|
15 Şubat 2004 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Hafta boyunca İngiliz gazetelerinin manşetlerinde yer alan mülteci sorunu, Pazar gazetelerinde de derinlemesine incelenmiş. Hollanda hükümetinin, geçen hafta, 26 bin mülteciyi, gelecek üç yıl içinde, ülkelerine geri göndereceğini açıklaması, konuyu İngiltere'de de alevlendirdi. Sunday Telegraph gazetesindeki analizinin başlığı bunun sebebini açıklıyor. Hollanda'dan sınır dışı edilecek bir mületicinin ağzından dökülen sözler bunlar; "Bizim için gidilebilecek en iyi yerin İngiltere olduğunu duydum. Mültecilere hayvan gibi davranmıyorlarmış."
Hollanda'nın kararı, en sert olmasına rağmen, tek örnek değil. Avrupa Birliği'nin 10 yeni üyeyi bünyesine katarak, bunların 70 milyon vatandaşına serbest dolaşım hakkı tanıyacağı 1 Mayıs öncesinde, neredeyse tüm Avrupa ülkeleri göçmen politikalarını katılaştırdı, ya da katılaştırmaya hazırlanıyor. Sunday Telegraph bunun örneklerini sıraladıktan sonra, henüz tavrında somut bir değişiklik olmayan İngiltere'de de, muhalefet ve medya baskısı nedeniyle kıpırdanmalar olduğunu anlatıyor. Dün İçişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, yeni önlemlerin yakında duyurulacağı söylenmişti. Gazete, Hollanda'da konuştuğu mültecilerin, İngiltere'ye gitme umuduyla sahte pasaport alanların sayısının giderek arttığını söylediklerini yazıyor. Sunday Times gazetesi de bu bilgiyi doğrular nitelikte bir habere yer vermiş. Hollanda hükümet yetkililerinin, ülkeden ihraç edilebilecek mültecilerin toplu şekilde İngiltere'ye göç edebileceği uyarısı bu. Sunday Telegraph'ın başyazısındaysa, göçmen sorununun Başbakan'ın uykularını kaçırdığını söyleniyor. "Bedava yemek yok" başlıklı yazıda, düşünür Moltan Friedman'ın 10 yıl önce yaptığı tespite yer veriliyor: "Serbest göç ile refah devleti birarada yürütelemez." Göçmenleri üretken ve âtıl olarak ikiye ayıran Sunday Telegraph, kendi tutumunu hükümete yönelik şu uyarı ile ortaya koyuyor: "Eğer göçmenler daha iyi bir hayat yaşayıp, kendilerini geliştirmek istiyorlarsa harika; üretimlerinden hepimiz yararlanırız. Ancak istedikleri, hiçbir şey yapmadan ödüllendirilmek ise, onlara birşeyler sunmanın, ahlakî, pratik ya da yasal hiçbir gerekçesi olamaz." Aynı konuda, farklı bir bakış açısına yer veren Observer haberinde, Nick Pearce adlı eski hükümet danışmanının; "Hükümet, Doğu Avrupa'dan gelecek göçmenlerin korkusuyla, yabancı düşmanlığına teslim olmamalıdır" şeklindeki uyarısına yer veriliyor. Pearce'a göre, zaman içinde göçmen sayısı düşeceğinden endişeye gerek yok. İngiliz pazar gazetelerinin büyük yer ayırdığı bir başka başlık da, Amerika'da Kasım ayında yapılacak başkanlık seçimlerinde, Bush'un karşısına çıkacak Demokrat Parti adayını belirlemek için yapılan önseçimler. Yarışı önde götüren John Kerry'nin, kendisinden 36 yaş küçük bir gazeteci ile evlilik dışı ilişkisi olduğu yönündeki iddialar mercek altına alınıyor. Sunday Telegraph gazetesi, Kerry ile ilgili iddiaların ileride daha ciddileşebileceğini zira, Bush'un kampanyasının daha yeni başladığını yazıyor. Gazete, en iyi savunma biçiminin saldırı olduğuna karar veren kampanya yetkililerinin Kerry ile ilgili şu sözlerine yer veriyor: "Kerry ve ekibi çok yakında Amerikan halkının kendisi hakkında pek fazla şey bilmediğini öğrenecekler." Independent on Sunday ise hafta boyunca çok konuşulan, Başkan Bush ile ilgili bir iddiayı değerlendiriyor. Gazete, 1972-73 yıllarında Ulusal Muhafız Birliği'nde görev yaptığını ispat etmekte zorlanan Bush için, Kerry'nin herhangi bir yorum yapmaktan kaçındığına dikkat çekiyor. Ancak, Kerry'nin geçen hafta yaptığı bir açıklamada, "Eğer Cumhuriyetçiler bu kampanyayı arsızlaştırırsa, kavgadan kaçan taraf olmam" dediği de hatırlatılıyor. Observer ise Kerry'nin, Bush tarafından kampanyanın ilerleyen günlerinde sorgulanacak bir başka özelliğine dikkat çekiyor; Kerry'nin malî destekçileri. Gazete, Kerry'nin son 15 yıl içinde lobi faaliyeti yürüten kişi ve kuruluşlardan en fazla para alan senatör olduğunu belirtiyor. Haber-analizde özellikle dikkat çekilen ise Kerry'nin telekomünikasyon sektörü ile yakın ilişkileri. AT&T adlı telekomünikasyon devi için lobi faaliyeti yürüten Michael Whouley'nin, Kerry'nin bir numaralı siyasî yardımcısı olduğuna dikkat çekiliyor. Sunday Times gazetesinin manşetindeyse BBC ile ilgili bir haber dikkati çekiyor. "BBC için bölünme tehlikesi" başlığının altındaki haber hükümetten sızan resmî belgelere dayandırılıyor. Bu belgelerde, BBC'nin İngiltere, Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda gibi bölümlere ayrılması planı yer alıyor. Aynı belgelere göre, hükümet, Türkiye'deki RTÜK benzeri bir denetim kurumu olan Ofcom'un yetkilerinin arttırılması yoluyla, BBC'nin yayınlarının daha sıkı denetim altında tutmayı hedefliyor. Sunday Times, BBC'nin yeni yayıncılık sözleşmesinin temelini oluşturacak diğer önerileri de şöyle sıralıyor. Yöneticilerin, daha bağımsız olabilmeleri için BBC dışından atanmaları, yıllık performans ölçümleri yoluyla parlamento kontorlünün arttırılması, kurumun yeni servislerinden kamu yayıncılığı görevini yerine getiremeyenlerin kapatılması, BBC'nin televizyon bandrollerinden elde ettiği yıllık 2,6 milyar poundluk gelirin diğer kamu yayın kurumlarıyla paylaşması. Sunday Times'da dikkat çeken bir başka haber de, İngiliz petro-kimya devi BP ve Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı ile ilgili. Haberin başlığı "BP, boru hattında gerçekleri gizlemekle suçlanıyor" şeklinde atılmış. Hükümet kaynaklarına dayandırılan haberde, BP'nin inşa ettiği boru hattında, çevre felaketine neden olabilecek güvenlik hataları bulunduğu ve şirketin bu durumu, proje için aldığı 1 milyon sterlinlik desteği riske atmamak için hükümettten gizlediği iddia ediliyor. Güvenlik hatasından kasıt, hattın 50 bin bağlantı noktasında, kaplama amacıyla yanlış boyanın ve izolasyon malzemesinin kullanılması. İddia, dünyaca tanınmış boru hatları uzmanı Derek Mortimer'ın, BP için hazırladığı rapordan alıntılarla desteklenmiş. "Bu boyanın kullanımı hiç şüphe yok ki büyük bir soruna neden olacaktır. Çatlaklar oluşması durumunda tamir masrafı astronomik olabilir. 41 yıllık meslek yaşantımda birçok hatayla karşılaştım, ancak bu bambaşka" diyor Mortimer. Haberde, uzmanın endişelendiği konuların çok geçmeden Kasım ayında gerçekleştiği, bağlantı noktalarındaki kaplamalarda çatlaklara rastlanması sonucu inşaata ara verildiği de hatırlatılıyor. Bu hafta, İngiliz pazar gazetelerinin gezi eklerinde dikkati çeken ülke Türkiye. Ancak fotoğraflar bu sefer alışılmış plaj manzaraları değil. Observer gazetesinin "Kaçış" adlı ekinin kapağında, Kapadokya manzarasının önünde, otların arasında, eşek sırtında yol alan bir Türk köylüsü var. Yazı, romancı, Tom Harper tarafından kaleme alınmış. Haçlı seferlerinin rotasını izleyen Harper, Türkiye'deki önemli durakları anlatmış. Sunday Times'ın gezi ekinde ise Türkiye ile ilgili şu başlık yer alıyor: "Tatil için neden bir kıta ile yetinesiniz ki? Türkiye iki kıtanın kesişme noktasında. Bunun anlamı, tulumbalar ve kürekler, dağlar ve minareler, kaya mezarları ve rafting birarada." |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||