BBCTurkish.com
NEWS
SPORT
WEATHER
Son güncelleme: 22 Aralık, 2005 - TSİ 10:56
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Yargı mı, tiyatro mu?

Amerikalı deniz piyadesinin, Tikrit'teki kovuktan perişan halde çıkan kişiyi vurmaması ya da operasyonun başında, sığınağa bir el bombasının fırlatmamayı tercih etmesi bir olaylar zinciri başlattı.

Saddam Hüseyin, mahkemede

Bu olaylar zinciri Irak'ın geleceğinde derin etkiler yaratabilir.

Saddam Hüseyin'in yargılanışı, ya yakın tarihin en önemli davası ya da Irak'ın yeni yönetimini, Amerikan işgalini, Irak'da barış ve hukuk düzeni tesisi ihtimallerini tehlikeye atan göstermelik bir dava olarak anımsanacak.

Bir çok şey bu davaya bağlı.

Savaş suçlarıyla ilgili davalarda çok önemli şeyler başarmak mümkün.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Nürnberg mahkemeleri 60 yıl önce yeni Alman toplumunun temellerini atmıştı.

Nürnberg ayrıca, Yahudiler ve diğer azınlıklara karşı işlenen suçların kayda geçirilmesi işlevini de gördü.

Ve insanlık tarihinin en ağır suçlarından birinin faillerinin cezalandırılmasını sağladı.

Bütün eksikliklerine rağmen Birleşmiş Milletler'in Balkan ve Ruanda savaşlarıyla ilgili Lahey ve Aruşa'daki yargılamaları da, hiç olmazsa kurbanlar açısından bir teselli oluşturmanın yanısıra, kapsamlı bir insani hukuk sisteminin gelişmesine katkıda bulundu.

Peki Saddam Hüseyin davası bu büyük davalar arasında nasıl bir yere oturuyor?

Tarafsız yargılanabilir mi?

Bu konuda sorun yaratabilecek bir çok nokta var.

Birincisi, yukarıda sıralanan davaların aksine Saddam Hüseyin ve arkadaşlarının davasına, uluslararası bir savaş suçu mahkemesi bakmıyor.

Saddam Hüseyin

Nürnberg'deki savaş suçları savcısı, davayı tanımlarken ''yaraları hala sızlayan muzaffer uluslar, zafer sarhoşluğu içersinde intikama yönelmemişler, gönüllü olarak düşmanlarını yasalara teslim etmişlerdir'' diyordu.

Nazilerin yargılanması için hazırlanan sözleşmeye çok sayıda ülke imza koymuştu.

Nürnberg uluslararası bir çabanın ürünüydü.

Balkanlar'da Güvenlik Konseyi, uluslararası hukuku uygulamak üzere uluslararası yargıçlardan oluşan uluslararası bir mahkeme kurmuştu.

Saddam Hüseyin davasında ise, yargılama Iraklı yargıçlar tarafından yeni Irak yasalarına göre yapılıyor.

Bunun Irak'a faturası ilerde çıkabilir.

Çoğu eski rejimin mağdurları olan yargıçların tarafsızlığı ister istemez sorgulanacak. Ayrıca bu yargıçların uzmanlık düzeyinin yeterli olup olmadığı tartışılacak.

Ve belki de en önemlisi uluslararası hukukun sağladığı meşruiyete sahip olamıyacak bu dava.

Ancak, bu, yerel mahkemelerin de adaleti yerine getiremiyecekleri anlamına gelmiyor genel olarak.

İşgal altında adalet

1961 yılında, Nazi subayı Adolf Eichman Kudüs'te İsrailli yargıçlarca yargılanmıştı.

Hukuk çevrelerinde genel olarak bu davanın tarafsız bir şekilde yargılandığı görüşü hakimdir.

Ancak Kudüs'teki 1961 koşullarıyla Irak'ta bugünkü koşullar birbirinden çok farklı.

Bu da akıllara hemen ikinci önemli soruyu getiriyor.

Savunma avukatları

Bir iç savaş yaşayan üstelik yabancı işgalinin sürdüğü bir ortamda adaleti sağlamak mümkün müdür?

Savaş suçu yargılamaları manevi bir çöküntü döneminin sona ermesi ardından toplumların şiddet ve intikam duygularından uzaklaşarak kendileriyle hesaplamaya hazır oldukları ortamlarda yapılabilir.

Irak'ta bu koşullar yok.

Ülkede büyük bir mücadele yaşanıyor ve bu da yargı süreci üzerinde etkilerini gösteriyor.

İki savunma avukatının öldürülmesi ve mahkeme salonundaki kaos ortamı, yargılamanın başarısı bakımından olumlu işaretler değil.

Tabii Saddam Hüseyin'in kendisi de bu kaosa katkıda bulunuyor.

Saddam Hüseyin bu davayı önemli kılan unsur. Kendisi, "bir devlet başkanı yargılanamaz" tezini savunacaktır. Ancak, eski bir devlet başkanını yargıç karşısına çıkarmak yeni bir şey değil.

Saddam Hüseyin yargılamasının Arap basınındaki yankıları

Daha önce sözünü ettiğimiz davalarda yargılananlar arasında devlet başkanları ve üst düzey devlet adamları bulunuyordu.

Geçmişte Napolyon ile Alman imparatoru İkinci Kayser Wilhelm'i yargıç karşısına çıkarma planları vardı, ancak bu gerçekleşmedi.

Dolayısıyla Saddam Hüseyin'in dokunulmazlık taleplerinin, önümüzdeki süreçte teknik açıdan bir önem taşıması pek olası değil.

Mahkeme başkanının kendisine gösterdiği hürmet, bir süre sonra dava uzadıkça sertleşebilir.

Saddam Hüseyin de için için bunu istiyor olabilir aslında. Bu taktik Slobodan Miloseviç tarafından da kullanıldı.

Dava uzarsa ne olur?

Eğer Saddam Hüseyin de, bu duruşmaların birer gösteriye dönüşmesini istiyorsa, yargı sürecini elinden geldiğince uzatmaya çalışacaktır.

Kendisi de zaten bu davanın dünya kamuoyunda dramatik etkiler yaratma potansiyelini bu yılın Temmuz ayında ilk kez yargıç önüne çıktığında ifade etmiş,
''Bunun Bush'un tiyatrosu olduğunu siz de biliyorsunuz'' diye konuşmuştu.

Eski Irak lideri, bu tiyatroda, başrol oyuncusu olmak için yeterli donanıma sahip görünüyor.

Saddam Hüseyin ve Celal Talabani

Mahkemenin bundan sakınmak için çok çaba harcaması gerek.

Ama Saddam Hüseyin'in sözleri, tam da yargılamanın meşruiyeti meselesinin kalbinde yatan soruya işaret ediyor.

Ya gerçekten bu göstermelik bir yargılamaysa?
Ya Saddam Hüseyin'in değil de George Bush'un şovuysa?

Amerikalılar, davanın hazırlanması ve güvenliğin sağlanması konusunda çok önemli rol oynadı.

Amerikan Rejim Suçları İrtibat Bürosu, duruşmaların gidişatının şekillendirilmesinde etkili oldu.

Yargılama usulüne ilişkin yasa da, Amerika'nın Koalisyon Geçici Yönetimi tarafından hazırlandı.

Amerika'nın bu süreçteki etkisi bir yana, bazılarına göre, sırf işgalin devamı bile yargılamanın tarafsızlığına gölge düşürüyor.

Ya Batıyla işbirliğini anlatırsa

Saddam Hüseyin de, bir aşamada "yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı" konusundaki tartışmanın yanısıra "Batı ile geçmişteki işbirliği" kozunu kullanabilir.

Kendisine yönelik iddiaların çok dar kapsamlı tutulması da belki Batı'nın bu korkusuyla açıklanabilir.

Saddam Hüseyin'e yönelik suçlamalar, kendisine bağlı güvenlik güçlerinin 1982 yılında Duceyl kasabasında gerçekleştirdikleri iddia edilen cinayetleri kapsıyor.

Saddam Hüseyin ve George Bush kuklaları

Başka bir ifadeyle, iddianame, Kürt halka karşı Halepçe ve çevresinde kimyasal silah kullanılmasını, aynı yıllarda Kürtlere karşı sürdürülen "Anfal" harekatlarını, Şii din adamlarının öldürülmesini, Ebu Gureyb Cezaevi'nde Saddam Hüseyin'in güvenlik örgütlerinin yürüttüğü işkenceler ve Irak askerlerinin 1990-1991 yıllarındaki işgal harekatı sırasında Kuveyt'te gerçekleştirdikleri insan hakları ihlallerini kapsamıyor.

Suçlamaların kapsamını daraltarak iddia makamı belki de, yargılamanın siyasallaşmasını önlemeye çalışıyor.

Ama Saddam Hüseyin tam tersi için uğraşacak.

Austen Chamberlain'in (İngiliz devlet adamı) 1919 yılında Alman İmparatoru İkinci Kayser Wilhelm'i yargılama planları konusunda söylediği gibi:

''Onun savunmasıyla durum tersine dönüp biz yargılanabiliriz.''

İlgili haberler
Saddam Hüseyin davasında ilk tanık
28 Kasım, 2005 | Haberler
BAŞLICA HABERLER
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Programlarımız|Frekanslarımız|Türkçe Bölümü hakkında|İşbirliği|Bize ulaşın
BBC Copyright Logo^^ Başa dön
Haberler | Basın Özeti | Dünyaya Açılan Pencere | Özel Dosyalar | Haberlerle İngilizce
BBC News >> | BBC Sport >> | BBC Weather >> | BBC World Service >> | BBC Languages >>
Yardım|Görüşleriniz|Gizlilik