|
Lübnan'ın hassas dini haritası | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Lübnan'da Refik Hariri suikasti, 'ülke yeniden şiddet sarmalına mı giriyor' korkusu da beraberinde getirdi. Ancak Hariri'nin ardından birlikte tutulan yas, farklı dinler arasında yeni bir sürtüşmeyi kimsenin istemediğini gösteriyor.
Beyrut'un orta yerinde kurulu Muhammed Emin Camii, yeni sayılır. Eski Başbakan Refik Hariri, geçen hafta bu caminin mezarlığına gömüldü. Lübnan'ın din ve mezhep kavgasını geride bırakma gayretlerine ışık tutan bir hikayesi var caminin. Yapımı sırasında dini topluluklar arasında gerginlik kaynağı olan minareleri, Hariri'nin ölümünden sonra çok farklı bir siyasi siluet çizdi. Şahsi serveti Suudi kaynaklı olan Refik Hariri, Körfez Araplarının gösterişli üslubuyla inşa edilen bu camiye bizzat mali yardımda bulunmuştu. Ancak dev caminin, Maruni Hristiyanlara ait katedralin hemen yanıbaşında dikilmesi, Lübnanlı Hristiyanlar tarafından hoş karşılanmadı. Dini simgelerin hat safhada önemli olduğu bu ülkede, caminin gölgesini siyasi çağrışımlarıyla da algılayan Hristiyan toplum, korkularını gizlemiyordu. Geçen yıl Muhammed Emin Camii'nin minareleri yükselirken, 'göreceksiniz' diye sızlanıyordu bir Maruni: 'kilisede vaaz vakti, camiden ezan sesini öyle açacaklar ki, bu bir nefrete dönüşecek'. Hristiyan dinadamları, daha diplomatik bir dilde, huzursuzluklarını dile getirmekten kaçınmamıştı. Maruni piskopos Beşara Ray: 'camii inşa etsinler' diyordu: 'ama bu kadar büyük olmasına gerek var mı?'
Fakat geçen hafta Refik Hariri'nin cenazesinin kaldırıldığı cami, bölünmüşlük kehanetlerinin boş çıktığının bir simgesi gibiydi. Müslümanlar, Hristiyanlar ve Dürzüler minarelerin altında birlikte toplanırken, Kuran'dan duaların ezgisi ile kilise çanlarının yankısı ahenk içinde karıştı. Bundan 15 yıl önce sona eren iç savaştan bu yana Lübnan'ın tanık olduğu en büyük siyasi suikast karşısında, toplumun farklı kesimleri nadiren görülen bir birlik manzarası çizerek Refik Hariri'ye beraber sahip çıktı. Lübnan, savaş sonrası yıllarda bir yandan fiziken yeniden inşa edilirken, toplumun çok dinli yapısının da eskiye nazaran daha itinayla gözetildiği görülüyor. Dini liderler, geçmişin ayrılıklarını geçmişte bırakıp, ulusal bir kimlikte birleştiklerini söylüyorlar. İç savaştan sonra doğanların genç nesli, bu yeni hoşgörü ortamını benimseyebilen bir nesil. Örneğin, Çuf dağlarında Katolik bir üniversite olan Notre Dame'da Hristiyan ve Dürzü öğrenciler artık birlikte okuyor. Oysa geçmişte babaları, bu dağların kontrolü içinde savaşan iki taraftı. Fakat, birlik ve bütünlüğün gelip dayandığı sınırlar var. Farklı dini gruplar arasında evlilik genelde hiç hoş karşılanmayan bir durum. Keza Lübnan, sivil evlendirme dairelerinin olmadığı bir ülke. Dinler arasındaki kırmızı çizgileri, siyasi anlamda aşmak, toplumsal hayatın dokusundan çıkartmaktan daha kolay anlaşılan. |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||