|
Pakistan'da direnişçiler güçleniyor | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Genç adam benimle konuşmak için yaklaştığında, hala titriyordu.
"Denetim öncesi sırada yerlerimizi alıyorduk ki, bir patlama sesi duyuldu" dedi bana. "Sonra da silah sesleri...Yaşanan tam bir kaostu. Herkes kaçtı. Ben de kaçabilmeden önce saatlerce bir meyve tezgahının arkasına saklandım." diye de ekledi. Genç adam bir evin çatısında benimle konuşurken müthiş bir kargaşa vardı. Yakınımızda toplananlar birden ellerini kaldırmaya ve ordu lehine tezahüratlar yapmaya başladılar. Aşağıda, "Silahlı bir kişi tutuklandı" dediler. Birkaç dakika sonra ise bir patlama bizi sağırlaştırdı. Hepimiz korku içinde birbirimize sarıldık. Sekiz saat boyunca saklandığımız evin çatısı, saldırıya hedef olan polis akademisinin hemen karşısındaki yoldaydı. Öğrenci kılığına girmiş silahlı kişiler önce akademiyi bastılar, sonra bazı kişileri rehin aldılar, ardından da kanlı bir kuşatma başlattılar. Silah, siren, helikopter, atılan el bombalarının patlama sesleri duyuluyordu. Hoşgörü anlayışı ve kültürüyle bilinen Lahor kenti, saldırı altındaydı. Ertesi gün yerel bir televizyon, öldürülenlerin naaşlarının konduğu, Pakistan bayrağına sarılı tabutları gösteriyordu. Ben de evlerinin çatısını kullandığımız Khokhar ailesine teşekkür etmek için geri döndüm. 50 kişiden oluşan bir aşiretti... Onlara, Sri Lanka kriket takımına düzenlenen saldırıdan sadece birkaç hafta sonra bu kez de böyle bir saldırıya tanık olmaları sonrası kendilerini nasıl hissettiklerini sordum. Erkekler, cesurdu. "Pakistanlılar savaşacak" dediler. Bunun yabancıların işi olduğunu söylediler. Kadınlar ise daha temkinliydiler. "Çocuklarımız için endişe ediyoruz" dediler, şiddet olaylarının her geçen gün arttığına dikkat çektiler. Pakistan'ın çeşitli bölgelerine gittiğim son iki hafta boyunca, gittikçe derinleşen bir korkunun gölgesi de benimle birlikteydi. Ülkenin kuzey batısında, Afganistan sınırındaki bölge, şiddet olaylarının da merkezi. Devletin fazla kontrol edemediği, yıllardır aşiretlerin etkin olduğu bir bölge burası... Son yıllarda, El Kaide ve Taleban savaşçılarının sığındıkları bölgede radikal eğilimler güç kazandı. Burada militanlarla Pakistan ordusu arasındaki savaş ise ülkenin tüm bölgelerine çok dalgaları yolladı.
Pakistan'ın başkenti İslamabad'da, ülkenin kuzey batısından gelen zengin bir aileyle öğle yemeği yedim. Hayatlarının neredeyse tamamını, bölgenin en büyük kent Peşaver'de geçirmişler. Ancak adam kaçırma eylemleri ve bombalı saldırıların da etkisiyle İslamabad'da yaşamaya karar vermişler. Ben de son 10 yıl içinde birkaç kez Peşaver'den haberler geçtim. Şimdi ise bir yabancı için orada bir gece geçirmek ya da silahlı bir kişi siz eşlik etmeden kentte dolaşmak çok tehlikeli. Konuştuğum aileye, Peşaver'den ayrılmadan önce, kentteki yaşamlarının nasıl olduğunu sordum. Ailenin çekici kadını başını arkaya attı, manikürlü ellerini sallayarak güldü. "Aksiyon filmlerindeki, kadın aktrisler gibiydim. Çantamda daima bir silah taşıyorum" dedi. Çocuklarının evi nadiren terk ettiklerini, sadece kortta silahlı güvenlik görevlilerinin olmaları halinde, bazen onların tenis oynamalarına izin verdiklerini söyledi. Zengin Pakistanlılar, daha güvenli kentlere hatta ülkelere gidiyor. Ancak çatışmaların ortasında kalanların çoğu, aşiretlerin güçlü oldukları bölgelerde yaşayan yoksul insanlar. Halen 60 binden fazla Pakistanlı ülkeleri içinde mülteci konumunda. Çoğu, kamplarda, son derece olumsuz koşullarda yaşıyor. Peşaver yakınlarındaki Kaça Gari kampını ziyaret ettim. İslamabad'dan başladığım seyahatte bana, özel bir askeri konvoy eşlik etti. Kampta, yine son derece zor koşullarda öğrenim gören öğrencileri gördüm. Onların birinin annesi olan Gülhayat'la sohbet ettim. Bana yedi çocuğu olduğunu, eşini iki kadınla daha paylaştığını söyledi. Eskiden köylerinde, bir kraliçe gibi yaşarmış. Ancak iki yıl önce Taleban savaşçıları gelmişler, kız öğrencilerin okula gitmelerini engellemişler. Kadınların da evlerinden ayrılmalarına, hatta doktora dahi gitmelerine izin verilmemiş. "Eşim onlarla tartıştığında, başını kesmekle tehdit ettiler" dedi bana Gülhayat... Burada kamplardan kentlere karşılaştığım herkes, geleceğe korkuyla bakıyor. Talebanlaşmadan, radikal görüşlerin yaygınlaşmasından, casuslardan, devletin hızla güç kaybetmesinden söz ediyorlar. Birçok çözümden bahsetti Pakistanlılar: Eğitim... Kalkınma... Afganistan sınırının kapatılması... NATO birliklerinin geri dönmesi...Ancak bunların hiçbiri kolay olmayan çözümler. Hiçbirinin çabuk hayata geçirilmesi de mümkün değil. Kampta, çamur içinde yaptığımız yolculuk sonrası Gülhayat'a, hükümetin ne yapması gerektiğini düşündüğünü sordum. Başını üzüntüyle salladı, kısa ve öz konuştu: "Barış getirmeliler bize. Getirsinler ki, biz de evimize dönebilelim." | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||