|
11 Şubat 2004 Basın özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Guardian gazetesinin 'Hiç kimseye tehdit değil' başlıklı başyazısında, Fransa parlamentosunun alt kanadında dün kabul edilen tartışmalı yasa eleştiriliyor. Yasa kız öğrencilerin devlet okullarında başörtüsü kullanmalarını yasaklıyor. Guardian Fransa'nın bu yasayla, laiklik ilkesini bir adım daha ileri götürdüğü görüşünde. Gazete yasayı şu sözlerle eleştiriyor:
"Nedeni ne olursa olsun başörtüsü takmak, Fransız ulusunu ya da Fransa'nın laik yapısını zayıflatmayacaktır. Bir türban, başörtüsü ya da yarmuka, neyi simgeliyor olursa olsun kimseye zarar vermez. Eğer toplum birine zorla başörtüsü taktırılmasına karşı çıkıyorsa, aynı şekilde herkesin başörtüsü takmamaya zorlanmasına da karşı çıkmalıdır." Times gazetesinin aynı konudaki başyazısıysa, 'Hoşgörü sınaması' başlığını taşıyor. Gazete söz konusu yasaya sağ partilerin yanı sıra sol partilerin de destek verdiğini, öğretmenlerin yüzde 80'inin de yasadan yana olduklarını belirtiyor. Ancak Times yasanın, devlet okullarında geçerli olduğuna dikkat çekiyor. Gazeteye göre bu durum, zengin Müslüman ailelerin kızlarını özel okullara göndermeyi tercih etmelerine yol açabilir. Times'ın Fransa'daki müslüman liderlere de bir çağrısı var. "Fransız müslüman liderler kendilerine şu soruyu sormalı: 'Mücadelelerini daha da ileri aşamaya taşımaları dinlerini güçlendirir mi, yoksa azınlıktaki müslümanların daha da dışlanmalarına ve kendilerini zayıf hissetmelerine mi yol açar?" İngiliz gazeteleri bugün Libya Dışişleri Bakanı Abdülrahman Muhammed Şalgam'ın Başbakan Tony Blair'le yaptığı görüşmeye de geniş yer ayırmış. Görüşme sonrası Blair'in Libya lideri Muammer Kaddafi'ye görüşmeyi kabul ettiği açıklanmıştı. Ancak İngiltere-Libya ilişkilerindeki yakınlaşmaya temkinli bakanların sayısı hiç de az değil. Daily Telegraph'ın bugünkü başyazısı 'Kaddafi'nin tehlikeleri' başlığını taşıyor. Libya'yı 'İnsan hakları sicili zayıf bir diktatörlük' olarak tanıyan gazetedeki yazı şöyle sürüyor: "Tony Blair bir yandan Amerikalılarla yakın işbirliği yaparken diğer yandan da hem İran ve Suriye gibi ülkelerle ilişkilerini sürdürüyor, hem de Libya'ya karşı daha uzlaşmacı bir tutum benimsiyor. Bu tavır İşçi Partisi ve onu Amerikan Başkanı Bush'un süs köpeği olmakla suçlayan Avrupa Birliği'nin hoşuna gider. Ancak Blair'in İslamcı devletlerle 'yapıcı bütünleşme' politikası etkili değil. İran'da İngiltere'nin umutlarını bağladıkları reformcular, önümüzdeki ay yapılacak parlamento seçimlerinde yenilgiye gidiyor. Suriye'de de, eski lider Hafız Esad'ın ölümü sonrası dile getirilen değişim sözü, Devlet Başkanı Beşar Esad tarafından yerine getirilmedi." Independent gazetesinin aynı konudaki başyazısının başlığıysa 'Libya'ya kucak açma yarışına girilmesine karşın İngiltere dikkatli olmalı'. Gazete Trablus'la yakınlaşmadan önce, Libya'nın niyetleri ve amaçlarının dikkatle incelenmesi gerektiği görüşünde. Independent ayrıca Yvonne Fletcher adlı polisin Londra'daki Libya Büyükelçiliği'nden bir yetkili tarafından öldürülmesinin, hala iki ülke ilişkilerini gölgelediğini belirtiyor ve ekliyor: "Libya'nın Fletcher'ın ailesine tazminat ödemesi, bu üzücü sorunun çözümü için gerekliydi. Tıpkı Lockerbie'de ölenlerin yakınlarına tazminat ödenerek bu defterin kapanması gibi. Ancak iyi niyet kolaylıkla satın alınamıyor. Zaten alınmamalı da. Petrol parası herşeyi satın alamaz." Financial Times gazetesindeyse bugün eski İsrail Dışişleri Bakanı Şlomo Ben-Ami'nin kaleme aldığı bir makale var. Makalenin başlığı: 'Niçin Gazze'de uluslararası topluma ihtiyaç var?' Şlomo Ben-Ami, İsrail Başbakanı Ariel Şaron'un Gazze'deki tüm Yahudi yerleşim birimlerini boşaltmaya yönelik planının, İsrail-Filistin barış sürecini canlandırabilse de, son derece riskli olduğunu söylüyor. Ben-Ami, Filistinlilerle Oslo Barış Anlaşması'nı imzalayan Yitzhak Rabin'in bile, en güçlü döneminde dahi Gazze'deki Netzarim Yahudi yerleşim birimini boşaltmaya cesaret edemediğini hatırlatıyor. Eski İsrail Dışişleri Bakanı'na göre uluslararası toplum, Şaron'un planının yol açtığı fırsatların değerlendirilmesi ve risklerin azaltılmasında hayati bir rol oynayabilir, hatta oynamalı da. Peki Ben-Ami'ye göre Şaron'un planı niçin riskli? "Plandaki en büyük risk, İsrail'in yerleşim birimlerini boşaltması ve askerlerini çekmesinin ardından Gazze'nin Lübnanlaşması. Çünkü bu durumda, Hizbullah'ın Lübnan'da yaptığı gibi, Gazze'deki en büyük güç olan Hamas'ın zafer ilan edeceğinden kuşku yok. Bu ayrıca intihar saldırılarının da onaylanması anlamına gelir. Hamas böylece Gazze Şeridi'ni yönetmeye başlayacak ve İsrail'le savaş halindeki mini bir Taleban devleti kuracaktır. Bu da tüm bölgeye korkunç bir mesaj gönderecektir." İsraille ilgili bir diğer haber de Guardian gazetesinden. Gazete bugün başlayacağı 4 günlük Londra gezisi öncesi, İsrail Savunma Bakanı Şaul Mofaz'a İngiliz yetkililerin tutuklanmayacağı yönünde teminat verdiklerini yazıyor. Haberin başlığı 'İsrailli bakan tutuklanmayacağı İngiltere'de güvende.' Şaul Mofaz, İsrail birliklerinin 2002'de Batı Şeria'yı yeniden işgal ettikleri dönemde İsrail Genelkurmay Başkanı'ydı. İsrail operasyonlarında yaşamlarını yitiren Filistinli sivillerin avukatları, Mofaz'ın insanlığa karşı suç işlediği görüşünde. İnsan Hakları İzleme Örgütü de, Mofaz'ın uluslararası hukuk çerçevesinde tutuklanabileceğini söylüyor. Adını açıklamayan İngiliz bir yetkiliyse Mofaz'ın gezisiyle ilgili şu yorumu yapıyor: "İngiltere hükümeti hiç kimseye "Size sınırsız af sağlıyoruz' diyemez. Ancak biz sorunla ilgili olarak İngiliz polis teşkilatının görüşünü aldık. Polis, bir savunma bakanı olarak Mofaz'ın diplomatik dokunulmazlığa sahip olduğunu düşünüyor. Bu tüm savunma bakanları için geçerli. Burada Mofaz'a yönelik herhangi bir ayrıcalık yok." Bugünkü basın özetimizde son haberimiz Financial Times gazetesinden. Orta Doğu sayfasındaki haberin başlığı 'Mücadelelerin korkuttuğu Kerkük'de ortak bir zemin arayışı'. Haberde Kerkük'le görevli Amerikalı binbaşı Jeff Cantor'ın şu sözleri yer alıyor: 'İşimiz Kosova'dan daha zor. Burada sanki devam eden bir iç savaş var.' Financial Times, Kerkük hakkında Kürtler ve diğer grupların tamamen farklı görüşlere sahip olduğunu söylüyor. Kürdistan Yurtseverler Birliği'nden Celal Cevher Aziz, Kerkük'ün Kürtler için kutsal bir kent olduğunu belirtiyor ve ekliyor: "Araplar Kerkük topraklarını güç kullanarak gasp ettiler. Bu nedenle geldikleri gibi gitmeliler." Kerkük'te yerel meclisin Arap üyelerinden Etar El Tavil'inse bu yoruma yanıtı şöyle: "Sünni Araplar ve Şiiler etnik federalizmi önlemek için seçim istiyor. Biz gerekirse 1 milyon şehit verecek ama Kerkük'ün bir Kürt kenti olmasına izin vermeyeceğiz." |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||