|
8 Şubat 2004 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Irak savaşı haftalarla sayılacak kadar kısa süre içinde bitti ama yankıları çeşitli boyutlarıyla hâlâ devam ediyor. İngiliz Pazar gazetelerin hemen hepsinin birinci sayfalarında İngiltere Başbakanı Tony Blair'in savaş öncesinde yararlandığı istihbarat ve verilen bilgilerin kullanılış şekli konusunda ayrıntılı haberlere yer veriliyor. Independent on Sunday gazetesi savaşın en önemli gerekçelerinden biri olan, Irak'ın elinde 45 dakikada kullanıma hazır kitle imha silahları olduğu iddiasının tamamen asılsız olduğunun anlaşıldığına dair haberi "45 dakika iddiası çöktü" başlığıyla sunuyor.
Gazete, "Irak savaşının başlamasından altı ay önceden itibaren Başbakan Tony Blair'e üç kez resmî istihbarat raporu verildi. Bunlardan birinde, Saddam Hüseyin'in elinde hâlâ kimyasal ya da biyolojik silah olduğuna dair bilgilerin tutarsız, az sayıda kaynağa dayandırıldığı uyarısı yapılıyordu. Bu açıklamalar ışığında, Başbakan'ın daha geçen hafta nasıl olup da Parlamento'da Irak'ın elinde kitle imha silahı olduğuna inandığında ısrar etmesi son derece şaşırtıcı" diye yazıyor. Eski dışişleri bakanlarından Robin Cook'un, Lord Butler başkanlığında bu konuya inceleyecek olan komitenin mutlaka, hükümetle istihbarat örgütlerinden oluşan Ortak Istihbarat Komitesi'nin, Saddam Hüseyin'in silah kapasitesi hakkında Başbakan'a üç rapor sunarken, nasıl olup da stratejik silahların değil de savaş alanında kullanılan silahların kastedildiğini belirtmediğini soruşturması gerektiğinde ısrar ettiğine de dikkat çekiyor. Independent on Sunday aynı başlık altındaki bir başka haberinde İngiltere'yi savaşa sokan en önemli gerekçenin dayandığı istihbaratın kaynağı olan Iraklı'nın, uzun yıllardır sürgünde yaşayan biri olduğunun anlaşıldığını da yazıyor ve ikinci elden gelen bilgilerin, tek kaynağa dayandırılarak, başka verilerle desteklenmeden raporda yer almasını eleştiriyor. Sunday Telegraph gazetesi bu konudaki başyazısında yetkililerin konuları genel çerçevesiyle kavramakta çok yetenekli bir başbakanın, önemli konuların ayrıntılarını genellikle ihmal ettiği şeklindeki saptamalarının önemini vurgulayarak, pekçok seçimin güvenden çok yeterlilik konusu üzerinde kazanılıp kaybedildiğine, Başbakanın yarattığı izlenimin, kendisine bir seçim zaferine mâlolabileceğine dikkat çekiyor. Sunday Telegraph, The News of the World gazetesi tarafından yapılan bir kamuoyu yoklamasının İngiltere halkının yüzde 72'sinin parlamentonun Irakla fazla meşgul olmasından rahatsız olduğunu ortaya çıkardığını da belirtiyor. Yüzde 54 gibi büyük bir çoğunluğun hükümetin artık, sağlık hizmetleri, göçmenlik gibi önemli konulara eğilmesi gerektiğine inandığını kaydediyor. Observer gazetesi ise Irak konusunda bir başka haberi öne çıkarıyor. "İngiltere, Birleşmiş Milletler'de Irak savaşı öncesinde, Amerika Birleşik Devletleri için casusluk yaptı" Observer, bu başlık altında, "İngiltere Irak savaşı öncesinde Birleşmiş Milletler'de, Amerika'nın gizli ve yasadışı casusluk çalışmalarına katkıda bulundu. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin en az bir sürekli üyesine yönelik bu faaliyetlerin, Birleşmiş Milletler çalışmalarında casusluğu tamamen yasadışı kabul eden Viyana Sözleşmesi'nin çiğnenmesi anlamına gelir" diye yazmakta. Bu çabaların, Irak savaşı konusunda Birleşmiş Milletler tarafından ikinci bir karar alınmasını kolaylaştırmak için gösterildiğini ileri süren Observer gazetesi, İngiliz istihbaratının dinleme bölümündeki çevirmen ve analistlere Amerika'nın casuslarına Birleşmiş Milletler'deki heyetlerin izlenmesi ve dinlenmesi konusunda yardımcı olma emri verildiğini belirtiyor. Gazete, casusluk faaliyetleri sayesinde toplanan bilgilerin 2003 yılının 5 Şubat tarihinde, Irak'ın silahları konusunda Güvenlik Konseyi'ne sunuş yapan Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Colin Powell'e verildiğini ileri sürüyor. Bu faaliyetlerin özellikle Şili, Bulgaristan, Kamerun, Angola, Gine ve Pakistan üzerinde yoğunlaştığını ileri süren Observer, hedef alınan sürekli üyenin ise Çin olabileceğine dikkat çekiyor ve Hutton raporunu izleyen ve gerek İngiltere gerek Amerika'da Irak'ın elindeki silahlarla ilgili soruşturma kararı alındığı bir dönemde bu olayı, Irak savaşı konusunda hükümetin itibarını sarsma tehlikesi yaratan bir başka örnek olarak tanımlanıyor. Observer gazetesinin yine istihbarat örgütlerine dayandırarak öne çıkardığı bir başka haber, teröristlerin uçakları, uçuş sırasında havaya uçarma çabalarıyla ilgili. Observer gazetesine göre, uçaklara bomba sokmayı başaramayan teröristler, gizlice soktukları malzemeyi havada monte etmeye çalışmayı deniyorlar. Gazete, ölümcül yeni bombalı eylemlerle ilgili bu taktiklerin Avrupa uçuşları sırasında provasının yapıldığını yazarak şöyle devam ediyor: "İstihbarat kaynakları, güvenlik sistemlerinden sakınmak amacıyla geliştirilen bu taktiğin, patlayıcıların parçalar halinde uçaklara yerleştirilmesi, sonra da bunların militanlar tarafından havada monte edilmesi yönteminin, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Batı Avrupa uçuşları sırasında denendiğini söylüyorlar. Son günlerde Avrupa ile Amerika arasındaki pekçok seferin iptalinin ardında bu kaygının yattığını belirtiyor. Güvenlik örgütlerinin, bu taktikler konusunda eğitim almış olabilecekleri düşünülen onlarca Müslüman militanın peşinde olduğunu yazan Observer, Batı'nın bu konuda Orta Doğu'daki istihbarat örgütleri tarafından uyarıldığını da belirtiyor. Gazete bomba yapımında kullanılan malzemenin uçağa sokulup saklanabileceğine dair ilk belirtinin 2002 yılında Fas'a ait bir yolcu uçağının koltuk kılıfının altında bulunmasıyla saptandığını yazıyor. O zaman bu konuyu araştıran uzmanların, "pentrite" adlı plastik patlayıcı yapımında kullanılan maddenin uçağa uyarı amacıyla konulduğunu sandıklarını da belirtiyor. Observer "Şimdi Fransız polisi bu maddenin, yeni taktik gereği oraya konmuş olabileciğini düşünüyor" diye yazıyor. İngiltere halkının, artık hükümetin, sağlık hizmetleri, göçmenlik gibi konularla uğraşması gerektiği inancını gösteren kamuoyu yoklaması bugünkü Pazar gazetelerinin hemen hepsinde, bir alıntıyla aktarılıyor. Son günlerde İngiltere'de gündemin en önemli haberini oluşturan Çinli kaçak işçilerin kabuklu bir deniz ürünü olan tarak toplamaları sırasında denizin yükselmesi nedeniyle ölümü, göçmenlik konusundaki tartışmaların odak noktasını oluşturuyor. Gazetelerin tümü kaçak işçilerin trajedilerini ele alıyor iç sayfalarındaki incelemelerde. Morecombe Körfezi'nde 19 Çinli'nin ölümü konusunda polis tarafından soruşturma açıldı. Sunday Times "kabuklu deniz ürünleri açısından zenginliğiyle ünlü Morecombe Körfezi ülkenin dört bir yanından balıkçılar için bir çekim kaynağı. Yılda altı milyon sterlin dolayındaki ticarî hacmi, bir yandan da ucuz işçi sömürüsü sorununu gözler önüne serdi" diyor. Son üç yılda iki kat artan tarak fiyatları bazı Avrupa ülkelerinde tonu bin sterlinden alıcı bulurken, şebeke liderlerinin kaçak Çinli işçileri günde sadece bir sterlin karşılığında çalıştırdıkları anlaşıldı. Kaçak işçilerin bu kadar düşük ücretle çalışmayı kabul etmeleri, Çin'de ortalama işçi kazancının ayda sadece üç dört sterlin dolaylarında olmasından kaynaklanıyor. Sunday Times yaklaşık 60 bin kadar kaçak Çinli işçinin şebeke liderleri tarafından bu şekilde sömürüldüğünü belirtiyor. Independent on Sunday yılda iki bin kadar Çinli'nin çalışmak için İngiltere'ye geldiğini bunların bir kısmının çalışma izninin bulunduğunu, bir kısmının ise şebekeler tarafından binlerce sterlin karşılığında kaçak olarak sokulduğunu yazıyor. Göçmenlerin çoğunluğunun Çin'in en yoksul bölgesi Fujian'dan geldiğine dikkat çekiyor. Bakanların, yabancı ülkelerden özellikle tarım alanında çalışmak için gelen işçilere iş verecek olanların, iş koşulları hakkında gönüllü bir anlaşma yapmaları üzerinde çalıştıklarını haber veriyor. Gazete hükümetin daha geniş kapsamda, özellikle Avrupa'dan gelecek göçmenlerle ilgili bir kampanyaya hazırlandığını da belirtiyor. Mayıs ayında Avrupa Birliği'nin genişlemesiyle, özellikle Slovakya ve Çek Cumhuriyeti de dahil on ülkeden binlerce işçi akımına karşı önlem almaya başladığını yazıyor. Gazeteye göre, bakanlar yılda 13 bin kişinin bu yöntemlerle İngiltere'ye gelebileceğini tahmin ediyor. Ancak Almanya, Fransa ve İtalya gibi büyük üyelerin, en az iki yıl süreyle yeni üyelerden geleceklerin çalışmasını yasaklamasından kaygı duyuyorlar. |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||