BBCTurkish.com
NEWS
SPORT
WEATHER
Son güncelleme: 10 Mart, 2008 - TSİ 17:48
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Chomsky'nin gözüyle ABD siyaseti

ABD Başkanlık seçimleri öncesindeki parti aday belirleme sürecinde öne çıkan konular, ekonomik durum, sağlık hizmetleriyle eğitim alanında sorunlar ve yetersizlikler; köklü değişim ve yeni bir Amerika vaatleri.

Prof.Noam Chomsky
Prof.Chomsky'ye göre, halkın kaygıları ve tutumuyla, partilerin tavrı arasında büyük fark var

Dış sorunların da başını Irak, Afganistan savaşları, Küba'daki yeni yönetimle ilişkiler çekiyor.

Adaylık yarışında öne çıkan Demokrat adaylar Barack Obama ile Hillary Clinton ve Cumhuriyetçilerin adayı John McCain, gerçekten verdikleri sözleri tutabilecekler mi?

ABD'deki düzenin, yeni bir başkanla değişebileceğini düşünmek ne denli gerçekçi?

Massachusetts Institute of Technology'de (MIT) görevli ünlü dilbilimci, düşünür, yazar ve siyasi muhalif Prof. Noam Chomsky, ABD başkanlık seçimi üstüne değerlendirmelerini BBC Türkçe'den Ayça Abakan'a anlattı.


BBC Türkçe : Haftalardır dile getirilen değişim ve umut mesajları sizde nasıl bir etki yaratıyor?

Prof. Noam Chomsky: Değişim, kilit sözlerden biri. Obama konuşurken yanı başında 'değişim' sözcüğünü görüyorsunuz. Değişim ne demek? İnsanları birleştirmek ne demek? Umut ne demek? Bu seçimler de geçmiştekilere benziyor, yalnızca biraz daha fazla içerik var belki bu kez...

5 Şubat'ta birçok eyalette birden ön seçimlerin yapıldığı 'Süper Salı' günü, Wall Street Journal'ın ilk sayfasında büyük bir yazı vardı. Bu yazının başlığı "2008 seçimlerinde, seçmenler kişilikler üzerinde odaklanırken sorunlar geri planda kaldı" gibi bir şeydi.

Bu ifade kısmen doğruydu, çünkü geri planda kaldığı söylenen sorunlar, zaten ortada yoktu.

İkincisi de, 'kişilikler' üzerinde odaklananlar, seçmenler değil, adayları satmaya çalışan parti yöneticileriydi, halkla ilişkiler şirketleriydi. Ve bu çevrelerin de, seçmenlerin sorunları üzerinde değil, kişilikler üzerinde odaklanmasını yeğlediği bir gerçek.

Bunun da nedeni, belli başlı sorunlar hakkında, halkın kaygıları ve tutumuyla, iki büyük partinin tutumları arasında büyük bir fark olması.

Birçok konuda her iki parti de, halkın bulunduğu noktanın çok daha sağında yer alıyor. O yüzden de sorunları önemsemeyip kişilikler üzerinde odaklanılması, bu insan iyi biri midir, güven duyulabilir mi, gözünüzün içine bakarak konuşabiliyor mu gibi unsurların öne çıkarılması anlam taşıyor. Yüzeydeki niteliklere önem veriliyor.

ULUSLARARASI MESELELER VE BAŞKAN ADAYLARI

BBC Türkçe : Peki ya uluslararası konular? Küba'da Fidel Castro'nun devlet başkanlığı görevini bırakması ardından Demokrat Parti başkan adaylarının tepkisini nasıl yorumluyorsunuz?

Prof. Noam Chomsky : Adaylar içinde en ilerici görüşlü olan Obama'ydı ama onun da söylediği gayet ilginç : 'Küba'nın tavrı düzelirse, kendisinin, uygulanan ambargoyu kaldırmayı ya da değiştirmeyi düşünebileceğini' bildirdi. Peki ama Amerikan halkı ne düşünüyor? Bu konuda 30 yıldır kamuoyu yoklaması yapılıyor. Halkın ortalama üçte ikisi Küba'yla normal ilişki içinde olmamız gerektiğine inanıyor. Ama bu siyasi bakımdan mümkün değil. Bu bir seçenek değil.

Prof.Noam Chomsky
Prof. Chomsky: "Halkın üçte ikisi Küba'yla normal ilişki içinde olmamız gerektiğine inanıyor"

Mevcut olan tek seçenek, Küba'ya yönelik cezanın ne kadar sert olması gerektiği. Basındaki değerlendirmelere baktığınızda da çok açıkça görülüyor. Ülkedeki en liberal gazete sayılabilecek Boston Globe'a bakalım örneğin. Gazetede Castro'nun görevini bırakmasından sonra yayımlanan bir yazıda, Castro yönetimine uygulanan ambargonun Castro tarafından Amerika'yı kışkırtmak üzere kullanıldığı ve kendi başarısız politikalarını ambargoyla örttüğü kaydedildi. Şimdiki durumun Amerikan yönetimine 45 yıldır sonuç vermeyen bir politikayı değiştirmesi için kapı açtığı belirtildi.

Ama burada eksik olan noktaya dikkat edin! Eksik olan 1960'tan beri ABD'nin resmen Küba yönetimini devirme görevini üstlenmiş olması. İç belgeler de gösteriyor ki, Küba'ya yönelik ambargo halkı cezalandırmak içindi. Böylece Küba halkının Castro yönetimini devirmeye sevk edilmesi amaçlanıyordu.

Bu durum Eisenhower döneminde kötüydü; Kennedy döneminde çok daha fazla kötüleşti. Kennedy bir fanatikti bu konuda. Kennedy döneminde Küba'ya yönelik şiddet ve terör eylemleri yürütüldü. Ve aslında, dünyadaki en büyük terörist merkezlerden biri Miami'dir.

BBC Türkçe : Siz, fiilen uluslararası hukukun bir parçası olarak kabul edilen bir 'Bush doktrini'nin var olduğunu ve bunun, terör eylemlerine girişenleri barındıran ülkelerin de, en az eylemciler kadar suçlu olduğunu ve bombalama, işgal gibi cezalandırmalara gidilmesini öngördüğünü söylüyorsunuz. Bu siyaset, başka ne anlamlara geliyor?

Prof. Noam Chomsky : İlginç olan şudur ki, hiç kimse Bush'un vatana ihanetten yargılanmasını istemedi. Çünkü Bush, ABD'nin bombalanması ve işgal edilmesi çağrısında bulunuyor. Zira Amerika gayet açık bir şekilde dünyanın en kötü teröristlerinden bazılarını barındırıyor. Orlando Bosch örneğin. Bosch, Adalet Bakanlığının ve FBI'ın sert itirazlarına rağmen, şimdiki başkanın babası George Bush döneminde affedilmişti.

Luis Posada Carriles
Eski CIA görevlisi Luis Posada Carriles : "Ben her zaman için silahlı mücadeleye inandım"

Oysa bu kurumlar 30 yıl boyunca büyük terör eylemleri düzenlemekle suçlanan Bosch'u Amerika'nın ulusal güvenliği açısından bir tehdit olarak görüyorlardı ve sınırdışı edilmesini istiyorlardı. Bir başka isim de Luis Posada. Halen Miami'de Bosch'un yanısıra, rahat rahat yaşıyor. O da 60'lara dek uzanan ve CIA ile çalışmış biriydi. Bu kişiler korunuyor.

Yakınlarda, Miami Üniversitesinden bir Profesör, Castro artık düşmanca tutumuyla Amerika'yı kışkırtmadığına göre, şimdi Amerikan yönetiminin atabileceği yapıcı adımlardan birinin, Küba'yı terörü destekleyen ülkeler listesinden çıkarmak olabileceğini söyledi.

Peki ama Küba, bu listeye nasıl girmişti? 1982'de Reagan yönetimi bu 'terörü destekleyen ülkeler' listesinden Irak'ı çıkarma kararı almıştı.

Nedeni de, dostları Saddam Hüseyin'e, önemli yardım ve kitle imha silahları üretebilmesi için destek sağlanmasının yolunun açılmasıydı. 80'ler boyunca bu destek devam etti. Hatta 1989 yılında, baba George Bush, Iraklı nükleer mühendisleri, silah üretimi konusunda ileri düzeyde eğitim alabilmeleri için Amerika'ya davet etti.

İşte Irak'ın terörü destekleyen ülkeler listesinden çıkarılması ardından, boşalan yere, Küba eklendi. Küba'nın dünyadaki diğer ülkelerden daha fazla teröre hedef olmasına rağmen... Ve şimdi Küba'nın bu listeden çıkarılması önerileri dile getirilirken, Küba'ya uygulanagelen politikalar, gündeme bile getirilemiyor.

MEDYADA TARAFSIZLIK

BBC Türkçe : Siz sadece siyasi kadrolara değil, medyaya de sert eleştiriler yöneltiyorsunuz bu konuda. Ve üstelik yalnızca gerçeği çok daha farklı göstermekle eleştirdiğiniz Amerikan medyasını değil, Avrupa medyasını da hedef alıyorsunuz:

Prof. Noam Chomsky : Bunu düşlemek zor, ama diyelim ki özgür bir basın var. Burada ya da İngiltere'de veya Avrupa'da... Böyle bir basının Küba'ya uygulanan politikayla, ABD ve AB tarafından Filistin'e uygulanan politika arasında benzerlik olduğunu yazması gerekir.

Amerikan basını
Chomsky : "Basının Küba'ya ve Filistin'e uygulanan politika arasında benzerlik olduğunu yazması gerekir"

Her iki durumda da, ABD ve müttefikleri, özgür seçimlerde yanlış oy kullandıkları için, saklamadan, açık bir şekilde, Filistin'i cezalandırıyorlar. Bu üstelik düpedüz dile getiriliyor. 'Şunları cezalandıralım da, belki hükümeti devirirler' düşüncesiyle hareket ediyorlar. Tıpkı Küba'daki gibi.

Bütün bunların birinci sayfada manşet olması gerekirken, asla söz edilemiyor. ABD ve İngiltere demokrasiye bayılıyorlar ama, ancak 'doğru' sonuçlar alınırsa... Ve bundan hiçbir şekilde utanç da duyulmuyor. Basında bir yanda Amerika'nın demokrasiyi desteklemesi övülürken, aynı sayfada yer alan bir başka yazıda 'yanlış oy kullandıkları için Filistinlilerin sert şekilde cezalandırılması gerektiğinden' söz ediliyor. Ve eğer belli fikirler telkin edilmiş biriyseniz, buradaki çelişkiyi göremiyorsunuz.

Tekrar Amerika'daki ön seçimlere dönersek, son derece ilerici bir kişi olarak ortaya çıkan aday, aslında halkın çok daha sağında yer alıyor. Amerikan halkı, 'Küba halkına işkenceye son vermeden önce bekleyelim bakalım, iyi bir şeyler yapsınlar' demiyor; 'açık ilişki içine girelim' diyor. 30 yıldır da bunu söylüyor. Ve bu konu, tıpkı sağlık hizmetleri konusunda, halkın istekleri gibi, siyasi düzenlemelere alınmıyor.

IRAK'TA NELER OLABİLİR?

BBC Türkçe : Cumhuriyetçiler yeniden başa geçecek olursa Amerika'nın Irak politikasında pek bir değişiklik beklenmezken, Demokrat partinin başkan adayları Irak sorununa kısa erimde çözüm getirebilmekten söz ediyorlar. Peki bu vaatler ne kadar gerçekçi? Yeni başkan kim olursa olsun Irak'taki kargaşaya bir çıkış yolu bulabilmesi mümkün görünüyor mu?

George Bush ve Nuri El Maliki
Chomsky'ye göre 'Irak'ta askeri varlık bulundurulmasının ucu açık'

Prof. Noam Chomsky : Soru, 'bir çıkış yolu bulabilecekler mi?' değil, 'Irak'ta kalmanın bir yolunu bulabilecekler mi?' olmalı. Çünkü niyetleri bu. Daha işin başında orada kalmaya niyetleri olmasaydı, zaten işgal etmelerine gerek olmazdı. Bush yönetimi de, bu konuda epeyce açık davrandı. Bush ve Maliki tarafından bir bildirge yayımlandı ve bunda uzun erimli niyetler dile getirildi.

Irak'ta ucu açık bir süreyle askeri varlık bulundurulması öngörülüyor. Bu da, Irak'ın çeşitli noktalarında inşa etmekte oldukları, gözlerden biraz uzaklardaki askeri üslerin daimi olacağı anlamına geliyor. Irak'ta askeri güçler bulundurulacak. Bunun resmi nedeni, Irak'ı saldırılardan korumak.

Oysa Irak'a yönelik tek saldırı tehlikesi ABD, İngiltere ve belki de İsrail'den geliyor. ABD bu güçlerin, iç güvenliği sağlamak üzere, vurucu birlikler olarak faaliyet gösterebilmesinde ısrar etti. Ve bunun yanı sıra benim epey şaşırdığım, hayli yüzsüzce dile getirilmiş bir başka unsur daha var ki, o da, 'Irak ekonomisinin yabancı yatırımlara açık tutulması ve Amerikalı yatırımcılara ayrıcalık tanınması gerektiği' ifadesi.

Bu gayet pişkince bir tavır. Geçen Kasım'da açıklandı bu. Ocak ayında da, Kongre buna karşı kararlar aldı ve Bush da bunu imzaladı. Ama imzalarken 'ben bu karara uymayacağım' diye bir ekleme yaptı. Yani Kongre'nin, Irak'taki Amerikan askeri güçlerinin kullanılması ve Amerikan yatırımları konusunda belirlediği kuralları imzalamakla birlikte, tanımayacağını açık açık ortaya koydu. Bununla da Irak'la ilgili niyetlerini pekiştirmiş oldu.

"FARZ EDELİM Kİ BASIN BAĞIMSIZ"

Haberi verilemeyen gelişme, şimdi Bush'un, 'savaşı en sert şekilde eleştirenlerin aslında doğru bir noktada olduklarını' söylüyor olması. Tabii, bu kesimlerle sürekli alay edilmişti, soylu olmayan bir şeyi biz nasıl yapabilirdik? Irak'a demokrasi getiriyorduk filan.

Eleştirel çevrelerse, 'Irak'ın en önemli ihracat ürünü kuşkonmaz olsaydı ve dünyadaki en önemli petrol yatakları Büyük Okyanus'un güneyinde yer alsaydı, Irak işgal edilmezdi. Irak'ı niçin işgal ettikleri açık. Kendilerine müşteri olacak bir yönetim kurmak, dünyanın petrol üreten bölgesinin tam ortasında askeri varlık bulundurmak istiyorlar' diyordu. Ve işte şimdi Bush, bunun doğru olduğunu ortaya koyuyor.

Peki şimdi kimse sözlerini geri alıyor mu? 'Başından beri hatalı düşünüyormuşuz, bizi eleştirenler haklıymış' diyor mu? Hayır.

İyi bir disiplin altındaki aydın topluluğu içinde yapılmaz bu. Irak'taki durum bu. Bu iş yanlarına kâr kalacak mı? O da ayrı bir soru. İngilizler örneğin Basra'dan çekilmek zorunda bırakıldılar. İngilizlerin çekilmesinden sonra bölgedeki şiddet olaylarında büyük bir düşüş kaydedildi. Çok zor bir bölge Irak'ın güneyi. Bir sürü aşiret liderinin egemenliği söz konusu. Ama şiddetin oranı azaldı. Belki Amerika da, Irak'ın geri kalan kısımlarından sürülüp atılacak.

İRAN POLİTİKASI

BBC Türkçe : Peki İran konusundaki gerçek kamuoyu tavrı nedir sizce? Yaklaşan yeni yönetim döneminde bile değiştirilemeyecek gibi görünen katı tutumu nasıl değerlendirilmeli?

ABD ve İran liderleri
Prof. Chomsky : "Nükleer silahlardan arındırılmış bir bölge yaratılmasından sözeden bile yok"

Prof. Noam Chomsky : Halkın dörtte üçü 'İran'a karşı hiçbir tehdit yöneltmemeliyiz ve Küba'yla yapmamız gerektiği gibi, İran'la da diplomatik ilişkiye girmeliyiz' diyor. Ama bunlar, bir seçenek bile değil. Başkan adaylarının hiçbiri buna değinemiyor bile.

Kamuoyunda yapılan bu yoklamaların sonuçları bunca önemli olmasına rağmen, basında duyurulmadı. Benzeri yoklamalar İran toplumunda da yapıldı ve aşağı yukarı benzer sonuçlar alındı. Dolayısıyla her iki toplum demokratik toplumlar olsaydı, bu sürtüşme, büyük olasılıkla barış içinde sonuçlandırılırdı. İranlı demokratlara ve reform yanlılarına da yardımcı olurdu.

Ama bunları dile getirebilen tek bir aday bile yok. Her aday, tehditlerin sürdürülmesi gerektiğini vurguluyor. Nükleer silahlardan arındırılmış bir bölge yaratılmasından sözeden bile yok. Her aday tüm seçeneklerin masa üstünde açık tutulması gerektiğini düşünüyor. Bu da, askeri eyleme geçme tehdidinin sürdürülmesi anlamına geliyor.

Basın, aydın kesimi bunu açık açık konuşamıyor. Bu konuda herhangi bir baskı yok tabii, burası özgür bir ülke, istediğinizi söyleyebilirsiniz ama insanların içindeki bir mesele bu. En güçlü şekliyle insanlara bazı fikirlerin belletilmiş olması... George Orwell'in de sözünü ettiği bir olgu bu. Sizin içinize işletilmiş, gördüğünüz iyi eğitimle, çevrenizdeki aydın ortamıyla, sizin, varlığınızın bir parçası haline getirilmiş fikirler...

Noam Chomsky2006 Söyleşileri
Noam Chomsky yılı BBC Türkçe'den Emre Temel'e değerlendirdi
İlgili haberler
Dış bağlantılar
BBC diğer internet sitelerinin içeriğinden sorumlu tutulamaz.
BAŞLICA HABERLER
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Programlarımız|Frekanslarımız|Türkçe Bölümü hakkında|İşbirliği|Bize ulaşın
BBC Copyright Logo^^ Başa dön
Haberler | Basın Özeti | Dünyaya Açılan Pencere | Özel Dosyalar | Haberlerle İngilizce
BBC News >> | BBC Sport >> | BBC Weather >> | BBC World Service >> | BBC Languages >>
Yardım|Görüşleriniz|Gizlilik