|
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
23 Ocak 2004 Basın Özeti İngiliz gazetelerinden Guardian, Yunanistan'ın tek uluslu bir Kıbrıs'ın önündeki başlıca engel olarak Türk ordusunu gösterdiğini yazıyor. Gazete, Yunanistan hükümetinin, son diplomasi atağına karşın, Kıbrıs sorununa erken çözüm konusunda kötümser olduğunu bildiriyor. Gazete, dün Londra'da İngiltere Başbakanı Tony Blair ve Dışişleri Bakanı Jack Straw ile görüşen Yunanistan Dışişleri Bakanı Papandreu'nun, Türkiye'yi ödüne ikna etmek için İngiliz yetkililerden destek istediğini belirtiyor.
Guardian, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, dün Assosiated Press Haber Ajansı'na verdiği bir mülakatta, Türkiye'nin adanın birleşmesi için 'son saniyeye kadar' çaba göstereceğini söylediğini de aktarıyor. Gazeteye göre Yunanlı bir yetkili ise, yıl sonuna kadar çözümün ipuçlarının ortaya çıkabileceğini ancak 1 Nisan veya 1 Mayıs'a kadar bunun olmayacağını söylüyor. Diğer bir İngiliz gazetesi Financial Times ise, 'Türkiye, Kıbrıs konusunda yeni Birleşmiş Milletler görüşmeleri arayışında' diyor. Gazeteye göre Türkiye, önümüzdeki günlerde, Kıbrıs'ın birleşmesine yönelik Birleşmiş Milletler liderliğinde yeni görüşmelere yönelik öneriler paketi sunacak. Bu habere ek olarak, Financial Times'ın makaleler sayfasında da, Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu üyesi Günter Verheugen'ın Kıbrıs sorunu hakkında bir yazısı var. Verheugen yazısına, "Genişlemiş Avrupa Birliği'nde Birleşmiş Milletler barışgücünün görev yapıyor olması, garip bir şey olmaz mı?" sorusuyla başlıyor. Alman yetkili yazısında, Türkiye'nin Kıbrıs'ın birleşmesine yardımcı olması durumunda, Avrupa Birliği kapısından içeri bir ayağını sokacağını ileri sürüyor. Verheugen, Kıbrıs'ın bölünmüş kalması durumunda ise, Ankara'nın üyelik talebinin Avrupa Birliği'nin 25 üyesinden tam destek almasının muhtemel görünmediği uyarısında da bulunuyor. Avrupa Komisyonu yetkilisi, genişlemeden önce Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için bir fırsat penceresi bulunduğuna inandığını da kaydediyor. Fransa'da devlet okullarında dinsel sembollerin yasaklanmasına yönelik yasa tasarısı tartışılmaya devam ediyor. Le Figaro, Dışişleri Bakanı Dominique de Villepin'e atfedilen bir eleştirinin, hükümet sıralarında kafaları karıştırdığını yazıyor. Fransız gazetesine göre, Dışişleri Bakanlığı tarafından hemen reddedilen ve kimliğini gizli tutan bazı bakanların kaynak gösterildiği alıntıda, söz konusu yasağın uluslararası arenada çok hassas bir dönemden geçilirken, Fransa dış politikasını 'terse yatıracağı' belirtiliyor. Diğer bir Fransız gazetesi Nouvel Observateur 'tam bir kargaşa' olarak nitelediği durumun tarihsel arkaplanını değerlendiriyor. Gazeteye göre, türban tartışmasının arkasında, toplumsal entegrasyon sorunu ve bu konuda şimdiye dek üstü örtülmüş tartışmalar var. Gazete, "Sorun biz Fransızlar'ın kendi tarihimiz ve Araplar'la nasıl bir ilişki tasavvur ettiğimizdir" diyor. "Fransa'da yaşayan beş milyon Müslüman'ın büyük çoğunluğu dinlerinin gereklerini sorunsuz şekilde yerine getiriyor" diyen gazeteye göre, genç kuşaklar arasında bir azınlık kimlik arayışına girdiklerinde ise, kendilerini toplumla ters düşmüş buluyorlar. Konu Almanya'da da güncelliğini koruyor. Bazı eyaletler devlet okullarında, Fransa gibi tüm dinsel sembolleri değil, sadece türbanı yasaklamaya yönelik hazırlıklar yapmakta. Frankfurter Rundschau, böyle bir ortamda, Cumhurbaşkanı Johannes Rau'nun yasağa karşı konuşmasından övgüyle bahsediyor. Alman gazetesine göre, Cumhurbaşkanı'nın müdahelesi, laik devlete karşı olan ama tüm inançların haklarını savunan 'saldırgan bir çağrı'. Gazete, görev süresinin tamamlanmasına az bir süre kalan Cumhurbaşkanı'nın, konuşması nedeniyle bir çok eleştiriye hedef olacağını ancak 'cesur bir devlet adamlığı' sergilediği yorumunu yapıyor. Diğer bir Alman gazetesi Die Welt ise Cumhurbaşkanı'nın konuşması hakkında kuşkular dile getiriyor. Gazeteye göre, haç ile türbanı bir tutmak yanlış, çünkü haç selamet ve barış simgesiyken, türban dinî olduğu kadar siyasî bir tavrı da dile getiriyor. Diğer taraftan gazete, Cumhurbaşkanı Rau'nun türban yasağının Almanya'da topyekün bir laikliğe yol açabileceği uyarısının da haklı olduğunu belirtiyor ve bu değerlendirmenin bazı politikacıların türban yasağı çığırtkanlığı yapmasından daha doğru çizgide olduğunu yazıyor. Irak'taki gelişmeler de Avrupa gazetelerinin ortak konularından biri. İspanyol gazetelerinden El Mundo, dün Irak'taki İspanyol birliklerinin güvenliğinden sorumlu jandarma subayının güney Irak'ta ağır yaralanmasını değerlendiriyor. İspanyol Savunma Bakanlığı olayın bir 'terörle mücadele operasyonu' sırasında gerçekleştiğini söylüyor ancak El Mundo'ya göre, yerel Irak polis yetkilisi, 'olayın terörle ilgisi olmadığını, sıradan suçluların saldırısı olduğunu' söylüyor. Gazete, görgü tanıklarının ifadesine bakılacak olursa, Savunma Bakanlığı'nın tasvir ettiği tarzdan ziyade, Vahşi Batı türü bir çatışma olmuş, diyor. Gazeteye göre, bu olay İspanya'nın Irak'ta asker bulundurmasının ne kadar anlamlı olduğu sorusunu bir kez daha gündeme getiriyor. Diğer bir İspanyol gazetesi ABC de 'Irak'ta karşı karşıya olunan başlıca tehdit eski rejimin üyeleri tarafından yürütülen gerilla savaşıdır' diyor. Gazeteye göre, bu çevreler kendilerini para ve patlayıcılarla çevrelemiş, gelecekten hiç bir beklentileri olmayan ve galiplere duydukları nefretle beslenen kişiler. İngiliz gazetelerinden Daily Telegraph 'a göre 'Saddam'ın yakalanması isyancılara diz çöktürdü'. Gazete, bu sözlerin Bağdat'ın kuzeyinde faaliyet gösteren bir Amerikalı komutana ait olduğunu söylüyor. Gazete, Amerikalı komutanın, altı ay içinde, saldırıların azalacağı ve normal hayata dönüş belirtilerinin ortaya çıkacağını söylediğini de aktarıyor. Habere eşlik eden fotoğrafta ise, Felluce'deki Amerikan üssünde çalışan bir Iraklı kadının, dün işe giderken öldürülmesi ardından, annesi ve kızı göz yaşları içinde birbirlerine sarılmış halde görüntüleniyor. |
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||