|
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
18 Ocak 2004 Basın Özeti Observer gazetesi, Pakistan'ın nükleer programının mimarı Abdülkadir Han'ın resmiyle birlikte verdiği bir sayfalık özel dosyasınq "Ortaya çıkan gerçek: Pakistan nükleer silah yarışını nasıl arttırdı" başlığını atmış. "İran ve Libya'dan gelen dramatik bilgiler, Kuzey Kore, Malezya ve Çin'den, Rusya, Almanya ve Dubai'ye uzanan son derece gizli ve gelişmiş bir nükleer ağın varlığına işaret ediyor. Ancak bu radyoaktif ticaret yakından incelendiğinde, tüm yollar tek ülkeye çıkıyor, Pakistan.
Konu yakından incelendiğindeyse karşımızda ülkenin kuzeyindeki Kahuta'da bulunan Han Araştırma Laboratuvarı beliriyor. Bu tesisle ilgili olarak akla gelen ilk isimse, Abdülkadir Han. Hindistan ilk kez nükleer denemeler yaptığında Abdülkadir Han, merkezi Hollanda'da bulunan ve nükleer enerji üzerinde yoğunlaşan, İngiltere-Almanya-Hollanda ortaklı Urenco şirketinde görev yapıyordu. Han, burada uranyum zenginleştirme çalışmalarıyla ilgili iki gizli belgeyi çalmayı başardı. Daha sonra da, Pakistan hükümetinin desteğiyle İslamabad yakınlarında Han Araştırma Laboratuvarı'nı kurdu. Çinliler'in de yardımıyla gizlice ülkenin ilk atom bombasını geliştirdi. Pakistan, 1998'de ilk nükleer denemesini yaptığında, Abdülkadir Han ülkesinden kahraman oldu. 'Pakistan'ın nükleer programının babası' olarak kabul edildi. Pakistan hükümeti geçtiğimiz yıla kadar, hiçbir ülkeye nükleer teknoloji ihraç etmediğinde ısrarlıydı. Ancak İslamabad yönetimi şimdi bazı vatandaşlarının şahsi kazançları için Pakistan yasalarını ihlal etmiş olabileceğini söylüyor. Pakistan geçen ay içlerinde Abdülkadir Han'ın da bulunduğu dört bilimadamının sorgulandığını duyurdu. Ancak Abdülkadir Han gibi bir ulusal kahramanın tutuklanması, siyasal açıdan son derece hassas bir konu. Zira bu durum, İslamî kesimin duyarlılığını körükleyebilir. Bu da, Amerika Birleşik Devletleri ve Washington'un teröre karşı savaşındaki önemli müttefiki Pakistan lideri Pervez Müşerref için, beklediklerinin tersi bir sonuç yaratır." Independent on Sunday gazetesinde bugün, ünlü Amerikalı yazar Gore Vidal'ın ülkesindeki başkanlık seçimiyle ilgili bir yazısı yer alıyor. Yazının başlığı, 'Yalanlara Karşı Savaş'. Haberle birlikte başkan Bush'la, Demokrat Parti'nin başkan adaylarının resimlerine de yer verilmiş. "Amerika'da başkanlık seçimlerinin gerçekte neye ilişkin olduğunu, bir yabancıya anlatmak genellikle zordur. Amerikan medyasının dev kuruluşlarca kontrol edilmelerinin ardından, Amerikalı seçmenleri doğru bilgilendirmek de, imkansız hale geldi. Medyanın yaptığı, bırakın olayları analiz etmeyi, halkı bilgilendirmek bile değil. Medya sadece, bir dizi şeytanî düşman yaratıyor. Kitle imha silahlarına sahip bu düşmanlar da, bizi yok etmek için tetikte bekliyor. Bu durumda, çok ciddi konularda kendilerine yalan söylenmiş halk, durumumuzun yanlış aktarılması için milyarlarca doların harcandığı bir seçimde, nasıl doğru karar verecek? Ancak ülkede önseçim yarışında, umut verici gelişmeler gözleniyor. Öncelikle ülkede hızla büyüyen savaş karşıtı haraket dev gösteriler düzenliyor. İlk önseçimin yapılacağı Iowa'da Howard Dean önde görünüyor. Burada dikkat çeken Dean'in yanı sıra onu izleyen John Kerry ve Dick Gephardt'ın da, savaş karşıtı adaylar olmaları. Wesley Clark da, Irak savaşını, 'yanlış yerde yanlış zamanda ilan edilmiş yanlış bir savaş' olarak tanımlamıştı. Eğer bu seçimi atlatabilirsek, belki de bir sonraki seçimde tartışmamız gereken, yeni bir anayasa olmalı." Sunday Telegraph bir haberine 'Scotland Yard'ın raporu, hükümetin terörlemücadele politikasına tokat niteliğinde' başlığını atmış. Haber, parlamento binası dışında ve Big Ben'in altında elindeki silahla bekleyen bir polisin resmiyle verilmiş. ''Scotland Yard'ın Terörle Mücadele masasının başkanının hazırlattığı gizli rapor, İngiltere hükümetinin, El-Kaide'nin ülkede 11 Eylül benzeri bir saldırı düzenlemesinin önlenmesine yönelik çalışmalarda, vahim hatalar yaptığını ortaya çıkardı. Raporda hükümetin terörle mücadele politikası 'eşgüdümden yoksun, gereken önlemleri almaktan uzak, modası geçmiş ve tutarsız' olarak nitelendiriliyor. 63 sayfalık rapor, General John Holmes başkanlığındaki bir heyet tarafından 7 ayda hazırlandı. Raporun temel amacı, Londra'daki ticaret sektörünün, hükümetin teröre karşı aldığı önlemlere yardımcı olmasını sağlamaktı. Bu süreçte 180'den fazla şirketin yetkilileriyle görüşmeler yapıldı. Sonuçta ortaya çıkansa hükümetin terörle mücadele politikalarında halka ve ticarî kesime mesaj vermek için, gerekli liderlik ve idareye sahip olmadığı." Sunday Times gazetesinin orta sayfalarındaki bir haberin başlığı 'İngiltere, Avrupa'dan çingene akınıyla karşı karşıya' şeklinde. Haber, özellikle yasadışı yollardan ülkeye giriş yapılan Dover Limanı'yla, Çek Cumhuriyeti ve Slovakya'dan çingenelerin görüntüleriyle verilmiş. Haber şöyle devam ediyor: ''İngiltere'nin, Mayıs ayından itibaren kapılarını eski Komünist ülkelerin yaklaşık 70 milyon vatandaşına açmasından sonra, Doğu Avrupa'dan en az 100 bin çingenenin ülkeye gelmesi bekleniyor. İngiltere, Avrupa Birliği'nin büyük ülkeleri arasında, birliğin 10 yeni üyesinden vatandaşlara, iş sahası açacak tek ülke olacak. AB'nin yeni üyeleri arasında toplam 1 milyon 700 bin çingenenin de yaşadığı Polonya, Macaristan ve Slovakya da var. Bu durumdan kaygılanan İngiltere İçişleri Bakanlığı, Uluslararası Göç Örgütü'nden, Çek Cumhuriyeti'nde yeni bir reklam kampanyası başlatmasını istedi. Kampanyada, İngiltere'de toplumun alt kesimindekilerin yaşadığı güçlüklerin sergilenmesi amaçlanıyor. İngiltere Başbakanı Tony Blair, Çek Cumhuriyeti Başbakanı Vladimir Spidla'ya yazdığı bir mektupta, çingenelerin organize bir şekilde ve göçmen yasalarındaki boşluklardan yararlanarak ülkesine gelmelerinin kabul edilemeyeceğini söylemişti. Ancak daha önce İngiltere'ye sığınma başvuruları reddedilen çok sayıda Çek çingene, Mayıs ayından sonra, yasal olarak İngiltere'ye gitmeyi planlıyor." |
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||