|
Pakistan'da ordunun saplandığı batak | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Bir savaş pilotu, 3.300 metre yükseklikte ve sıfırın altında 10 derecede gezinen sıcaklıkta nasıl tepeden tırnağa terlediğini anlatıyordu.
Motorda bir terslik varmış ve uçak her an yere çakılabilirmiş. O anda istese uçaktan atlama imkânına sahipmiş ama eğer atlarsa aşağıda, bir jetin içinde yere çakılmaktan çok daha korkunç bir şekilde ölümün pençesine düşebilirmiş. Bu zor uçuşundan sonra pilot bana, "Burası askerlerin boğazlandığı bir ülke. Öldürüldükten sonra belki cesetlerini bulabilirsiniz, ancak başları koparılmış olarak" dedi. Anlattığı uçuşu, Kuzey Veziristan üzerinde, Pakistan'ın aşiretlerin kontrolünde olan Afganistan sınırı bölgesinde yapmış. Yani ordunun şu anda İslamcı militanlara karşı zor bir savaş verdiği bölge. Pusular ve adam kaçırmalar Pilotun yorumları, ordunun bozulan moraline de işaret ediyordu. Son birkaç ayda, ordu personeli, giderek artan bir şekilde pusuların ve adam kaçırmaların hedefi haline geldi. Kaçırılan birkaç askerin başsız cesetleri bulundu. Militanların, orduya gönderdikleri, "bu bölgeden çekilin" mesajlarıyla birlikte... Pazartesi günü yaşanan son çatışmalardan birinde, ordu açıklamasına göre bölgenin kuzey doğusundaki bir garnizona destek için giden bir konvoyun pusuya düşürülmesi üzerine 50 asker kayboldu. Yerel kaynaklar, kaybolan tüm askerlerin öldürüldüğünü ve cesetlerinin yakıldığını söylüyor. Ordu ise sadece 25 asker öldü, diyor.
Ağustos ayında Güney Veziristan'daki militanlar dokuzu subay olmak üzere 300 kadar askeri kaçırdılar. Askerler hala salıverilmeyi bekliyor. İşin ilginç yanı, esir alınan askerlerin birçoğunun tek bir el ateş etmeden teslim olmuş olması. Durum, hükümeti tehlikeli bir noktaya itti. Morali yeniden kazanmanın yollarından birisi, hedefi net bir şekilde belirlenmiş dar kapsamlı bir operasyon düzenlemek. Tabii, operasyonun takvimi de sıkı sıkıya belli olmalı. Ardından da dost kazanmayı ve 'düşmanı' tecrit etmeyi hedefleyen etkili bir ekonomik yardım programı ve siyasi reformlar devreye sokulabilir. Yangına körükle gitmek Ancak, belki tartışmalı ama hükümet Talebanı ve 'yabancı dostlarını' koruma siyaseti nedeniyle o aşamayı geçti. Pakistan, 2001 yılında Amerika öncülüğündeki 'terörle savaş'a katıldıktan aylar sonra bile, ülkenin Kuzey ve Güney Veziristan bölgeleri Afganistan'daki Amerikan operasyonlarından kaçan Taleban savaşçıları ve beraberindeki Arap ve diğer yabancı savaşçıların geçiş noktası olarak kalmaya devam etti. Ülke yönetimi, bu konuda bir şeyler yapması için Batılı devletler tarafından baskı altına alınınca, bölgeye orduyu göndermeye karar verdi. Ordu, aşiret bölgelerini kontrol altına almakta zorlanan yerel yönetimin yanında yer aldıktan sonra, 2004 yılındaki büyük kayıplarını yaşadılar. Bir süre sonra da, bölgeyi fiilen militanların kontrolüne bırakan bir dizi barış anlaşmaları imzalandı. Ancak, ara ara ABD'nin verdiği özel istihbarat bilgilerini kullanarak bazı hedeflere saldırılar düzenledi. Hatta operasyonlardan birini bizzat ABD'nin Pakistan sınırı içinde düzenlediği iddia edildi. Bajaur ve Güney Veziristan'daki aşiret bölgelerine 2006 sonu ve 2007 başlarında düzenlenen iki saldırı, militan grupların liderlerinin intikam tehditleri savurmasına neden oldu. Temmuz ayında ordunun ülkenin başkenti İslamabad'daki Lal Camii'ndeki militanlara düzenlediği baskında buradaki yangına körükle gitme etkisi yaptı. Düzenlenen üç saldırıda 200'den fazla insan öldürüldü. Hükümet, Lal Camii'ndekileri 'militanlar' olarak tanımladı, ancak camidekilerin siyasi müttefikleri onların ya din eğitimi alan öğrenciler ya da masum siviller olduğunu söylüyorlar. Lal Camii'ndekilerin kim olduğu bir yana, aşiretler bu olaydan sonra hükümetle aralarındaki barış anlaşmalarını tek yanlı olarak feshederek ordu ve polis hedeflerine saldırmaya başladılar. Taarruz helikopterleri Yıllar içinde, Pakistan hükümeti, çoğu Veziristan bölgesinde olmak üzere aşiret bölgelerine, 90 bin asker sevk ettiğini söylüyor.
Militan gruplarla yapılan barış anlaşmalarının ardından, bu askerler ya kontrol noktalarına ya da Afganistan sınırında İngiliz egemenliği döneminden kalan müstahkem ordu karakollarına gönderildi. Kuzey Veziristan'daki askeri birliklere destek biri kuzeyden biri de doğudan olmak üzere iki yoldan sağlanıyor. Güney Veziristan'dakileri desteklemek için ise Vana ile Kuzey Batı Sınır Eyaleti'nin güneyindeki Dera İsmail Han şehrini de birbirine bağlayan ancak bir yol var. Aşiret bölgelerine girdikten sonra, destek malzemeleri askerlere asfalt ve toprak yolları kullanan bir ulaşım ağı üzerinden sağlanıyor. Saldırıya en açık olan yollar da bunlar. Son birkaç ay içinde, bölgedeki yolları kullanan hiçbir destek konvoyu, taarruz helikopterleri olmadan buradan geçmedi. Ancak bölgedeki askerler, militanlarla çatışmalara girmek için pek de istekli değiller. Muhtemelen, içinde bulundukları coğrafyayı yeterince tanımıyorlar ve de militanları sivillerden ayırmakta zorlanıyorlar. Bu yılın başında, ordu, Taleban komutanlarından Maulvi Nazır'ı destekleyerek yabancı savaşçıları Vana'dan çıkarmayı başarmıştı. Fakat, El Kaide bağlantılı yabancı militanların barınma yerlerinden olan Mir Ali bölgesinde, benzer bir stratejinin izlenebileceğine dair bir emare yok. Pakistan ordusu gerçekten de derin bir batağa saplanmış durumda. | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||