BBCTurkish.com
NEWS
SPORT
WEATHER
Son güncelleme: 02 Ocak, 2009 - TSİ 15:35
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Bir dolarla can kurtarmak

Time dergisinde, dünyanın en etkili 100 kişisinden biri seçildi. New Yorker dergisine göre, çağdaş düşünceye en derinlemesine nüfuz eden günümüz felsefecisi o.

Peter Singer (Fotoğraf: Derek Goodwin)

New England Tıp dergisi, akademik çalışmaları ve yazdığı kitaplar için ‘insan davranışına yön veren büyük bir başarı’ diyor.

Söyleşi dizimizin bu programında konuğumuz, Peter Singer...

Viyana kökenli Yahudi bir ailenin oğlu... Avustralya'da 1946 yılında dünyaya gelmiş ve bu ülkede büyümüş. Ama uzun süredir, Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşıyor, Princeton Üniversitesi'nin felsefe bölümünde, etik dersleri veriyor.

Geniş çevrelere adını duyuran ilk önemli kitabı, 1975 yılında yayımlanan 'Hayvan Özgürlüğü'. O zamandan beridir ulusal parlamentolardan geçirilen hayvan hakkı yasalarına zemin hazırlamış bir eser. Ama Peter Singer'ın etik alanında yazdığı kitaplar, makaleler, verdiği dersler, modern insanının karşısında duran ikilemleri çok geniş bir yelpazede sorguluyor.

Genetik bilimin insan sağlığına ve doğasına olası etkilerinden tutun, ötenazi tartışmalarına, kürtaja, çevre-insan ilişkisine değin uzanan farklı konularda, doğru ve yanlış olanı tartıyor.

Bu programda ise Peter Singer'la önce, zengin ve yoksul arasındaki uçurumu tartışacak; ‘varlıklı olanın üzerine düşen sorumluluk nedir'i ele alacağız.

Mart ayında çıkacak olan en son kitabının adı: ''Kurtarabileceğiniz Hayat'' (The Life You Can Save). Ünlü düşünür bu konuda tartışma yaratan görüşlerini daha önce çeşitli yerlerde dile getirmişti:

"Afrika'da 1 dolardan yoksun olduğu için ölen bir insanın çektiği acı karşısında ne yapıyoruz? Dindirmek için harekete geçiyor muyuz? Seyirci kalmak, ahlaken ne kadar doğru?"

Kazancının takriben dörtte birini yoksullukla mücadele eden hayır kurumlarına bağışladığını söyleyen Peter Singer, ‘yapılabilecek çok şey var’ diyor.


Peter Singer: Bence birçok ülkenin dış yardıma ayırdığı parayı artırması mümkün, ve gereklidir. Amerika Birleşik Devletleri'ni kesinlikle bu kategoride düşünüyorum. Gelişmiş ülkeler arasında Amerika, gayri safi milli hasılasının bir yüzdesi olarak dış yardımlara en az miktarı ayıran ülkelerden biri. Bu nedenle yerleştiğim ülke Amerika, ya da memleketim Avustralya olsun, dış yardıma daha çok para ayırmaları gerekir diyorum.

Bu, daha çok vergi toplanmasını gerektirecektir. Öyle büyük bir vergiden de söz etmiyorum. Hissedilmeyecektir bile. Amerika'da ya da Avustralya'da, şu an dış yardıma ayrılan para iki katına çıkartıldı diyelim; ulusal bütçenin içinde halen çok cüzi bir miktar olarak kalacak; çok küçük bir pay oluşturacaktır. Gönül isterdi ki bütün devletler en az İsveç kadar olabilsin. Gayri safi milli hasılanın yüzde 1'ini, dış yardıma ayıracak kadar cömert olabilsin. Amerika'da bu oran, yüzde 0,2 bile etmiyor.

BBC:Ama siz, devlet politikasının değişmesini beklemektense, bireylerin şimdiden yapabileceği çok olduğunu savunuyorsunuz. Özü sözü bir mi değil mi diye, size ne kadar bağış yaptığınız sorulduğunda, her ay maaşınızın önemli bir bölümünü uluslararası hayır kurumu Oxfam'a bağışladığınızı söylediniz...

Peter Singer: Çok sayıda zengin kişinin gelirinin yüzde 5'ini, yüzde 10'unu, 20'sini bağışlayabileceğini; acilen paraya en çok ihtiyacı olanlara yardım edebileceğini düşünüyorum. Hükümetlerin dış yardım için herkese bu oranda vergi yükü getirebileceğini sanmıyorum. Ki hükümetler aracılığıyla toplanan yardım parasının ne kadar faydalı olacağı konusunda da şüphelerim var elbette. Çünkü devreye siyasi çıkarlar girebilir.

İşte bu yüzden Oxfam gibi, dünyanın birçok yoksul bölgesinde projeler yürüten, hiçbir hükümetle bağlantısı olmayan sivil toplum örgütlerinin, herhangi bir siyasi hesap gütmeden, bağış parasını daha iyi yönlendirebileceğini düşünüyorum. Çünkü hükümetler düzeyinde verilen bağış kararları, kim müttefikimizdir, kimin jeopolitik önemi var gibi sorulara takılabiliyor. Oysa Oxfam ve benzeri örgütler, kimin hayatını kurtarabiliriz, en çok kimin ihtiyacı var sorusundan hareket ediyorlar.

BBC:Fakat, bağışların ne kadar faydalı olduğu başlı başına bir tartışma konusu... Afrika'nın en yoksul ülkeleri aynı zamanda yolsuzluğun da en sık görüldüğü ülkeler arasında. Yolsuzluk sorunuyla baş etmeden, verilen yardımların bir işe yaramadığının açıkça gözler önünde olduğunu söyleyen muhalifleriniz var. Nasıl harcanacağını bilmeden yapılan bağışlar, bağış yapanın gönlünü rahatlatabilir ama işe yaramıyorsa kime ne faydası var?

Peter Singer:Bu eleştirileri kitabımda da ele alıyorum. Evet, yardımların bir kısmının kötüye kullanıldığını inkar etmiyorum. Ama şunu tekrar etmek isterim: Çok az bağış yapıyoruz. Büyük miktarlarda yardım yaptığımız, doğru değil. Aksine, Batılı ülkelerde kazandığımızın çok ama çok az bir kısmını başka insanlara yardım için ayırıyoruz. Ve ben, verilen miktar şu anki haliyle çok az bile olsa, hükümetlerden bağımsız çalışan büyük uluslararası kuruluşların, bu parayla gene de büyük ve önemli işler başardığına inanıyorum.

Müttefiklere siyasi amaçlarla verilen para yardımlarının ötesinde, Amerika gibi bir ülkenin, ilaçsızlıktan ölen dünyanın en yoksul insanlarına ayırdığı yardım oranı, her 100 dolar içerisinde aşağı yukarı 20 sent gibi komik bir orana denk geliyor. O yüzden, büyük bağış yaptığımız varsayımını önce bir sorgulayalım. Ve sonra, kazandığımız her 100 dolardan 20 sent değil de, bir dolar -ya da iki, hatta 3 dolar ayırıyor olsak, bununla neler neler başarılabileceğini düşünün.

BBC:2008'i en başta Batılı zengin ülkelerde boy gösteren büyük bir ekonomik krizle kapattık; 2009'a da ekonomik sıkıntıların iyice derinleşeceği işaretleriyle girdik. Söz konusu ülkeler, kendi işsizlerinin derdine gömülmüş durumda.

Bu maalesef, sizin şu an bile çok yetersiz gördüğünüz dış yardımları muhtemelen daha da olumsuz etkileyecek. Dev bankalar artarda batarken, bu sektörde son on yıldır ikramiye olarak, maaş olarak el değiştiren muazzam miktarlarda paranın ve bu paranın beslediği lüks hayatın bir muhasebesi yapılıyor şimdi. Geçtiğimiz bu dönemden, ortaya daha farklı bir düşünce yapısı çıkacak mıdır sizce?

Peter Singer: Parasal varlığın daha geniş biçimde paylaşılmasını isterim kesinlikle. Milyonlarca insanın en temel yaşam ihtiyaçları karşılanamazken, varlıklı bir hayatın ne kadar etik olduğunu sorgulayabilirsiniz. Ama öte yandan, pazar ekonomisinin kuralları içinde yaşıyor, hareket ediyoruz. Belli yeteneklere sahip olan insanlar ve bu insanları çalıştırmak için büyük paralar ödemeye hazır şirketler var. Ödenen büyük maaşlar, ikramiyeler, bu rekabetçi sistemin bir parçası.

O yüzden, asıl sorgulanması gereken, pazar ekonomisinin kendisi olmalı. İnsanlık, alternatif sistemleri de denedi. Fakat bugüne değin, pazar ekonomisi kadar verimlilik sağlayan bir alternatifle karşılaşmadık. İşte bu nedenle bir ikilemle karşı karşıyayız. Zengin-yoksul arasında oluşan uçurumu kabul edilemez buluyoruz. Ama öte yandan, ekonomik verimlilikten feragat etmeden alternatif bir sistem oluşturamıyoruz.

BBC:Düşünürün, hayatın kutsallığı kavramını sorgulayan görüşleri, entelektüel camiada tartışmaların odağında olan, özellikle dindar ve muhafazakâr çevrelerin sert tepkisini çeken bir konu... Peter Singer, ötanazinin güçlü savunucularından. Tedavisi mümkün olmayan hastalıklara yakalanmış kişiler, kendi sağduyularıyla, acılarını dindirmek için intihar etmeye karar verirlerse, onlara yardımcı olunmasını istiyor; doğru ve etik davranışın bu olacağını savunuyor.

ABD olsun, İngiltere olsun, birçok ülkede, hayatın kutsal olduğu inancından yola çıkan hakim görüş, ötanaziye karşı. Hayatın kutsallığı tartışması, ötanazinin yanı sıra, genetik bilimin çığır açan çalışmalarında da sık sık gündeme gelen bir konu. Daha geçenlerde 2008'in son günlerindeyken İngiltere'de, genetik taramadan geçmiş ilk bebek dünyaya geldi. İrsî kanser geninin bebeklerine geçmemesini isteyen bir çiftin suni döllenmeyle elde edilen embriyoları taramadan geçirildi. Kanser genini taşımayan bir embriyonun, ana rahmine yerleştirilip büyümesine izin verilirken, kanser genli embriyolar, bu süreçte imha edildi. Muhafazakâr çevrelerin, Kilise'nin, kesin biçimde karşı çıktığı bir uygulama. Peter Singer'ın da konuyla ilgili ciddi çekinceleri yok değil. Fakat konuya çok farklı bir açıdan bakarak...

Peter Singer: İnsanların genetik yapısını değiştirme girişimlerinin ciddi riskler taşıdığını kabul ediyorum. Ama genetik müdahalenin kendisinin yanlış bir şey olduğu kanısında değilim. Benim bu konuda asıl dikkat çekmek istediğim nokta, az önce tartıştığımız ekonomi konusuyla bağlantılı.

Genetik seçicilikle daha sağlıklı çocukların dünyaya gelmesinde bir sorun olmasa da, bu uygulamayı pazar ekonomisinin kurallarına bırakmak bence ortaya etik olmayan bir tablo çıkartacaktır. Genetik hizmetlerden faydalanabilen zengin aileler ile bu olanaktan yoksun olanlar arasında, bildiğimiz sınıfsal ayrımların ötesinde, çok daha derin bir toplumsal uçurumun oluşması ihtimalinden bahsediyorum. Ama bu olasılığa karşı önlemler alındığı müddetçe, sağlık ve uzun ömür gibi toplumda herkesin üzerinde anlaştığı konularda embriyoların genetik müdahaleye maruz bırakılması mümkündür bence.

Sağlık haricinde belki buna zekayı da katmak isteriz. Ya da merhamet geni keşfedilirse, buna da müsaade edebiliriz. Bu ortaya daha etik bir toplum bile çıkartabilir. Herkesin, genetik bilimin avantajlarından eşit faydalanma fırsatına sahip olması kaydıyla tabii...

BBC:Her anne baba, çocuğunun dünyanın en mutlu, en başarılı insanı olmasını ister. Ama buna, kendi önyargılarıyla karar verir. Şayet demokratik çoğunluk, uzun boylu, uzun ömürlü, süper zeki erkek çocuk sahibi olmak istiyorsa, anne-babaların çocuklarının geleceğini bu yönde tayin etmesine izin verilecek mi? Neyi doğanın piyangosuna bırakacak, neye müdahale edeceğiz?

Peter Singer: Anne-babalar bebeğin özelliklerinin tümü hakkında söz sahibi değildir. Çünkü olumsuz toplumsal sonuçlar doğurabilir bu. Mesela, uzun boylu insanların nispeten daha yüksek maaşlı ve itibarlı olduğuna dair bazı araştırmalar var... Herkes bu avantajdan faydalanmak için çocuğunu uzun boylu yapmaya karar verdi diyelim. Sonuçta, bütün toplumun boyunu uzatmış oluyoruz. Ama herkesin upuzun olduğu bir ortamda, uzun boyun avantajı diye bir şey de kalmıyor. Ya da insanlar, sonsuza değin daha uzun ve iri olmaya mı çalışacak?

Bir düşünün, herkesin uzun ve iri olduğu bir dünyada enerji ve hammadde kaynakları üzerine nasıl bir yük binecek? Belki bir süre sonra uzun olmanın getirdiği olumsuzluklar ön plana çıkacak... Yani demek istediğim, boy uzunluğuna müdahalenin bize bir faydası olacağını sanmıyorum hiç. Anne-babalar arasında silahlanma yarışına benzer bir rekabet doğacaksa, bu tür konuların sıkı kurallara bağlanması gerekir.

BBC:1930'ların arî ırk hayallerinin yeniden canlanacağından endişe edenler var ama. Engelliler -körler, sağırlar, zeka özürlüler, ''biz daha eksik değil, sadece daha farklı insanlarız'' diyor örneğin. Genetik bilimin engelli doğacak bebekleri elemine etmesine izin verilirse, bu bir vahşettir diyor bu gruplar. Siz ne düşünüyorsunuz?

Peter Singer: Örneğin işitme duyusuna sahip olmamak, bence bir sakatlıktır. Ama sağır anne-babalar var, bana bu konuda katılmadıklarını biliyorum. Biz sadece farklıyız diyorlar. Hatta kendileri gibi sağır bir çocuk dünyaya getirmek isteyen çiftler var. Embriyo taramasıyla bu olanak tanınmalı mı? Bence hayır. Sağır bir çiftin işiten bir çocuğu var diyelim. Zorla o çocuğun sağır edilmesine izin vermiyorsak, bu da aynı durum.

Sonuçta şu soruyu sormalıyız: Hayatında hiç müzik dinleyemeyecek, ormanda kuşların sesini duyamayacak, ya da, tehlike anında bağırılarak uyarılması mümkün olmayacak bir çocuk, bir dezavantajla mı doğmuştur? Bir sakatlığı var mıdır? Eğer buna inanıyorsak, o zaman anne-babaların bu sakatlığı doğacak çocuklarından elimine etmek için genetik taramadan faydalanmasına izin verebilmeliyiz diye düşünüyorum.

BBC:Genetik bilimin ileriki yıllarda karşımıza çıkartacağı düşünülen çok sayıda etik soru var. Peter Singer'a söyleşimizin sonunda yönelttiğim soruya yanıtının da, genetik bilimle ilgili olacağını bekliyordum doğrusu... Zira biyo-etik, uzmanlık alanı. Ama beklediğimden farklı bir cevap aldım. İnsanlığın karşı karşıya olduğu en ciddi etik sorunu hangi alanda, hangi konuda görüyor acaba? Princeton Üniversitesi felsefe bölümünden Profesör Peter Singer'ın cevabıyla, söyleşimizi bitiriyoruz.

Peter Singer: Karşımızda duran muazzam bir etik bir sorun, iklim değişikliğinin gündeme getirdikleridir. Çünkü iklim değişikliği, 20-30 yıl sonrasında yaşayacak olanlar için, bizlerin şu an fedakarlıklar yapmasını öngörüyor.

Genç isek, ilerideki hayatımız için. Ya da çocuklarımız, torunlarımız için.

İklim değişikliği herkesi etkiliyor kuşkusuz. Ama kararları verecek olan ülkeler, zengin ülkeler. Ve iklim değişikliğinden en çok etkilenecek olanlar ise, yoksullar. Başkalarının çıkarı için, en azından kısa vadeli fedakârlıkları hayata geçirebilecek miyiz?

Bunu yapmak zorundayız. Aksi takdirde, başkalarına zarar vererek yaşıyoruz... İklim değişikliğine neden olan ülkeler baş başa verip, bir arada harekete ederek, ''yeterli'' adımlar atabilecek mi; önümüzde duran en büyük ahlak sınavlarından biri bu işte.

Dünya2008 izlenimleri
Çeşitli ülkelerden yıla dair izlenimler ve uzmanların değerlendirmeleri
BAŞLICA HABERLER
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Programlarımız|Frekanslarımız|Türkçe Bölümü hakkında|İşbirliği|Bize ulaşın
BBC Copyright Logo^^ Başa dön
Haberler | Basın Özeti | Dünyaya Açılan Pencere | Özel Dosyalar | Haberlerle İngilizce
BBC News >> | BBC Sport >> | BBC Weather >> | BBC World Service >> | BBC Languages >>
Yardım|Görüşleriniz|Gizlilik