|
Dünyayı Doyurmak | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Bir yanda erozyon, küresel ısınma ve iklim değişimi, öte yanda artan nüfus ve bu artış hızına yetişmekte zorlanan zirai rekolte...
Dünyanın gıda, bilim ve ekonomi alanındaki başlıca kuruluşları son dönemde ardarda kriz uyarılarında bulunuyor. BBC Türkçe'nin altı bölümlük "Dünyayı Doyurmak" adlı dizisinde bu tablodan hareketle; dünyanın altı milyar kişilik nüfusunu beslemek için ihtiyacımız olan gıdayı nasıl ürettiğimizi ve yakında, 2050 yılında bu nüfus dokuz milyara vurduğunda, üretmeye nasıl devam edebileceğimizi tartışıyoruz. BBC Dünya Servisi için Mark Doyle'un hazırladığı diziyi, Sevi Sarıışık Türkçe'ye uyarladı. DİNLEYEBİLECEĞİNİZ BÖLÜMLER VE KONULARI YEŞİL DEVRİM DENEYİMİ Yolculuğumuza Hindistan'da başlıyoruz çünkü bu ülkenin bir milyar kişilik bir nüfusu var. Dahası hızla artan nüfusuyla, yakında Çin'i geride bırakıp dünyanın en kalabalık ülkesi haline gelecek. Dolayısıyla Hindistan'daki boğazları doyurabilmek, sorunu çözmenin önemli bir bölümünü oluşturabilir.
Hindistan 1960'lara kadar zaten gıdada kendi kendine yetebilen bir ülke değildi. Buna hızlı nüfus artışı da eklenince ülke gıda açısından bir darboğaza girdi. O yıllarda İsveçli-Amerikalı bilimadamı Norman Borlaug'un öncülüğünde ve ABD desteğinde tarımda rekolteyi artırmak üzere başlatılan girişimler; sonradan Yeşil Devrim olarak anılacak projenin ilk adımlarıydı. Soğuk savaş ortamında, Sovyetlerin Kızıl devrimine ve İran'ın kültürde hedeflediği Beyaz Devrime nazire olarak "Yeşil devrim" olarak adlandırılan bu proje gıdanın üretiliş biçiminde köklü bir değişiklik yarattı. Daha fazla gıda elde etmek için hedef, zirai alanları genişletmekten, verimi artırmaya döndü. Bunun için de gübre kullanımı, sulama sistemleri ve tohum ıslahına başvuruldu. Örneğin çeltik ve buğdayın sapı kısaltıldı. Böylece bitkinin enerjisinin sapa değil tanelere gitmesi sağlandı. Dünya nüfusunun yarısının yaşadığı; Asya ülkelerinde bu şekilde ciddi rekolte artışı sağlandı ve milyonlarca kişinin hayatı değişti. Bu yöntemler, öncüsü Norman Borlaug'a 1970'te Nobel barış ödülü kazandırdı. Ancak uzun vadede toprağın aşırı yorulması, tuzlanma ve yeraltı sularının azalması gibi yeni yeni sorunlar ortaya çıktı; tarla açmak için doğal bitki örülerinin yokedilmesi, iklim dengelerinin bozulmasına, bölgede erozyonun artmasına katkıda bulundu. Uzmanlar ayrıca "gıda üretiminin artması gıda güvenliğinin de artması demek değil" savına da dikkat çekiyorlar. Ancak bir yanda nüfusun bir yanda da gelir düzeylerinin artışına bakılırsa, tarımda yeni bir atılım hamlesi gerekli görünüyor. Ancak Washington'daki çevre kuruluşu Earth Institute'un başkanı Lester Brown bu konuda karamsar. "Son 50 yılda başarılan türden bir rekolte artışının yine mümkün olabileceğine inanan tek bilim adamına bile rastlamadım." diyor. ŞEKER-YAĞ-ET TALEBİNİN TÜKETİME ETKİLERİ İnsanın arzu ve taleplerindeki değişimler, topraktan ve üretimden beklentilerin üzerinde çok ciddi bir ek baskı unsuru yaratıyor.
Dünyada 800 milyon kişi hala yetersiz besleniyor; her beş saniyede bir çocuk hala açlıktan ölüyor. Açlık çağımızda utanç verici bir sorun olarak varlığını sürdürürken, uzmanlar, hepimizin yaşam biçimi açısından daha da büyük etki yaratabilecek başka bir sorun daha oluştuğunu söylüyorlar: Aşırı tüketim sorunu... Dünyanın karşı karşıya bulunduğu sağlık sorunları açısından bakıldığında; obezite, sayısal olarak yetersiz beslenme ve açlığı geride bırakmış durumda. Günümüzde Amerika Birleşik Devletleri'nde 15 yaş üzeri nüfusun yüzde 65'inin obez ya da aşırı kilolu... Hızla gelişen Çin'de de aşırı kilolu ya da obez olanların sayısı 1990'dan itibaren ikiye katlandı ve nüfusun üçte birini buldu. Modern yaşamla hayatımıza giren süpermarketler ve hazır gıda kültürü bir yanda, hareketsiz yaşam tarzı diğer yanda; bu eğilimleri destekliyor. Obezite bir yandan da hızla, gelişmiş ülkelerden Çin ve Brezilya gibi gelişmekte olan ülkelere yayılıyor. Eskiden Meksikalılar mısırları ile tortilla yapıyor, Uzakdoğulular pirinç lapası hazirliyor, eski kıta arpasıyla, çavdarıyla ekmek pişiriyordu. Ancak şimdi pişirdiğiniz ekmeğin unu, tenceredeki makarnanın durum buğdayı dünyanın herhangi bir yerinden geliyor olabilir. Dahası, artık Avrupalılar tortilla, Latin Amerikalılar pilav yemek istiyor... Bu nedenle nüfus hızla artarken bir bölgede yaşanan gıda sıkıntısı herkesin sorunu haline geliyor... Bunun en önemli örneklerinden birisi et talebindeki müthiş artış... Geçmiş 50 yıla göre şimdi çok daha geniş bir alanda, daha fazla miktarda ancak geçmişe göre daha ucuza et tüketiliyor. Fakat bilimadamları hayvancılığa artan talebin, tarım üzerinde de büyük bir ek baskı yarattığına dikkat çekiyorlar. Çünkü hayvan besiciliğinde bir kilo et üretmek için 4-5 kg mısır ve 2-3 kg soya fasulyesi tüketilmesi gerekebiliyor. Öte yandan, aşırı kilolu nüfusun sağlık ve ekonomiye zararını gören pek çok ülkede şimdi hükümetler sağlıklı beslenme ve egzersizi teşvik etmek için milyonlar harcayarak girişimler, kampanyalar düzenliyorlar... Gıda sektörü de bu konuda artan bilinç ışığında yavaş yavaş dikkatini 'sağlıklı gıda' ürünlerine çevirmeye başlıyor. "Belirli gıdalara eklenen şekere ek vergi uygulanması; sebze ve meyveleri daha ucuza üretmenin yollarının aranması ve sağlıksız gıda maddelerine verilen sübvansiyonların kaldırılması" da getirilen öneriler arasında. ÇÖZÜM ARAYIŞLARI Dünyanın neresinde olursanız olun, artık gıda, özellikle de hububata dayanan temel tüketim daha pahalı. Buğday, mısır ve pirinçte son iki yıl içinde katlanan fiyatlar bunun en önemli göstergesi.
Bu sorun her yerde en çok düşük gelirli aileleri vuruyor. Zira bu kesim gelirlerinin büyük bir bölümünü, hatta çoğu zaman yarıdan fazlasını zaten beslenmeye akıtıyor. Son yıllarda fiyatlardaki sıçrama, talepteki yükselişe, bu ani yükseliş de dünya enerji piyasasındaki hareketlere bağlanıyor. Petrol fiyatlarının üst üste rekor kırması, alternatif bir enerji kaynağı olarak görülen biyoyakıt sektörüne ilginin hızla artmasına yol açtı. Örneğin en yaygın biyoyakıt türlerinden olan etanol - yani etil alkol -, şeker kamışı başta olmak üzere çeşitli bitkilerin işlenmesi sonucu üretitiliyor. Ortaya çıkan yanıcı sıvı ortaya çıkarıyor belirli durumlarda benzin gibi kullanılabiliyor. Etanol üretim ve tüketiminde en üst sıralarda yer alan Amerika Birleşik Devletleri ise etanolü daha çok buğday mısır gibi, taneli tahılları mayalayıp damıtarak elde ediyor. Ancak bu sektöre akıtılan tonlarca hububatın gıda güvenliği açısından daha fazla daralma yarattığı şikayetleri bulunuyor. Zira milyonlarca ton mısır, etanol damıtma tesislerine sevkedilirken, sofraya ekmek, tortilla ya da diğer başka temel gıda malzemelerini koymak güçleşiyor. Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere bazı bilimsel ve ekonomik kuruluşlar bu gidişten endişeli. Hatta kurumun gıda hakkı konusunda özel raportörü Jean Ziegler, ekilebilir arazinin sonunda yakılacak olan bitkilerin ekimine ayrılmasını düpedüz "bir insanlık suçu" olarak niteliyor. Uzmanlar gıda talebindeki artışa karşın, arzdaki bu daralmanın, özellikle gıdayı ciddi şekilde sübvanse eden ülkelerde siyasi istikrarsızlık yaratması tehlikesine işaret ediyorlar. Meksika, Fas, Haiti ve Mısır gibi gerginlikleri yaşayan ülkelerin yanında, hemen Suudi Arabistan, Endonezya, Somali ve Yemen'in adları da risk altındaki ülkeler arasında sayılıyor. Biyoyakıtların ağırlığını artırmayı öngören Avrupa Birliği yetkilileri ise, bu projeyi kısa vadeli olarak düşünmemek gerektiği kanısındalar. Biyoyakıtlar "şu aşamada" genelde şeker pancarı, mısır, buğday ve benzeri tahıllardan üretiliyor. Ancak geliştirilmekte olan "ikinci nesil" biyoyakıtlar için hedef bunlarda "atık" olarak görülen ürünleri hammadde olarak kullanmak. Bu başarıldığında da sorun çözülmüş olacak deniyor. Bununla birlikte dünyanın pek çok ülkesinde süregiden açlık ve kuraklık ve artan talep karşısında; yetkililer şimdi "küresel gıda politikası için yeni bir düzen" kurulmasından söz ediliyor. Gıda temininde en ciddi ve kronik sıkıntıyı yaşayan bölgelerin başında gelen Afrika, çözüm arayışları için de listenin başında yer alıyor. Birleşmiş Milletler, başta Afrika olmak üzere gıda konusunda bir görev gücü oluşturmaktan afrika için Hindistan, Meksika ve Mısır'da denenen türden, yeni bir 'Yeşil Devrim' yaratılmasından söz ediyor. Ancak uzmanlar sadece zirai bir çözümün yetmeyeceği, çıkış yolunun ticaret, ekonomi, siyaset, toplumsal girişimler gibi çok daha kapsamlı düşünülecek bir çerçevede aranması gerektiği konusunda birleşiyorlar. | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||