|
FORUM: 22 Temmuz Seçimleri | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Türkiye 22 Temmuz 2007'de Genel Seçimler için sandık başına gidiyor.
Siyasî partiler seçim beyannamelerini açıklayıp kampanyalarını sürdürürken, BBC Türkçe Servisi de hem radyo yayınlarında hem de internet sayfalarında seçimler için özel programlar hazırlıyor. Bu çerçevede okurlarımıza, siyasetçilerden, 22 Temmuz seçimlerinden beklentilerini, taleplerini sorduk. Elimize ulaşan ve her yönde görüşü temsil ettiğine inandığımız mesajların bir bölümünü aşağıda okuyabilirsiniz. BU FORUM 21 TEMMUZ 2007'DE SEÇİM YASAKLARININ BAŞLAMASIYLA KAPANMIŞTIR Ben sol görüşlü, sosyal demokrasiye gönülden bağlı bir vatandaş olarak AKP'den daha iyi bir parti göremiyorum. Diğer partilerin laiklik sömürüsü altında oy topladıklarını görüyorum. Ancak şu da bir gerçektir ki, AKP laikliği ve demokratikliği ile diğer partilere fark atmış, ülkesini refaha, huzura ve istikrara yönlendirmesiyle büyük güven kazanmıştır. Ben sadece diğer parti ve bu parti destekcilerinin kışkırtmalarına inanmayalım diyorum. Gönlünüzden geçeni yapın. Seçim mi!? Ne seçimi, kimi seçiyoruz? Dinciler, laikler, solcular... Ama hepsi kapitalist, hepsi sistem devamlayıcısı. Seçim yaklaştıkça herkes farklı bir heyecan içinde. Seçimler Türkiye halkına yeni bir iktidar getireceğe benziyor. Elbette önemli olan geniş katılımlı bir seçim olması, ama daha önemlisi yıllardır uygulanan baraj sisteminden dolayı katılımın geniş bir kesiminin iradesi Meclis'te yer almıyor. Bu, demokrasinin önündeki en büyük engel. Yıllardır sürdürülen politikaların ülkeyi soydurduğu, aydınları yaktırdığı ve halkın bir kesiminin önünde ciddi siyasi engel olduğu da bilinen bir gerçek. Ekonomik ve sosyal olarak yoksullaşan halk demokrasiden de yoksun bırakılmıştır. Devletin her kademesinde adam kayırma, ben merkeziyetcilik, hemşericilik yeni bir kirlilik olarak karşımıza çıkıyor. Ben yine de umutsuz olmak istemiyorum. Gelecek iktidarların halkın gerçek temsilcileri ve doğru insanlar olmalarını diliyorum. Ben diliyorum ki herzaman doğru insanlar seçimi kazansın. Bu dünyanın da özellikle Türkiye'nin artık hep doğrulara ihtiyacı var. Bu gidiş pek iyi değil, herşey maddelere döküldü, insanların insan değeri kalmadı. Bu sadece partilerin görevi değil elbette, biz seçmenlerin de görevi çok. Hangi parti kazanırsa kazansın yeter ki dürüst insanlar olsun. Türkiyemiz güzel ilerliyor, inşallah bundan sonra da çok güzel devam eder. Türkiye geleceğini oylayacak, umarım sağduyu kazanır. İnsanlar gözleri önünde duran hizmetleri görüp, baskıcı rejime teslim olmazlar diyorum. AKP iyi ki var. Herkes bunun içine dahil, Özal'dan sonra hiçbir parti bu kadar çalışmadı. Kaldırım taşı dediler yapamadıllar ama AKP yaptı. Neymiş efendim, sayın başbakanımız demiş ki 'sayın Öcalan', ne mutludur ki ne efendi bir başbakanımız varmış. Herşey ortada. Burası Denizli, yaşayan bilir Denizli'de yapılan yenilikleri hiçbir kimse yapmadı. Diğerleri gibi boş konuşmadı bu adamlar. Bu seçimlerde ülkemizde değişecek çok şey olacak. Bence bu seçimin galibi MHP olacak. İnsanlar kendilerine sunulanı izliyorlar. Televizyon ve basın tekel sayılabilir ülkemizde. Ve hükümet tarafı yayın yapıyorlar, bazı gerçekleri gizliyorlar. Her bir partinin mitingler esnasında kesinlikle demagoji yaptığı kanısındayım. Hiçbir lider çıkıp da, proje sunmuyor, plan, hedef anlatmıyor. Her biri diğerini çekiştiriyor. Sanki budur Türkiye’yi kurtaracak olan asıl. Buna çok üzülüyorum. Beni üzen durum, hala IMF’den alınacak olan borç miktarı... Her ne kadar Erdoğan döneminde rakamlar düşmüş gibi görünse de detaya inildiğinde, eski dönemlerle yaklaşık rakamlar olduğu görülecektir şaşırtmayacak derecede. IMF'ye bağlı olmak demek, birine bağımlı olmak demek. Bağımlı olmak demek, Türkiye için kesinlikle hoş bir kavram değil. IMF'den alınan para, peşinde emperyalizmi getiriyor. Nerede demokrasi... Buyurun, buradan yakın! Şu andaki hükümetin icraatlarından hiç memnun değilim. Bundan sonra gelecek hükümetin de çok şeyler yapabileceğini sanmıyorum. Çünkü bu hükümet Avrupa Birliği bahanesiyle elimizi kolumuzu bağladı. Yapılmış onca anlaşma ve satışlara rağmen Türkiye’nin ayakta kalması başlı başına bir mucizedir. Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik ve sosyal bir devlettir ve her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı eşit haklara sahip olduğu halde neden Alevi vatandaşlar, Sünni vatandaşların sahip olduğu haklara sahip değildir. Sormak istiyorum. Devletin dini olur mu? Bakınız bizim insanımız artık cahil değil. CHP'yi, MHP'yi çok iyi tanımış, çok iyi biliyor. Baykal kendi partisiyle kavgalıdır, saldırgandır. kendi partisiyle kavgalı olan bir insan Türkiye'yi nasıl idare edecek anlam veremedim. Bu seçim askerin despotizmi, Kürtlerin şövenizmi, Türklerin faşizmi ve bürokratik oligarşinin mevzi mücadelesi arasında tercih yapmakta hiç de zorlanmayan, tüm bunları demokratik bir tepkiyle dahi sorgulamayan bir kütlenin, daha önceki benzerlerinden hiçbir farkının olmadığı bir seçimdir. Problem her seçimde kutsallaştırılan millet iradesindedir. İradesini ortaya koyamayacak kadar etkiye açık kalmayı erdem sayan iradededir. Kendine özgün kimliği ortaya koyamayacak kadar kimliksizleşmiş, kimliksizleştirilmiş seçmen denilen canlı türüne tapınma mevsimidir. Bir oyla herşeyi değiştireceğine inanmış, bir sloganı demokratik tepki sayacak kadar sığlaşmışların seçimidir. Bu sene inşallah AKP kazanır. Çünkü ülkesini o kadar güzel yönetiyor ki. İnşallah o gelir. AKP'den çıkarı olmayan kimsenin oy vereceğini zannetmiyorum. Düşünmeden konuşan, sinirli, teröre destek gibi açıklamalar yapan, Türk olmayan herkesi memnun eden bir Başbakanı istemiyorum ben. Hiçbir sorunu çözemeyip ülkeye yabancı sermaye ve borçla para sokan karşılığında da tabii seçimde işine yarayacak yatırımı alan AKP'nin serüveni ülkede satacak birşey kalmayıncaya kadar devam etmeyecek. Çünkü bu halk onları da bu seçimde çok güzel pazarlayacak. Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletidir. Bu hükükmet döneminde devletimizin temel değerleri aşağılanmıştır. Atatürk'ümüzün devrim yasaları ayaklar altına alınmış ve beş yıl boyunca, ki hicri takvim her yıl 10 gün geri gelir buna rağmen, kutlu doğum haftası 23 Nisan'a denk getirilmiş, irticai faaliyetler artmıştır. Laik ve sosyal bir hukuk devleti istiyorum. Ulusalcıyım, Atatürk milliyetçisiyim. Vaadlerine kanmadığımı söylemekle birlikte, bu bir tepki oyudur, benim oyum Genç Parti'ye. CHP vaadlerde bulunacağına biraz sosyal demokrat olsun, biraz devletçi olsun. AKP'yle kaolisyon yaparlarsa şaşırmam. Parlamento AKP-CHP-GP-MHP ve DTP çatısı altında bağımsızlar olarak şekillenecektir. Büyük olasılıkla da Devlet Bahçeli yeni cumhurbaşkanımız olacaktır. Ben bu seçimden sonra yeni bir kriz bekliyorum, çünkü AKP 367 milletvekili sayısını bulamayacak ve bağımsız (DEP) adayların milletvekili çıkarması AKP'nin koltuk sayısını azaltacak. MHP ve CHP de birlikte yeni kurulan AKP hükümetine karşı sert tavır alacak. Seçimden sonra Meclis'e gercekten solcu olan iki üç aday bağımsız olarak girebilecek. Bu sevindirici. 22 Temmuz'da asıl seçim demokrasi ile totaliter rejim arasında olacaktır. Bu necip millet son dönemde özellikle artan biçimde iradesine konulan militarist ve totaliter baskılara gereken cevabı verecektir, aynen 27 Mayıs'tan , 12 Eylül'den sonra verdiği gibi. Ülkenin temel sorunlarından ziyade kan ve ip üzerinden siyaset yapmak siyaset ahlakına uymadığı gibi toplumu kutuplaştıran ve toplumsal barışı zedeleyen bir sonuç ortaya çıkarır. Yaklaşık 100 yıldır çözülemeyen Kürt sorunu mevcut partilerin inkar ve imha siyasetinden dolayı çözülememiştir. Mevcut partilerin birbirinden farkı yok. Toplumsal barışı sağlayacak demokrasiyi inşa edecek ekonomik istikrarı sağlayacak bir proje üretmeleri gerekir. Bin Umut adaylarının meclise girmeleri toplumsal barış için önemli bir adımdır. Herkes birşeyler anlatmaya çalışıyor ama görüyorum ki hala bilincimize varamamışız. Diyorlar ki 'kreide kartı borçlarımı affetmeyene oy yok'. Yapmasaydın borcu, AKP mi zorladı seni? Artık uyanma zamanı. En güzel hizmeti AKP zamanında aldık. Cem Uzan'a mı vereceğiz oyumuzu. Eğer oyları ona verirsek memleketi satacak. Görünen köy kılavuz istemez. AKP milletim AKP, gerisi yalan. Geçmişe bakıp uyanın artık. Oyum AKP'nin. Kötünün en iyisi o. Cem Uzan'a verip de Türkiye'yi de kökten götürmesine izin vermeyelim. Bu seçimler sonucu ABD ile işbirliği yapmayacak bir hükümet istiyoruz. Bizi ABD’nin değil onların yönetmesini istiyoruz ancak öyle bir lider göremiyorum. Bu seçimler sonrası muhtemelen MHP-AKP-CHP koalisyonu olur ancak üç partiye de güvenmiyorum. Bunun yanısıra DP belki zorlar ama %10’u geçemeyeceklerdir. ANAP ise tamamen şansını bitirdi. Belki DP birleşmesi bir şeyler getirecekti ama olmadı. Haydar Baş’ın vaatleri Uzan’ı bile geçti ama kitabının çok başaralı bulunması bu vaatlerine de inanacak birilerinin olmasını sağlıyor. Saadet ise AKP üzerinden milli görüşle oy toplamaya çalışıyor. Zaten belli bir oy potansiyeli vardı. İslamcı dediğimiz grup son seçimde AKP’ye döndüyse de bu seçimde tekrar Saadet diyeceklerdir. MHP’nin tek başına iktidar propagandası havada kalır. AKP ise son seçimdeki gibi tavan yapamaz. DSP gibi %22’lerden %1 lere düşmese de %20 civarında gezer. GP ise yine aşamaz. TKP ise bu sefer iyi bir seçim programı ile oy toplayabilir çünkü kimse artık Amerikancıları istemiyor. Solda da CHP’ye güven pek yok gibi bu nedenle bu sefer daha şanslılar ama bu ülkede ABD’ye karşı duracak tek parti olarak yeni bir yapılanmaya girmeliler. Amerikancılara ve ABD’ye hayır diyorum. Hür bir Atatürk Türkiyesi istiyoruz. Herkesin dinine saygı duyulan bir ülke istiyoruz, düşünce özgürlüğünün olduğu bir ülke istiyoruz, teröre dur diyecek birilerini istiyoruz. İktidarın korkusu nasıl belli oldu. Partililer birleşmeye çalıştı. Bu mu sizin gücünüz?Şunun şurasında gözü kör iki üç tane insan gelmiş 'inşallah AKP başa geçmez' diyor. Böylelerin gözü kör ve hala eski kafadan gidiyorlar. Bu kafayla bir yere varamazsınız. 2002 seçiminde gördünüz. Herşey ortada. Çalışan bir parti. Ama çalışmayı hazmedemeyenler var. Bazıları diyor ki 'laiklik tehlike altinda'. Allah aşkına bırakın bunları. Devlet yerinde. AKP bir atama yapsa herkes başına dikiliyor. İnsanlar istediği gibi giyinemiyor. Bunun adı demokrasi mi? Ben Almanya'da yaşıyorum ve istediğim gibi yaşıyorum. Keşke kendi devletimde de öyle yaşayabilsem. AKP gereğinden fazlasını yaptı bu topraklara. Hiç kimse bu kadar çalışmadı Özal'dan sonra. Kimse kimsenin hakkını yemesin. Seçim arefesinde cesur açıklamalar yapıyor AKP iktidarı. Demek ki halkın esas yapılmasını istediği şeyi aslında biliyorlarmış ancak gördük ki işlerine gelmiyormuş. Türk siyasetinde aynı sahneler hep yasanmıştır. Halk AKP'yi esas bu yıllardir süregelen yanlış politikalar, yandaşlıklar, yolsuzluklar yüzünden, tepki oylarıyla iktidar yaptı. Ancak yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Allahıma çok şükür ki gerçek iç yüzleri iktidarları döneminde kendi elleriyle, kendi söylemleri ile ortaya çıktı. AKP'nin tipik politikası da yollar yapip, kömürler dağıtıp, 'bakın biz bunları yapıyoruz' diyerek halkın gözünü boyamak. Tüm yaptıklarını söyledikleri iyi şeyleri zaten yapmaları gerekiyor. Bunlar birer lütuf degil. Artı ve eksileriyle analiz yapıp sonuca bakarsanız aslında özünde kaybettiğiniz çok şeyleriniz olduğunu göreceksiniz. Başım dik, gururla yürüyemediğim bir yol gerçek yol değildir ve elbet birgün ayağım tökezleyip düşerim ve aynı Osmanlı'nın son dönemindeki gibi gözü bende olan aç kurtlar, timsah gözyaşları dökerek beni benden alır. Ümit ediyorum ki halkımız gereken cevabı sandıkta verecek ve AKP'siz yeni iktidar yepyeni bir Türkiye yaratacak. Türkiye ancak gerçek bir Türk gibi davranan siyasetçiler, gençler ile refaha ulaşabilecektir. Türkiye bu seçimlerde zincirlerini kıracak ya da zincirlerine birer kilit daha takacaktır. Sağ-sol, Türk-Kürt, laik-İslamcı çatişması diye gösterilmeye çalışılan mücadele aslında güç mücadelesidir. 80 yıldır oturduğu yerden devlet imkanları ile geçinenler elbette köşelerini kaptırmamaya çalışıyorlar. Köşelerini kaptırmamak için de ordu ve halkı İran gibi olmakla korkutuyorlar; 30 sene halkı Komünizimle korkuttukları gibi. Sistemin içine girdiği ve kökünden bozuk ve sakat olan sözde demokratik, hukuk devletinin krizi önümüzdeki seçimde de aşılmayacaktır. Türkiye'nin sorunlarının çözümü için listelerde amblemleri olan siyasi hareketlerin ortaya koyabilecekleri bir siyasi program ve istek yoktur. Faşizmin ve ırkçılığın yükseldiği bir ortamda önüne gelen siyasi hareket Türk ırkçılığının en iyi temsilcisi olduğunu kanıtlamaya çalışarak parlamentoda yer almaya çalışıyor. Seçim nihayetinde daha krizli bir döneme açılan bir kapıdan başka bir şey değildir. AK Parti'de kendimizi bulduk. Türkiye'deki saçma sapan insanların, saçma sapan tabularını yıktı. Çalışmayan, üretmeyen, laf bezirganı muhalefet, tarihin çöplüğüne mahkum olacaktır. Hakikat mağlub edilemez. İnsanlık kadar eski bu çatışmada, yenilen ve hep yenilecek taraf, ona karşı çıkanlardır. Eski ve yeni temsilcileriyle yerleri tarihin çöplüğüdür. Kim ne derse desin, şimdiye kadar yapılan hizmetleri anlatamayız, çünkü o kadar cok ki. Şu dört bucuk yılda yaptıklarını yapacaklarının teminatı gibi görüyorum. Duble yollar yeter. Bizim Burdur ili şimdiye kadar böyle yatırım görmedi. Daha fazla olamaz mıydı, olurdu ama bir dahaki döneme. Senden Allah razı olsun Recep Tayyip Erdoğan. Tüm kalbimle size çalışacağım. Başarılar. Benim kredi kartı borclarımı affetmeyen hiç bir partiye oy vermem, istediği kadar oy beklesinler halktan. Ne kadar çok borçlu var onlar iyi biliyor. Gerkesiz ve haksız yere. Bir seçmen ne dileyebilir ki. Ülkede var olan ve günden güne hızla büyüyen geçim sıkıntısı için kalıcı çözüm, töre cinayetlerine dur diyebilecek bir yönetim ve bu kişilerin eğitilmesi içn gerekli destek, kültür seviyesini yükseltme olanağı, geçimini topraktan yapanların yüzünü güldürebilecek ürün başı fiyat. Aslında herşey bir noktada gelip maddiyat ile buluşuyor. Bizi yönetecek olan kişileri bizim seçmemizin de faydasının olmadığı bir toplumda insanca muameleden öte kimsenin istediği pek birşey yok aslında. Eşit dağılım ve eşit hak. Demokratik ve huzur içinde bir seçim olmasını temenni ediyorum. Hakimiyet milletin olmalı, tam olarak. İki kutuplu dünya düzeninden Avrupa'nın ve Asya'nın güçlenmesi ile üçüncü dünya ülkelerinin bağımsızlıklarına kavuşmasıyla çok kutuplu, globalleşen dünya yapısına ayak uydurabilecek bir hükümet, irade isteğindeyim. Her ne kadar yüzde onluk baraj sistemi demokrasiye vurulan kılıç olarak görülse de, Türkiye pozisyonu gereği yapması gereken en doğru uygulamayı yapmaktadır. Ekonomideki devletçi politikaların artık kalmaması gerekir, özellikle ekonomide izlenecek politikaların ülkenin refahını, özgürlügünü ve hürriyetini geliştirmesindeki en büyük etken olacağı için globalleşen dünyanın farkına varmış bir hükümet istiyorum. Eski dünya düzeni gibi iki kutuptan birinin etrafında dolaşan onların isteğini yerine getiren değil, içte ve dışta ülke insanının huzurunu ve güvenligini hedefleyen bir hükümet istiyorum. Peşkeş çekilmesin bu ülke artık, sömürülmesin. Kendim sol görüşlüyüm ama bazı gerçekler de var. AK Parti Türkiye'nin kaderini değiştirdi. AK Parti kazanır inşallah. Dünyanın her yerinde iktidar yıpranır. Burda da AKP sanki bunu istercesine çok hatalar yaptı ama Türk milletinin en güvendiği kurumların başında olan CHP’nin sanki AKP’nin yaptığı bazı hatalara askerle birlikte tepki verip askeri CHP’nin yanında göstermeye çalışması ardından son cumhurbaşkanlığı seçimleri arefesinde askerin verdiği sivil muhtıra CHP’ye iki beden büyük geldi. Bu arada Türk toplumuna verilen gazla yapılan Cumhuriyet mitingleri CHP mitingine dönüştü. DP birleşmeyi beceremedi belki de uzun vadede iyi olur ancak bu seçimleri kayıp geçirebilir. MHP kökenli Erkan Mumcu’nun daha sonra ANAP’ta parlayıp AKP’de yeşerip Doğru Yol’un başına geçme hırsı CHP’ye varmadan siyasi intihar ile sonuçlandı. Devlet Bahçeli, Namık Kemal Zeybek ve ekibini BBP’ye kaptırdı. Belli etmiyor ama kolunun yarısı kırıldı gibime geliyor, zaman gösterecek. Genç Parti’nin söylemleri her zaman bu memlekette yer bulur. Kim ne kadar uçuk vaatler verse inananlar çıkar gerçi Cem Uzan eski maddi ve medya gücünde olsa bu seçimlerin de kaderini değiştiren adam olacaktı ama O da biter bu seçimden sonra. Bağımsızlar ne olacak derseniz daha önce Zana’ların bir hikayesi var onlardan ders alacaklar. Grup kurabilirlerse Meclis’in çalışmasında, bazı kanunların çıkarılmasında al takke ver külah durumunda kıymetli durumda olabilirler. Mesela ANAP devşirme milletvekilleri ve başkanı ile cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Türkiye’nin en önemli partisiydi. Yeni Türkiye’nin yeni ve genç seçmeni kararsızlarla birlikte bu seçimleri çok şeye gebe bırakıyor. Şimdi çok şey söyleniyor ama anketleri yapanlar da biliyorlar ki en zor tahminler bu seçimler içindir. 21. yüzyılda ülkenin yüzlerce sorununa rağmen ülkeyi inananlar, inanmayanlar olarak bölenler, meslek liselerini bile siyasete alet edenler, 23 Nisan'ı 20 yaşında bir İmam Hatipli'yi Meclis'e çıkartarak bir takım çevrelere karşı sergiledikleri güç gösterisine kurban etmeye kalkışanlar, küçücük kızları türban giydirerek sahneye çıkartanlar ve de laiklik kavramının altını oymaya çalışarak, Cumhuriyet mitinglerinde toplanan milyonların farkında olduğu gizli emellerine "sözde dindar" bir politikacıyı Cumhurbaskanı yaparak ulaşmayı hedefleyen bir zihniyet umarım 23 Temmuz sabahı güzel ülkemden tamamen yok olup gider. Şu hale bakınız ki ülkemiz terörle boğuşurken, anaların yürekleri yanarken, hâlâ daha "terörle yaşamaya alışacaksınız" deme cüretini bile gösteriyorlar. Hayır, alışöıyoruz, alışmayacağız! Hatta alıştırmaya çalışanları da bu ülkede milyonlarca Mustafa Kemal'in bulunduğu gerçeğine alıştıracağız! Yorumları okurken derin bir nefes aldım. Şunu analadım ki, aydın olan demokrasiyi savunan, laik, temiz bir toplum isteyen herkes AKP'ye hayır diyor. AKP'nin yazın ortasında kömür dağıtarak oytoplamasın boşa gidecek. Bu seçimlerde solda birlik adına CHP+DSP diyorum. Soldaki bölünmüşlük artık bitmeli. Ama maalesef Anadolu hâlâ dinci akımların istilası altında. En büyük dayanakları ve yardımcıları da eğitimsizlik ve yoksulluk. Bunlar olunca dini sömürünün olması kaçınılmaz. Bu yüzden AKP gibi din üzerinden, türban üzerinden siyaset yapan bir parti geldi başımıza musallat oldu. Değiştim diyen Erdoğan hâlâ aynı. Söyleyemese de içindeki Atatürk düşmanlığı devam etmektedir. CHP gibi bir partiyi babasının çiftliğine dönüştüren ve daha parti içindeki demokrasiyi sağlayamadığı halde Türkiye'de demokrasiyi nasıl sağlayacağı şüpheli olan Baykal bile Erdoğan'dan iyidir. Bu yüzden bu seçimlerde ilk amacımız Erdoğan'dan kurtulmak olmalı. Baykal'ı sevmeseniz bile sosyalist bir insansanız ilk olarak CHP'yi düşünmelisiniz. Önce Tayyip gitmeli. Türkiye Cumhuriyeti, şeyhler, dervişler, müritler memleketi olamaz. AKP'nin tekrar işbaşına gelmesi Türkiye'yi çok gerilere götürür. Her kurumu ellerine geçiriyorlar zaten. Ülkeyi Pakistan'a çevirmeye çalışıyorlar. Sonunda darbe kaçınılmaz olur. AKP 4,5 yıllık iktidarında ülke yönetiminde muktedir olamamıştır. Halkın kendilerine verdiği bütün kredileri bitirmiştir. Sadece Apo'ya "sayın" , şehitlere "kelle" diyen bir zihniyete sahip olmaları bile halkın kendilerine oy vermemeleri için yeterli bir nedendir. Sık sık istismar ettikleri başörtüsü konusunda "başörtüsü Türkiye'de yüzde 1,5'luk bir kesimin sorunudur" diyenler, "ABD'nin Irak'taki başarısı bizim başarımızdır", diyen bir zihniyet Türk milletinden oy alamaz. Halka henüz milletvekili listesini belirleme hakkı vermeyenler, halk açısından pratik olarak önceliği olmayan Cumhurbaşkanlığı konusunu seçim malzemesi yapıyorlar. Halkın iradesine bu kadar saygınız vardı da neden halka kendi illerinden kimlerin milletvekili olması gerektiğini oylatmadınız? Milli güvenlik konularında borsa, döviz piyasası tedirgin olmasın diye ulusal onurumuz ayaklar altına alınıyor, Türkiye aleyhine olan her gelişmede borsa coşuyor, milli duruş ve söylem tavrı gösterildiğinde borsa düşüyor. Borsa kimin borsası yüzde 73'ü gayrı milli sermayenin eline geçmiş bir borsanın heyecanı ne kadar bizimle alakalı, ne kadar toplumun ekonomisiyle alakalı. Kıbrıs davamız çökertildi. Zina suç olmaktan çıkartıldı. Müftülüklere "Allah katında tek din İslam'dır ayetinin hutbelerde okunmaması emri" verildi. İlköğretim din kitaplarında ayetler sansürlendi. Bunlar din adına ekonomi adına, milli haysiyet adına ne anlatacaklar. Yalanladıkları 14 maddelik gizli protokol ve Dubai'de Türkiye'nin Kuzey Irak'ta ABD ile işbirliği şartını getiren kredi ve hibe anlaşmaları artık inkar edilemiyor. En stratejik kuruluşlar pazar malzemesi gibi satılıyor. Bunlara kim oy verecek anlayamıyorum. Ekonomi verilen milli tavizlerle yapay bir şekilde ayakta tutuluyor, AKP bu şekilde ödüllendiriliyor. Benim vatanım istimlak edilirken banane doların, euronun, borsanın kaç lira olup olmadığı? Önce dolara, euroya endekslenmiş bu zihniyetleri kölelikten kurtarmak lazım. Dünyanın en zengin kaynakları üzerinde yaşıyoruz. Fakat işbirlikçi zihniyet bu kaynakların harekete geçirilmesine imkan tanımıyor. Milletçe pazarlanıyoruz. Bu seçimde Türkiye'nin kurtuluşunun tek adresi MHP'dir. MHP'nin iktidarda olması bir siyasi tercih olmaktan çok milli egemenlik haklarımız ve üniter devleti koruma noktasında bir vatan vecibesidir. 23 Temmuz 2007 sabahı büyük sürprizlere gebe ve hep birlikte göreceğiz. AKP, MHP ve CHP barajı aşarlar. Hükümeti AKP bağımsızlarla kurar. DP barajı aşarsa hükümet AKP+CHP, yahut, AKP+DP, yahut AKP+MHP veya CHP+DP+MHP ile kurulur. AKP 2002'de iktidara gelmesini takiben sinsi bir şekilde hayatın her alanında İslami referanslara göre düzenlemeler yapmaya başladı. Laik ve anayasal kurumlardan gelen tepkilerin şiddetine bağlı olarak bazen geri adımlar attı. Daha geri mevzilerde uygun zamanı kolladı. Ben ülkenin büyük şehirlerinden birinde doğdugum hastanede uzman doktor olarak çalışıyorum. Bu hastanede 2002'den bu yana cami olarak hizmet veren bir mescit faaliyete gecti. Cuma günleri hoparlörden hutbeler okunmaya başladı. Hastane bahçesi çevredeki esnafın faydalandığı bir cami avlusu haline geldi. Esnafın gelip toplu namaz kılabilmesi için hastane acil çıkış kapısı sadece cuma öglen saatlerinde açık bırakılmaya başlandı. Bu belki küçük bir örnek. Fakat İzmir gibi dinci siyasi akımların çok zayıf olduğu bir şehirde olan bu. Bu tip olayların yaptığı birikim laik ve cumhuriyete bağlı, üstelik kendini Batı uygarlığının bir parçası olarak gören toplumsal kesimleri ayağa kaldırdı. AKP'nin iktidardan uzaklaşması için güçlerimizi birleştiriyoruz. Bunu başaracagımıza da inanıyoruz. Bülent Arınç Meclis Başkanı, Recep Tayyip Erdoğan Başbakan, Abdullah Gül Cumhurbaşkanı!!! Sacayağına dikkat etmiyor musunuz? Bizi 22 Temmuz seçimlerine götüren nokta bu işte. Kaldı ki Turgut Özal'ın cumhurbaşkanı seçilmesi sürecinde 367 şartını ortaya atan ve iddiasını sonuna kadar sürdüren Bülent Arınç'ın kendisidir. Arınç 367 şartını bile bile ülkeyi kaosa sürüklemiştir. CHP'nin dik duruşunu ilk kez sevdim. Devletin başında olacak olan üç zatın icraatlarını hayal edebiliyor musunuz? Ülke bölünmenin eşiğine gelmiştir demiyeceğim; Büyük Orta Doğu Projesi'nin (B.O.P.) istemi doğrultusunda bölünmüştür. Ve B.O.P.'un eşbaşkanı da Recep Tayyip Erdoğan'dır. Daha dün terörün bitmeyeceğini, devam edeceğini konuştu. Bir devlet yöneteninin bu tür konuşması beni endişelendirmektedir. Ülkede ekonomik kriterler borsaya bağlı olarak gösteriliyor. Borsadaki paranın %85'i 3,500 kişinin ve bu 3,500 kişinin 1,500'ü yabancı ve hükümetin tek kaygısı borsa!!! Çalışan, emekli, köylü gibi ülke çoğunluğu hükümeti ilgilendirmiyor. Ben aydınlık bir türkiye için CHP diyorum. Bu seçim sadece ve sadece iki sonucludur. Ya AKP büyük bir zafer kazanacak, rakiplerini tasfiye edecek ya da çok büyük bir hezimete uğrayacaktır. MHP'nin performansı çok çok önemli. MHP yüzde 15'leri bulursa AKP biter. CHP'nin ne alacağı belli. Bu nedenle seçim aslinda MHP-AKP arasında. Beklenti MHP'nin büyük başarı kazanabileceği yönünde ama ben her iki olasılık için yüzde elli-elli diyorum. En doğru kararı halk verecektir. Genelkurmay'ın, istekleri yerine getirilmediği taktirde darbe yapacağını ihtar eden muhtırası Genel Kurmay Başkanlığı sitesinde halen asılı dururken Türkiye'de hür bir seçimden bahsetmek mümkün mü? 22 Temmuz'da sandıktan Genelkurmay'ın istemediği bir sonuç çıkarsa- ki çıkacağı açıkça görünüyor; ne olacak bu işin sonu bilen var mı? Sandık sonuçları ne olursa olsun, bu şartlar altında hür ve demokratik bir seçim yapılmış sayılır mı? Bu seçimlerde AK Parti tek başına dahi iktidar olsa kaos doğuracak. Yaşayıp göreceğız çünkü siyasilerin ileriye dönük gerçekçi politikaları yok. T.C. tıkandı bence. Bu seçim sonrası iç savaşa bir adım daha yaklaşmış olacağız. "İktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler." Mustafa Kemal'in 70 yıl önce söyledikleri ne kadar gerçek değil mi. Gelecek olanların, Atatürk'ün yaptığı bu tanıma harfi harfine uyan duygu, düşünce ve tavırları göz önünde bulundurarak hizmet etmesini isterim. Mustafa Kemal’in İngilizler'e, Fransızlar'a vatanı için karşı çıktığı ve kendisini ortaya koyduğu gibi, yeni geleceklerin, Amerikalı'ya, Avrupalı'ya, İranlı'ya, aşiret reislerine karşı koymasını ve kendinden vazgeçebilmesini, ayrıca demokrasiyi 'araç' değil de 'amaç' olarak görmesini beklerim. Terör, alt-üst kimlik, eğitim, işsizlik vs. gibi dışarıdan zorla sokulan ayak oyunlarını da böylece güçlü bir birlik ve dayanışma ile atlatırız. Eğer, gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunmuş olan eski hükümetlerden farklı olduğunu, bizi önemsediğini gösterirse, halk olarak, Kemal Paşa ve silah arkadaşlarını yıllarca yönetime layık gördüğümüz gibi gelecek olanları da uzunca bir süre ülkemizi yönetmeye layık görürüz. Sağcı, solcu, Kemalist, dinci. Görüşü ne olursa olsun, insanların birbirlerine saygı gösterdikleri, laik, demokratik, Mustafa Kemal’in 80 yıl önce çizdiği çizgide yönetilen bir Türkiye oluşturan, zorlama (dini veya değil), basın sansürü, sokakta içki yasağı, sansürlü billboardlar, T.C.'nin koruyucusu askerle dikleşme, Türkiye'nin temsilcisi olan Cumhurbaşkanına saldırı gibi, uygulamalardan kaçınan bir hükümetle daima kazanırız. Dünyada ait olduğumuz yere de geliriz. Yasal ya da yasadışı yapılan kürtajla her yıl onlarca kadın ve yüzlerce çocuk katledliyor. Alkol ve sigara bağımlılığı gençliği esir almış. Bu maddelerin 21 yaşından küçüklere satılmaması için hiçbir şey yapılmıyor. Suyu olmayan yelere baraj yapılacağı vaad ediliyor. Maalesef bu sorunlar hiçbir partinin bırakın parti programında vaadleri arasında bile yok. Tek dileğim AKP'nin bir an evvel başımızdan gitmesi. Öncelikle iktidara kim gelirse gelsin Türkiye'nin en önemli sorunlarından bir tanesi Kürt sorunudur. Kürt sorunu çözülmediği sürece iktidara kim gelirse gelsin geldiği gibi gider. Bu seçimde de AKP gerekli. Bir sonraki seçimde ise dinsel olgulara düşmanlığı olmayan, gerçekten sol ve liberal davranan bir hareket ile AKP koalisyonu çağdaş demokrasiyi gerçekleştirebilir. Bu dönemde tek başına AKP iktidarının başarı ölçütü şudur: Devletteki istihdamın en az üçte bir küçültülmesi, seçim barajı dahil daha fazla demokrasi, herkes için etkin bir yargılanma ve hukuki güvence düzeni oluşturulması; T.C. vatandaşı kimselere vatanhaini denmesinin kanunlarla yoruma yer bırakmayacak şekilde yasaklanması, tek ve sivil bir yargı düzeninin oluşturulması, kendi partilileri haricindekilere de eşit fırsatlar sağlanıp, kucaklanması, sosyal güvenlik reformunun bir an önce gerçekleştirilmesi, Meclis'e girecek Kürt kökenli milletvekilleri ile ve yerel siyasetçilerle işbirliğinin onlara sorumluluk vererek tüm kurumlarca geliştirilmesi, kışkırmaya meyilli kimselere asla müsamaha gösterilmemesi, başarılı gözüktüğü ekonomi, sağlık, eğitimde ve genel hatlarıyla dış politikada ivme kaybetmeden devam etmeleri. Seçimler için artık son dönemeçteyiz. Ve gelişmeleri büyük bir endişe içinde izliyorum. Tüm partiler yaptıkları gafları gizleme peşindeler yine. Terör konusunda topu askere atıp seçim arefesinde masaya oturanlar, ulusal sermayeyi parsel parsel satanlar, dış politikada varlık bile gösteremeyenler, cumhurbaskalığı seçimlerinde halkı ikiye bölenler, ekonomik göstergeleri iyimser gösterenler... Ben inanıyorum ki halk bunları görmezden gelmeyecektir. Vatanına bağlı, ulusal çıkarlarını gözeten, çalışan, kazandığına şükreden her Türk vatandaşı, şişirme anketlerle kendilerini listenin üst sıralarına koyarak halkı manipüle edenlere, halkın inancını sömürenlere gereken cevabı verecektir. Bizler artık tam bağımsız Türkiye'nin hayallerde kalmasını istemiyoruz. Bizler artık şehit cenazelerinde gözyaşı dökmek istemiyoruz. Bizler milyarlarca lira harcayarak eğitim görüp asgari ücretle çalışmak istemiyoruz. Bizler yarın için endişe duymak yerine geleceğe umutla bakmak istiyoruz. Bizim gibi düşünenler Sakarya'da Çanakkale'de, İnönü'de yurekli bir adamın arkasından gözlerini karartıp gittiler. Ve bizler de gözümüzü karartıp arkasından gidecek bir lider istiyoruz. Türkiye'de seçilecek başbakanın şu dört şeye sahip çıkması lazım: tek vatan, tek millet, tek devlet, tek bayrak. Bu misyonlardan ödün vermemesi lazım. Bir de 1980'den önce Türkiye'de bulunan solcular yine ülkeyi bölmek için elinden geleni yapıyorlar. Allah bu ülkeye insancıl, demokrat, sağ görüşlü bir cumhurbaşkanı seçmeyi nasip eylesin. 22 Temmuz seçimleri, 2002 seçimlerinden daha farklı bir atmosferde geçecek. Bu ülke gerçek demokrasi ve gerçek özgürlükleri, yönetenleri ve yönetilenleri ile benimsemedikçe kör döğüşlerine sahne olmaya devam edecek. Üçüncü sınıf ideolojik yaklaşımlarla rejimi koruma adına sistemin yapısal unsurlarını aşındıranlar ona en büyük tehlikeyi verdiklerini görsün artık. 22 Temmuz’un bütün halkımıza hayırlı olmasını diler, gelecekteki herşeyin demokratik ortamda çözülmesini temenni ederim. Hangi parti başkanı başbakan olursa olsun, halkımız kimi seçerse seçsin, seçilen başbakan milletini, devletini, birlik ve bütünlüğümüzü, dili, dini ne olursa olsun ayrım yapmadan vatanımızın heryerini aynı seviyede sevgi saygı ile kucaklamalı. Ayrımcı olmamalı, dünyaya açık siyasetçi olmalı, dış politikada vatanımızın her hakkını korumalı, dış ülkelerde yaşayan vatandaşlarımızın benliği ve kimliği korunmalı. Onlara bulundukları ülkelerde oy kullanma hakkı verilmeli. Millete, vatana refah getirecek her yolu kullanmalılar. Türk milleti herşeyin güzeline neden sahip olmasın? Demokrasinin en güzeli, milletin kayıtsız şartsız egemenliğini yaşamasıdır. Bunlara eriştiğimiz an dünya bize, biz dünyaya bir adım daha yaklaşmış oluruz diye düşündüm. Olur ya, belki biri gelir başımıza bu söylediklerimin hasretini çekiyor olur da bunları yapıverir. Ne diyeyim, biz uzaklarda hasretini çektiğimiz vatana nasıl yardımcı oluruz diye yanıp tutuşurken, memlekette başka hesaplar yapılıyor. Tabii ki bu olup bitenleri görünce insan ister istemez üzülüyor. Sonu hayır olsun. Seçimlerdeki en büyük ümidim MHP'nin yine barajı aşamaması. Türk halkı MHP'ye kendilerinin bile hayal edemeyeceği oyu, dolayısıyla o oy oranında milletvekilini daha evvelki secimlerde verdi. Sonuçlarını hep birlikte gördük. Milliyetçiliğin anlamını kavramaktan aciz insanlar meclise geldiler. MHP'ye en çok emeği geçen insanları tartakladılar ve seçtikleri cumhurbaşkanı Türkiye'ye tarihinin en büüyk ve en acı krizini yaşattı. Ümid ediyorum ki halkımız bunları henüz unutmamıştır. Eğer o kriz yaşanmamış olsaydı onların dönemindeki hırsızlık ve talan önlenebilmiş olsaydı bugün sanıyorum yıllık ihracatımız 200 milyar dolar, kişi başına düşen milli gelir de minimum 15bin dolar olabilirdi. İnşallah milliyetciliği ve Atatürk'çülüğü hatta dinimizi bile siyasete alet adenler bir daha iktidar yüzü göremeyeceklerdir. Tek temennim istikrar ve iki partili meclis; gerisi bence hikaye. Zor bir süreç olacağa benziyor. Ama tecrübelerimiz var, alışkınızdır böyle süreçlere. Bu seçim bizim yeni bir kalıba gireceğimizi gösteriyor. Yani değişim, demokrasi, aydınlık... Aslında toplumun Türkiye için aynı pencereden baktığı kesin. Yani refah olsun, dünya görüşüne saygı olsun. Bu direksiyonu sallayacak partiye bu seçimde büyük görev düşüyor. Yani bu farklılıkları nasıl dengede tutabilirim vaya nasıl birşey yapmalıyım ki kimseyi dünya görüşü yüzünden dışlamayalım. Bunu başarmak zamanı diye düşünüyorum. Ayrıca dünyaya farklı bir negatif pencere kazandırdık. Bu kazandırdıklarımızı bu seçimde gelecek parti artık pozitif pencereden görme imkanı verecek umudunu taşıyorum. Labirentin kapısına yaklaştık diye düşünüyorum. Türkiye'nin acil olarak ihtiyaç duyduğu barış ve huzur ortamına kavuşturacak bir meclisin gelmesi her kesimin temsil edildiği ve sorunlara meclis çatısı altında çözüm bulacak bir ortamın oluşması, Kürt halkının da kendi vekilleriyle temsil edilmesi, 12 Eylül anayasasının tarihe gömülmesi için demokratik bir anayasanın hazırlanması ve tabi ki Türkiye'nin yüzünün yeniden Batı medeniyetine çevrilmesi... Nazım'ın dediği gibi bir agaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçe diyorum. Herkes aklını başına toplamalıdır. Ya tam bağımsız, Atatürk’ümüzün açtığı bu aydınlık yolda ilerleyeceğiz ya da kaderimizi başkalarının belirlemesine razı olacağız. Şunu belirtmek isterim ki ülke, bağımsızlık bugün demokrasi naraları atan gazetelerin ya da işadamlarının umurunda değil. Kurtaracak olan halktır artık halkın ayağa kalkma zamanı gelmiştir. Oyunuz çok önemli. Tekrardan sosyal demokratların bu ülkeyi kurtarma zamanı gelmiştir. Dikkat edin bunda hata payı yok. Öncelikle Türkiye'nin geçmiş siyasi tecrübelerini gözönüne alan sokaktaki insanın 2007 seçimlerinde aslında iki tercihi olacak. Çünkü 2002 öncesi gözönüne alınığında, 10 senede 10 hükümetin kurulduğu ve siyasi ve ekonomik istikrarın bir türlü inşaa edilemediği bir Türkiye fotoğrafı çıkıyor ortaya. 2007 seçim sandıklarında ise Türkiye hangi parti ile olursa olsun, 2002 sonrası sağlanan istikrarı ve gelinen noktayı oylayacak. Bu oylama bir bakıma rejim ve Cumhuriyet tartışmalarıyla bitiş çizgisine ulaşma çabalarına karşılık verilmiş bir işaret de sayılacak. Yani ya nokta ya da virgul... Bu seçimin diğer seçimlerden farkı ne diye sorarsak, kutuplaşmanın hem de en tehlikeli biçimde yaşandığı seçim olacak. Nedeni eskiden sağ sol diye kutuplaşmalar vardı. Şimdi ırk ve mezhep kutuplaşması da değil, en tehlikelisi Müslüman laik kutuplaşması. Bu en tehlikelisi çünkü her atıf, her konuşma İslam'a zarar veriyor. Bunu da CHP başlattı, AKP yıllardır kullandığı, siyasete alet ettiği deyimle kaymağını yiyor. En teklikeli olan İslam'a vurulan darbe, istenen de buydu ve başardılar. Ben kime mi oy kullanacamğım? Vatandaş olarak sandığa gideceğim, bir boş oy da benden diyeceğim. Öncelikle şunu belirtmek isterim, CHP ve MHP gerilim siyaseti uyguluyor. Belki bu onları bir nebze olsun yukarılara çıkartabilir ama unutulmamalıdır ki ülkedeki iç barışı da tehdit etmektedir. Ülkede var olan Kürt düşmanlığı artmaktadır. Ben bir Türk olarak hiçbir şekilde ayrımcılık yapmak istemiyorum. Bunu sevgili Kürt arkadaşlarımdan da rica ediyorum. Türk Kürt kardeştir. Türk milleti, etnik kökeni ne olursa olsun, Türk milliyetçisidir; koyu devletçidir. Gerektiğinde her türlü fedakarlığı yapmaya razı olur ama asla devletine ve milli birliğine dil uzatılmasına rıza göstermez. Zira Çanakkale'de yazmak zorunda kaldığı destanı, Sarıkamış faciasını, Balkanlardan, Kafkaslardan hangi entrikalarla sökülüp atıldığını çok iyi bilir. Resmi ortamda pek dile getirilmese de her Türk çocuğu evde, okulda bu hikayeleri dinleyerek büyür. Tüm bunlarla beraber Sevr sendromu şuur altında varlığını hep korur. Türk milleti birçok imparatorluğun bakıyesi olarak etnik köken ile milliyetçilik kavramları arasındaki farkı çok iyi bilir; kudretli günlerinin pırıltısını özlemle anar. Bir önceki üçlü koalisyon partilerini silip süpüren sebep, sanıldığı gibi ekonomik çöküntü değildi. Gerçek sebep AB karşısındaki süklüm püklüm duruştu. AB adına bölücü unsurlara tanınan hareket serbestisi idi, ülkenin milli onurunu küçültücü söz ve davranışlar karşısındaki özür dileyiici tutumlardı. Bugün aynı unsurlar varlığını korumakla birlikte bir de ABD'nin küstahlaşan tutumu karşısındaki ezilmişlik ve çaresiz duruş milletin gözünden kaçmamaktadır. Üstelik ayrılıkçı hareket müthiş bir psikolojik alan üstünlüğü kazanmıştır. Ayrıca, iktidar adeta devletle savaşmaktadır. Oysa bu millet devletin kurumları arasındaki kavgaya hoş bakmaz; uyum ister. Dolayısı ile tüm bunların müsebbibi olarak görülen AKP, sanılanın ötesinde bir oy kaybı yaşayacaktır. Ancak insanlar gerçek anlamda umut bağlayacakları bir siyasi parti bulamamanın da sıkıntısını yaşamaktadır. DYP-ANAP birleşmesi bir heyecan yaratır gibi olmuştu ama sonraki gelişen olaylar, mevcut oy potansiyelini de yok etti. CHP Deniz Baykal dolayısı ile güven verememektedir. MHP ise üçlü koalisyon döneminde özellikle Devlet Bahçeli'nin tutumu ile insanları şoke etmişti. Halen kendisini yeterince anlatabilmiş, o günlerdeki tutumu konusunda insanları gereğince ikna edebilmiş değildir. Ancak görünen o ki ufukta bir MHP-CHP koalisyonu, ana muhalefette de AKP gözükmektedir. İstikrar için tüm görüşlerin Meclis'e yansıması gerek. Bu iktidar döneminde yansımadı ve siyasi istikrar sağlanamadı. En büyük örnek cumhurbaşkanı seçimi. Yapılamadı, terör arttı ve alt kimlik-üst kimlik gibi görüşler ortaya atıldı ve bundan cesaret alındı. Tek başına bir iktidar sahibi olduk ama muhalefet olmadı, bu nedenle de 'dediğim dedik, ötürdüğüm düdük benim' olayı oldu. Sonuç 367 milletvekiliyle iktidar olan AKP başarısız oldu. Bu Meclise MHP mutlaka girmeli ve denge sağlanmalı. Liderlerin seçtiği, ön seçimin olmadığı, lider sultasının hüküm sürdüğü bir siyaset ortamında demokrasi olmaz. bu yüzden bu seçimlerde oy kullanmayacağım. İkiden fazla partinin meclise girmesi koalisyon demek oluyor. Bu da en geç 2010'da erken seçim anlamına geliyor. Onun için ikiden fazla partinin girmemesi istikrar adına belki olumlu olur ama bu sefer yine halkın iradesi tam olarak meclise yansımaz. Yani Türkiye daha koalisyonları kaldıracak ve halkın iradesini maksimum seviyede meclise yansıtacak altyapıya malesef kavuşmamış gibi; bu da çok üzücü bir olay. Bu seferki seçimde bağımsızlar da etkili olacak gibi. Özellikle Doğu, Güneydoğu ve bazı batı bölgesi metropollerinde Meclis'e milletvekili gönderecekler. Demokrasi çoğunluğun dediği ise neden azınlığın dediği oluyor. Halka rağmen, demokrat geçinenler demokrasiyi katlediyorlar. Tekrar halkın karşısına çıkıp demokrasi elden gidiyor diye nara atıyorlar. Esas olalarak tehdit savuran onlardır bu böyle biline. 22 Temmuz sadece Meclis'i belirler. Buram buram bir Türk gençliği geliyor. Ülkenin durumunu yakın zamanda bu gençlik belirleyecek. İki önemli seçenek var. Birincisi statükonun değişebilmesi için MHP'nin barajı aşmaması şart. Bunun tek bir yolu var, sınır ötesi harekat. İkinci seçenek ise sınırötesi harekat yapılmaması ve MHP'nin barajı aşması. AKP yine tek başına iktidar olur ama hiçbir şeyi değiştirecek gücü olmaz, yavaş yavaş ufalır ve yok olur. Yani ülkenin asıl efendileri, askerler yine rakipsiz kalırlar. Her iki seçenek de biz Kürtler için zehir içmekten beter ama ben ilkini tercih ederim, en azından bize kimin vurduğunu açıkça görürüz. |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||