüs gerebilen, Saddam rejiminin mezaliminden sağ çıkabilmiş kadınlar. Onlar sekiz yıl süren İran-Irak savaşı sırasında savaşa giden erkek işçilerin yerine geçtiler. Onlar 13 yıl süren ekonomik yaptırımlar sırasında ailelerine bakmak için evlerinde kurdukları atölyelerde çalıştılar. Iraklı kadınlar Amerikan ve İngiliz yönetimlerini Saddam rejimini destekledikleri, arkasından yaptırımlar uyguladıkları ve iki savaşla şehirlerini yerle bir ettikleri için affetmeye hazır değiller. Onlar işgal güçlerinin Irak'ta Iraklıların değil kendi çıkarlarını korumak için bulunduğunu biliyorlar. Iraklı kadınlar Amerika önderliğindeki koalisyonun ya da onlarla işbirliği yapan Iraklıların herhangi bir girişiminde yer almayarak pasif direniş uyguluyorlar." Daily Telegraph gazetesi ise Londra merkezli Irak Ulusal Kongresi Başkanı Ahmed Çelebi'nin Amerika Birleşik Devletleri'ne Irak'ın sahip olduğu iddia edilen kitle imha silahlarıyla ilgili yanlış istihbarat vermekten pişman olmadığını söylediğini yazıyor. Gazetenin haberinden kısa bir alıntı: "Ahmet Çelebi ve O'nun Londra'da sürgünde kurulan Irak Ulusal Kongresi gurubu yıllarca Irak'tan kaçan ve daha sonra da Amerikan istihbarat ajanlarına bilgi veren Iraklılar için bir köprü rolü oynadı. Ancak Amerikalı yetkililer şimdi Çelebi'yi yanlış istihbarat sağlamak ya da Irak'ın kitle imha silahları tehdidini aşırı derecede abartmakla suçluyorlar. Çelebi ise bu suçlamalara omuz silkiyor ve 'Bizi ilgilendirdiği kısmıyla, biz tümüyle amacımıza ulaştık. Saddam despotizmi yıkıldı ve Amerikalılar Bağdat'ta. Daha önce ne söylendiği önemli değil. Bush yönetimi bir günah keçisi arıyor' diyor." Irak'la olup bitenler sadace bu ükenin kendisini değil bütün Orta Doğu'yu etkiliyor. Independent gazetesinden Adrian Hamilton "Orta Doğu'da demokrasiyi biz belirleyemeyiz" başlıklı köşe yazısında Batı dünyasının Irak'ta olup bitenlerin aldığı dersle İran'daki seçimlere müdahale etmemesi gerektiğini söylüyor. Independent'ın yazarı şunları yazıyor: Irak dışarıdan müdahalenin Orta Doğu'da yarattığı tehlikeleri yeterince açık bir şekilde göstermiştir. İran, Suriye, Suudi Arabistan ve Mısır'da da bu tehlikeler potansiyel olarak mevcuttur. Ortadoğu, yüzyıllardır Batı'nın müdahalesi yüzünden sıkıntı çekmiştir. Her seferinde de bu müdahalelerin o ülkelerin iyiliği için yapıldığı söylenmiştir. İran'ın kendi iç çekişmeleriyle ilgileniyor olabiliriz ve ilgilenmeliyiz de. Ayrıca demokrasiye olan inancımızı da ifade etmeliyiz. Ancak sonucu biz belirleyemeyiz ve belirlememeliyiz de. Times, Doktor Jivago ile 1958 yılında Nobel Edebiyat ödülünü kazanan Rus yazar Boris Pasternak'ın tüm eserlerinin yazarın ölümünden 44 yıl sonra ilk kez Rusya'da yayınlanacağını yazıyor. Yayınlanacak 11 cilt eser arasında yeni bir şiir ve Doktor Jivago'nun ilk taslakları da bulunuyor. Doktor Jivago romanı Rusya'da 1988 yılına kadar sansüre uğramıştı. |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||