|
Suriye'nin Lübnan açmazı | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Irak'ta isyana destek verdiği iddialarının ardından, şimdi de Lübnan'daki gelişmelerden sorumlu tutulan Suriye üzerindeki Amerika Birleşik Devletleri baskısı giderek artacak gibi görünüyor.
Suriye, ABD Başkanı George Bush'un ikinci dönemindeki uluslararası iklimden, en kötü etkilenen Orta Doğu ülkesi. Suriye yıllardır paçayı kurtarıyordu. Zira Washington'da kimse pek hoşlanmasa da, Amerikan başkanları, Şam ile iletişim kanallarını açık tutmaya özen gösteriyordu. Devlet Başkanı Beşar Esad'ın sözlerine kulak verenler, bugün de pek birşeyin değişmediği kanısına kapılabilir. Esad, İtalyan La Repubblica gazetesine demecinde, "Amerikalılar er ya da geç, bizim sorunun çözümünde anahtar konumda olduğumuzu anlayacaklar" diyor ve şöyle devam ediyordu; "Orta Doğu barışı açısından, Irak sorununun çözümü açısından vazgeçilmez konumdayız. Belki Amerikalılar bir gün gelir, kapımızı çalar." Aynı mantığı Yaser Arafat ile Sırp lider Slobodan Miloseviç de izlemişti. Oyunun kuralı değişti Bölge uzmanı Michael Doran New York Times gazetesinde bugün yayımlanan yazısında; Suriye'nin 1980'lerden bu yana, "hem kundakçı hem itfaiyeci" gibi davrandığı yorumunda bulunuyor. Ancak Bush yönetimi, oyunun kurallarını değiştirdi artık ve Suriye'nin bir sonraki hedef olabileceğine inananların sayısı artıyor. Ülkenin Amerika tarafından işgali ya da sınırlı da olsa bir askeri harekata pek ihtimal verilmiyor. Bunun şu aşamada geri tepeceği düşünülüyor. Ancak tankların girmesinden çok önce, Irak hükümetinin altını oyan ısrarlı Amerikan diplomatik baskısının yeni hedefi olabilir Suriye. Bir Amerikan Dışişleri Bakanı'nın en son ne zaman Suriye'yi ziyaret ettiğini hatırlayan kalmadı. Şam'daki Amerikan büyükelçisi ise "istişare" amaçlı olarak Washington'a çağırıldı. Ne zaman döneceği belli değil. Ortada bir de, Suriye'nin Lübnan'daki askerlerini çekmesini talep eden bir Birleşmiş Milletler kararı var. Hal böyleyken Şam'ın bölgede pek fazla dostu da olduğu söylenemez. Mısır ve Suudi Arabistan gibi ülkeler Amerika Birleşik Devletleri'nin yanında olmayı tercih ediyor. Suriye'yi köşeye sıkıştıran başlıca üç konu var. Lübnan'daki askeri varlığı, Irak'taki direnişçilere sağladığı iddia edilen destek ve son olarak, İsrail'in, Cuma günü Tel Aviv'de gerçekleştirilen intihar saldırısının arkasında Şam'ın olduğu yönündeki iddası. Ancak Suriye'nin, krizin ne kadar derin olduğunu kavradığına ilişkin bir işaret yok. Suriye hükümetinin muhaliflerinin çoğu, Devlet Başkanı Beşar Esad'a saygı duyduklarını, zira kendisinin bir reformcu olduğunu söylüyorlar. Bu kesimlere göre asıl sorun, Esad'ın yeterince güçlü olmaması. Yaygın kanı, Suriye'nin, istihbarat servisi başta olmak üzere, bir dizi organının kontrolü altında olduğu. Bu da değişimi imkansız değilse bile zor kılıyor. Bunun yanı sıra, Washington'ın da Suriye'nin manevra alanını daralttığı söylenebilir. Suriye'nin İsrail ile tekrar barış görüşmelerine başlama yönündeki teklifleri kabul görmedi. Konu, Orta Doğu barışının bir parçası. İsrail ile Filistin barışa ne kadar yakınlaşırsa, Suriye o kadar yalnızlaşmış olacak. Bölgede demokrasi ne kadar yaygın hale gelirse, Suriye'deki tek parti iktidarı o kadar göze batacak. Ancak şu da bir gerçek ki, burası Doğu Avrupa değil. Halkın sokaklara dökülüp hükümeti devirmesini beklemek gerçekçi değil. Yaşam standardının düşük olmasının yanı sıra, siyasi özgürlüklerden de bahsedilemez. Gerçek bir muhalefet hareketinden de bahsedilemez. Uluslararası iklimde bir değişiklik olmazsa, Suriye'nin giderek derinleşecek bir izolasyona tabii tutulacağı, ekonomisinin zayıflayacağı ve belki birgün Birleşmiş Milletler yaptırımları ile karşı karşıya kalacağını tahmin etmek güç değil. Suriye hükümetinin ise şu an için tek stratejisi, zaman kazanmaya çalışmak gibi görünüyor. |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||