|
Irak'ta "Ne yapmalı?" | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Bugünlerde BBC muhabiri olarak Irak'ta bulunmak, insana garip bir duygu veriyor. Zaman zaman yanlış yerde olduğumu hissediyorum.
Bunun nedeni, Irak ile ilgili haberlerin çoğunlukla, "Ne yapmalı?" tartışmasının iyiden iyiye ısındığı binlerce kilometre ötedeki Washington'dan çıkması. Özellikle de Irak Çalışma Grubu'nun bu soruya yanıt arayan raporunun açıklanması öncesinde. Hergün, Irak'ta neler olduğunu aktarmaya harcadığım zaman kadar, Amerika merkezli internet sitelerinde vakit geçiriyor, hangi fikrin ağırlık kazandığını takip etmeye çalışıyorum. Asker sayısı azaltılmalı mı, arttırılmalı mı? Güvenlik sorumluluğunun Iraklılara devri hızlandırılmalı mı? Komşular ile temas kurulmalı mı? Irak için verilen reçetelere her geçen gün yenileri ekleniyor. Amerika Birleşik Devletleri'ndeki tartışmayı takip etmeye çalışırken şunun da farkındayım; siyasiler dışında, Irak'taki çok az kişi bu tartışmayı umursuyor. "Ne fark edecek ki?" diye soruyor bir dükkan sahibi: "Amerikalılar bize daha önce de planlar sundu. Ancak herşey daha kötüye gitti." Iraklıların önceliği hayatta kalmak; kaçırılmadan ya da çapraz ateşte kalmadan akşam eve dönebilmek. Bağdatlıların çoğunluğu artık evlerinden çıkmaya korkuyor. Hayata tutunmak Alışveriş yapmak için nadiren dışarı çıktıklarında ise, fiyatların hızla yükseldiğine tanık oluyorlar. Resmi enflasyon oranı yüzde 80'lere yaklaşıyor. 23 Kasım'da Sadr semtindeki bombalamalar ve takip eden dört günlük sokağa çıkma yasağı ardından, stoklar zarar gördüğünden, birçok temel ürünün fiyatı daha da yükseldi. Domatesin kilosu 700 Irak dinarından (750 kuruş) 3000 dinara çıktı. Gerçi sonra biraz geriledi ama, yine 2000 dinar civarında. Artık her ay on binlerce Iraklı ülkeyi terk ediyor. "Arkadaşlarla başlıca sohbet konumuz bu" diyor tanıdığım bir doktor: "Herkes birbirine ne zaman gideceğini soruyor?" Kendisinin kalmak istediğini, ancak bunun her geçen gün daha da zorlaştığını itiraf ediyor. Iraklıların çok azı hükümete güveniyor. Geçen hafta konuştuğum bir işadamı soruyordu: "Nuri el Maliki göreve geldiğinden bu yana ne yaptı ki?" Sünnilerin birçoğu olanlardan hükümeti sorumlu tutuyor. Hükümetin, mezhep kökenli şiddetin baş sorumlusu olarak gösterilen Şii milislerle mücadelede başarısız olduğunu düşünüyorlar. Şiiler ise, Sünni direnişçilerin saldırıları karşısında Şii milislere giderek daha fazla sığınıyor. Amerika Birleşik Devletleri, ülkede güvenliği sağlama sorumluluğunu bir an önce Irak ordusu ve polisine devretmek istiyor ama, Iraklıların çok azı bu güçlere güveniyor. Okul bahçesi çeteleri Mezhepsel bölünmeler artık kendini toplumun her bölümünde gösteriyor. Bu hafta ziyaret ettiğim okuldaki 14 yaşındaki bir çocuk, okulda Sünni ve Şii çeteler türediğini söylüyordu. Okulun bahçesinde kavga ediyorlarmış. Irak'ta her sabah, ya bir patlama ya da silah sesi ile uyanıyorum. Yattığım yerden kulak kabartıyorum; "Acaba ne kadar yakında? Devamı gelecek mi?" Genelde devamı geliyor. Farklı bir silah sesi, derken çatışma başlıyor. Amerika'daki bazı medya kuruluşları, artık Irak'taki durumu açık açık 'iç savaş' olarak tanımlıyor. Bush yönetimi bunu reddetse de, konu Washington'daki "Ne yapmalı?" tartışmasının merkezinde yer alıyor. Ancak 'iç savaş' tartışılırken unutulan bir şey var. İşgalin ardından başlayan asıl savaş, yani Bağdat'ın batısındaki Anbar eyaletini merkez alan, Sünnilerin önderliğindeki direniş hareketi devam ediyor. Mart 2003'ten beri 2900 askeri ölen Amerikan ordusu, kayıplarının yüzde 40'ını bu bölgede verdi. İşgalin başından beri bu eyalete birkaç kez gittim ve her gittiğimde durumun daha da kötüleştiğini gördüm. Şu anda Anbar'da, Bağdat'takinden daha fazla asker var, ama değişen bir şey yok. Halkın kalbini kazanma girişimleri de bir sonuç vermiyor Anbar'da. Amerikalılar ile işbirliği yapan, ya da yaptığından şüphelenilen herkes El Kaide'nın Irak kolu tarafından hedef alınıyor. Halk, eyaletin büyük bölümünün bu grupların kontrolünde olduğunu söylüyor. Direnişçilere destek verip vermediklerinden bağımsız olarak, Anbar halkı da çapraz ateşte kalmış görünüyor. Eyaletin başkenti ve ülkedeki en tehlikeli yerlerden biri olan Ramadi'de konuştuğum, isminin açıklanmasını istemeyen bir Iraklının söyledikleri herşeyi özetliyor aslında. "İki haftadır elektrik kesik. Herşey çok zor. Yoldaki bariyerler ve kontrol noktaları nedeniyle, en yakın bakkala gitmek için arabayla 5-6 kilometre yol almam gerekiyor. Bahsettiğim bakkal dükkanı evime sadece 300 metre uzaklıkta." ABD Başkanı Bush, Ramadi gibi yerler için çözümün, sorumluluğu Irak güvenlik güçlerinin devralması olduğunu savunuyor. Ancak buradan bakınca hiç de öyle görünmüyor. Ramadi de zaten çok sayıda Irak askeri var. Ancak halk onlardan nefret ediyor. Askerlerin kendilerine kötü davrandıklarını söylüyorlar. Konuştuğum bir Iraklı; "Amerikan askerleri bize Irak askerlerinden daha iyi davranıyor" diyor. | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||