|
11 Ocak 2004 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Observer gazetesinde bugün, radikal İslamcı terör örgütlerine dair iki sayfalık özel bir araştırma yer alıyor. Haberin başlığı "Terör hücreleri, yeniden örgütleniyor ve şimdiki hedefleri Avrupa" şeklinde.
Alt başlıktaysa, Avrupa ülkelerinin istihbarat kuruluşlarına ait gizli belgelerin, radikal örgütlerin Avrupa'daki bağlantılarını genişlettiklerini gösterdiği belirtiliyor. Batı'nın bu örgütlere karşı verdiği mücadeleyi kaybedemeyeceği vurgulanıyor. Haberde ayrıca, örgüt militanlarının Avrupa'daki hareketlerine ait bir şemayla; İstanbul, Bağdat, Kazablanka, Riyad ve Mombasa'daki bombalı saldırlara ait bilgiler var. Haber içinde resmi bulunan kişiyse, İstanbul'daki terör saldırlarını organize ettiği düşünülen Ebu Musak Zarkavi. Gazetenin araştırması şöyle sürüyor: "Avrupa geçmişte teröre karşı savaşta arka plandaydı. Şimdiyse ön cephe haline geldi. Bir güvenlik uzmanı 'Bu bir siper savaşı' diyor ve şu noktanın altını çiziyor: 'Biz onları dışarı atmaya devam ediyoruz, onlar da üzerimize gelmeye. Ancak biz onları dışarı attıkça üzerimize daha şiddetli geliyorlar.' İngiltere hâlâ militanlar için lojistik bir merkez. Geçtiğimiz yıl Fas'daki bombalı saldırıları düzenlediği sanılan bir kişiyle, bir El Kaide liderinin İngiltere'de saklandığı belirtiliyor. Ancak İslamî terör hücreleri artık Polonya, Bulgaristan, Romanya, Çek Cumhuriyeti gibi Doğu Avrupa ülkelerine yayılıyor. Bu ülkelerde kurumların zayıf, yolsuzlukların fazla, suç örgütlerininse güçlü oldukları unutulmamalı. Avusturya da, radikal İslamcı militanlar için bir merkez haline geliyor. Fransa, Çeçenistan'da savaşan militanların yetiştirildiği kritik bir ülke oluyor. Almanya'daki bazı gruplar da, silah temin etmek için, Balkan ülkelerindeki çetelerle bağlantı kuruyor. Avrupa'daki terör hücrelerinin çoğu birbirlerinden bağımsız yapılara sahip ve özel görevler için işbirliği yapıyorlar. Güvenlik kaynakları, bu hücreleri, 'El Kaide' olarak tanımlamanın, onları hafife almak anlamına geleceğini söylüyor. Bu hücrelerin El Kaide yerine, İstanbul'daki bombalı saldırıların planlayıcısı olduğu sanılan Ürdün'lü militan Ebu Musak Zarkavi'yi izlediği belirtiliyor. 37 yaşındaki Zarkavi'yse, benzer amaçları olmasına karşın, Usame Bin Ladin'den bağımsız haraket ediyor. İran ya da Irak'ta olduğu sanılan Zarkavi, geçtiğimiz yıl yayınladığı bir video bantta Tanrı'ya, Arap ve yabancı tüm zalimleri, teker teker öldürmesi çağrısı yapmıştı. Observer'a açıklama yapan bir yetkili İslamî terör hücreleri hakkında şunları söylüyor: "Mekanik değil organik bir yapıyla karşı karşıyayız. Bir parçalarını ortadan kaldırıp onları tamamen çökertemezsiniz. Daha çok mantara benziyorlar. Bazılarını yaksanız da, başka bir yerde büyümeye devam ediyorlar." İngiliz pazar gazeteleri, yargıç Lord Hutton'ın, hükümetin silah danışmanı doktor David Kelly'nin ölümüyle ilgili olarak yürüttüğü soruşturmaya geniş yer ayırmış. David Kelly, Irak savaşının gerekçelerini sorgulayan BBC haberleri hakkındaki bir tartışmanın odağındaydı. Hükümetin savaş gerekçesi olarak gösterdiği nedenleri irdeleyen haberlerin kaynağının kim olduğu konusundaki söylentiler, Doktor Kelly üzerinde yoğunlaşıyordu. Soruşturma, Başbakan Tony Blair'in talimatı üzerine açılmıştı. Ancak Lord Hutton, çalışmalarının sürdüğü gerekçesiyle, raporunu açıklamayı, ileri bir tarihe ertelemişti. Daily Telegraph gazetesinin manşetten verdiği haberin başlığı 'Hutton, Başbakanlık'tan kendisine iletilen belgelerden duyduğu hayal kırıklığını dile getiriyor'. Haberin alt başlığında, Hutton'ın soruşturma çerçevesinde kendisine iletilen belgeleri, 'çok dağınık ve konuyla ilgisiz' bulduğu belirtiliyor. Haber şöyle devam ediyor: "Lord Hutton, yürüttüğü soruşturmayla ilgili yaptığı ender yorumlardan birinde, hükümetin kendisine çok sayıda evrak gönderdiğini söyledi. Bu evraklar içinde, mektuplar ve bazı bant kayıtları da bulunuyor. Ancak Hutton'a özel kalem müdürlerinin tuttuğu notlardan çok az gönderilmiş. Hutton, gönderilen notların da, çok dağınık olduğunu ve araştırdığı konuyla ilgili olmadığını aktarıyor. Lord Hutton, bu şikayetini, Muhafazakâr milletvekili Peter Lilley'e 18 Aralık'ta gönderdiği mektupta dile getirmiş. Hutton'ın şikayeti gerçekten çok önemli. Çünkü Irak'ın kitle imha silahlarına dair dosyayla ilgili tartışmada, Doktor Kelly'nin adının basına sızmasıyla ilgili kararların çoğu, bakanlar ve yetkililer arasındaki telefon görüşmelerinde alındı. İngiltere'de, özellikle böylesi hassas bir konuda yapılan bu tip görüşmelerin, özel kalem müdürlerince not edilmesi, bir gelenek. Lord Hutton özellikle, Kelly'nin adının basına sızması öncesi, 5 ve 6 Temmuz'da yapılan görüşmelere çok önem veriyor. Ancak bu tarihlerde özel kalem müdürlerinin tuttuğu notlardan hiç de memnun değil." İngiliz pazar gazetelerinin, bu hafta Hutton soruşturması gibi geniş yer ayırdığı bir diğer haber de BBC televizyonunun, Robert Kilroy-Silk'in sunduğu bir forum programını, Silk'in bir gazeteye yazdığı makale nedeniyle, şimdilik yayından kaldırması. Silk'in, 4 Ocak'ta Sunday Express gazetesinde yayınlanan yazısı, "Araplara hiçbir borcumuz yok" başlığını taşıyordu. Olayın ilginç yanıysa, yazının gazetede geçen yıl Nisan ayında yayınlanması ve Silk'in sekreterinin Sunday Express'e, yanlışlıkla bu yazıyı yeniden göndermesi. Yazı Irak savaşı sırasında pek gürültü koparmamıştı. Ancak bu kez durum çok farklı. Arabistanlı Lawrance'a atıf yapan Sunday Times gazetesi konuyla ilgili bir sayfalik haberine, 'Arabistanlı Kilroy' başlığını atmış. Haberdeki resimdeyse fotomontajla, Kilroy bir çölde yerel Arap giysileri içinde gülerken görülüyor. Haber şöyle devam ediyor: "Araplar bize rakamları ve modern alfabeyi kazandırdı. Matematik ve tıp gibi alanlarda büyük keşifler yaptılar. Vikingler tecavüzle ve biz Anglo-Saksonlar'ın mallarını gaspla meşgulken, onlar büyük bir uygarlığa sahipti. Ancak Kilroy, ilk kez geçtiğimiz Nisan ayında yayınlanan bir yazısında Araplar'ı, 'İntihar saldırıları düzenleyen, insanları organlarını keserek cezalandıran ve kadınları ezen' kişiler olarak tanımladı. Kilroy'a göre Araplar 11 Eylül saldırları sonrası, saldırıları sokaklarda dans edip kutlamak yerine, Amerika'nın cömertliği için diz çökerek tanrıya teşekkür etmeliydi. Yazının bir kez daha yayınlanmasının ardından BBC ilk kez, bir görüşünü tekrar dile getirdiği gerekçesiyle bir çalışanını cezalandırdı. Eğer Kilroy'un kariyeri farklı yönde gelişseydi, yaşananlar hükümet için de utanç kaynağı olacaktı. Zira Kilroy geçmişte, parlak bir gelecek vaad eden İşçi Partisi milletvekillerinden biriydi. Belki de şimdi İçişleri Bakanı, hatta daha da kötüsü Dışişleri Bakanı olacaktı. Yaşananlar BBC için de kaygı verici. Kurum bir süre önce çalışanlarının gazetelere yazı yazmalarını yasaklamıştı. Bu kararla John Humphrys, John Simpson ve Andrew Gilligan gibi kişiler, gazetelerdeki yazılarına son verecekti. Robert Kilroy-Silk'eyse, zararsız olduğu ve söyleyeceklerini kimsenin dikkate almayacağı gibi gerekçelerle ayrıcalıklı davranılmıştı. Ancak artık çok geç. Silk'in forum programı, konuyla ilgili iç soruşturma tamamlanıncaya dek yayından kaldırıldı. İşçi Partisi milletvekillerinden Lynne Jones, Silk'in kovulmasını istedi. Irk Eşitliği Komisyonu da, Silk'in yazısını polise gönderdi. Ünlü sonucunun, toplumda nefret duyguları uyandırmak suçuyla cezalandırılması göndemde. Silk, yazısıyla, Araplar'dan çok Arap devletlerini eleştirmek istediğini söyledi. Ünlü sunucu ayrıca, gazetenin, yazısındaki, 'Arap ülkeleri ve devletleri' şeklindeki ifadeleri 'Araplar' olarak değiştirdiğini söylüyor. Ancak yine de, İslamî terör nedeniyle Araplar'a saldırmak, Kuzey İrlanda'daki protestan militanların eylemlerinden, Canterbury Başpiskoposu'nu sorumlu tutmaya benziyor." Independent on Sunday gazetesinin Bağdat kaynaklı haberi, "Iraklı Kürtler, Amerika'nın özerklik teklifini küçük görüyor" başlığını taşıyor. Haber şöyle devam ediyor: "10 yıldan uzun süredir neredeyse bağımsız olarak yaşayan Iraklı Kürtler, kendilerine çok sınırlı özerklik öneren Amerikan planını reddetti. Kürt bir lider dün, 'Plan, geçmişte Saddam Hüseyin'in bize yaptığı öneriden bile daha az şey içeriyor' dedi. Kürtler geçen hafta Selahattin kentinde yapılan toplantılarda, Iraklı Arap liderlere, iç işlerini kontrol etmekte kararlı olduklarını bir kez daha söyledi. Amerikalılar ve Irak'taki Geçici Yönetim Konseyi'nin Arap üyeleri, Saddam sonrası Irak'ta Kürtler'in sadece yerel konularda yetki sahibi olmalarından yana. Ancak Kürt liderler Mesut Barzani ve Celal Talabani, konseyin 7-8 Arap üyesine, bu önerinin gerçekçi olmadığını söyledi. Kürtler, dış politika, savunma ve maliye konularında yetkilerini Bağdat'a devretmeye hazır olduklarını söylüyor. Kürtler bağımsızlık ilan etmeyecek. Çünkü bunun Türkiye'nin işgaline yol açacağını, Suriye ve İran'ın da bu duruma sert tepki göstereceğini biliyorlar. Bir Kürt lider, Kerkük'ün geleceğiyle ilgili görüşmeler yapmaya hazır olduklarını söylüyor. Ancak Kürtler'in, Saddam Hüseyin'in birçoklarını kovduğu Kerkük'ten vazgeçmesi, zayıf bir olasılık. |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||