|
FORUM: Uluslararası barışgücü | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İsrail-Lübnan sorununa diplomatik çözüm arayışları devam ederken ülkeye bir barışgücü gönderilmesi gündemde.
Lübnan ve İsrail arasındaki sorunun çözümü barışgücü çözüm müdür? Türkiye bu barışgücüne dahil olmalı mı? Bu konudaki görüşlerinizi bizimle paylaşmak için yandaki formu kullanabilirsiniz. Kendi sınırlarımız içinde güvenliğimizi sağlamakta zorlanırken, askerimizi Lübnan gibi sonunun ne olacağı bilinmeyen bir maceraya nasıl atarız? Kaldı ki Lübnan'da barış diye birşey yok, sadece kısa süreli bir ateşkes var taraflar arasında. Herkes eli tetikte bir sebep bekliyor. Yarının nelere gebe olacağını kim bilebilir. Türkiye Lübnan'a asker göndermek ile büyük devlet olmaz. Aksine kalıcı barış içi İsrail-ABD çizgisi dışında alternatif üretebildiği ölçüde insanlığa hizmet eder. Kimsenin bu ülkenin yurttaşlarını ateşe atmaya hakkı yok. Türkiye Güney Kore'ye asker gönderdiği gibi, dünya barışına katkıda bulunacaksa Lübnan'a da mutlaka asker göndermelidir. Taraflar arasında barış sağlanıncaya kadar Birleşmiş Milletler'in görüşleri doğrultusunda gerekeni yapmalıdır. Türkiye, Amerika ve İngiltere dünya barışına katkıda bulunabilecek NATO'nun üç kudretli devleti. Barışın sağlanması için üzerlerine düşen görevi yapacaklarına inanıyoruz. Türkiye kesinlikle Lübnan'a asker göndermemeli. Öncelikle İsrail'in işgalci iktidarının değişmesi ve işgal ettikleri toprakları boşaltması lazım. Lübnan'a asker göndermeyi düşünen BM neden Filistin'e asker gönderemiyor. İsrail durdurulursa Orta Doğu'da savaş da durur. Silah tüccarları izin verirse tabii. Büyük ülke olmak memuruna, işçisine iyi kazanç, kendi ülkesinde huzur ortamını sağlamak ile başlar. Vatanında terörün adı dahi geçmez. Sonra etrafına bakar. Büyük olmayı hakettiği için Lübnan'a insani yardıma asker gönderir. Akıllıca ve gerekiyorsa. Barış gücünün gönderilmesinin daha çok İsrail'in çıkarlarına hizmet edeceği kanısındayım. Barış gücü, İsrail'in BM'nin kararlarına kayıtsız şartsız uymayı kabul etmesiyle gönderilirse bir anlam kazanacaktır. Barış gücü şu aşamada, her ülkenin insani amaçlarla tesis ettiği bir oluşum misyonu taşımasından çok, çeşitli çıkarların fırına sürülmeye çalışıldığı bir oluşum görüntüsü vermektedir. Türkiye, bu aşamada barış gücünde yer almamalı. Lübnan'da savaşan İsrail ve Hizbullah değildir. Küresel güçler savaşmaktadır. Lübnan'a asker göndermemiz durumunda belki ABD ve yandaşlarının alkışını alırız ama, Rusya'nın, İran'ın, Suriye'nin ciddi tepkilerine muhatap olabiliriz. Bu meseleyi ortaya atan hükümet çevrelerinin bizim kaygılarımızdan çok uzaklarda gezindiği bu süreçte Türkiye çok akıllıca davranmak, gerektiğinde yörünge değiştirebilme esnekliğini kollamak zorunda olan bir ülke konumundadır. Saygılarımla. Taraf olmayan bertaraf olur. İran ve Çin gibi kabuğumuza çekilen bir ülke değil, bölgede aktif ve güçlü olmamız için asker göndermeliyiz. Hükümet-Genelkurmay el birliği ile Türkiye her geçen gün güçleniyor. Türkiye'nin barış gücü olarak gittiği her yerde savaş bitmiş veya sonlanmak üzereydi. Lübnan hala sıcak çatışmaların merkezi ve Hizbullah İsrail'in hedeflerinden biri. Biz de bu ikisinin arasına askerlerimizi yollamaya çalışıyoruz. Ne harika... Türkiye uluslararası arenada elinden geleni yaptı ve yapıyor. Örnekler Afganistan, Bosna... Lübnan biraz farklı. Lübnan'da (özellikle halk arasında) Türk askerine sıcak bakılmıyor diye düşünüyorum. Bu yüzden maddi destek daha yerinde olur. Ya niye herkes 'barış gücü' diyor? Kime barış götürecekler, ne barışından bahsediyoruz? BM kararına göre bu askerler Hizbullah'ı silahsızlandırmaya gidiyor. Gerektiğinde onlarla savaşacak ama kimse İsrail'e bir yaptırımdan bahsetmiyor. Yüzlerce çocuk öldürüldü. Bunun hesabını kimse sormayacak mı?? Askerimiz Lübnan'ı korumak için orada bulunmalı. Hizbullah'la niye çatışsın? Muhtemelen İsrail askerimize ateş açacaktır ve sonra biz yapmadık diyecektir. İşte o zaman dileğim Abdülhamit'in torunlarından aynı sertlikte cevap alacaktır... Bu son olaylardan önce dikkatinizi Lübnan'daki suikaste çekeyim. Hariri suikasti sonrası Suriye'yi bir baskı politikasıyla Lübnan'dan çekilmeye zorladılar ve çekildiler. Bunlar hep önceden planlı. ABD ve İsrail yeni oyunların peşinde. Bence asker gönderilmemeli. İsrail ateşkesten sonra da ufak operasyonlarına devam etti. Peki askerimiz orada iken bir operasyon olursa bu operasyona karşılık Hizbullah roket atarsa bu da karşılıklı saldırıları tetikler. Bu saldırı ortasında kalırsak ne olacak peki? Bence ülkenin büyük bir kısmı asker gönderilmesini istemiyor. Hükümet ne yapmaya çalışıyor? Siyasi intihar mı? Recep Tayyip Erdoğan bıraksın da Lübnan'ı PKK'ya baksın. Türk Ordusu Müslüman bir ordudur. Türkiye Cumhuriyeti'nin İsrail'le ciddi bir sorunu yoktur. Bu bağlamda Türk Ordusu sadece 'sağlık', 'istihkam', 'lojistik' sınıflardan oluşan silahsız bir barış gücü olmalıdır. Bu konuda ordumuz yetenekli olup Tanrı'dan başka korkacağı kimse yoktur. Saygılarımla. Savaşa girmemek şartı ile oraya asker gönderilmez. Onlar bir yolunu bulup bizi de bu Ortadoğu konvoyuna katmak isteyeceklerdir. Irak, Lübnan gibi Ortadoğu ülkeleri ile savaşıldı. İran'a ihtar gönderilmeye devam ediliyor. Sıra bize gelmesin. Biz önce iç siyasetimizi düzenleyelim. Mehmetçiğin Lübnan yolunda ilerlemesi Türkiye'nin Ortadoğu'daki stratejik otoritesini artıracaktır. Mehmetçiğin bu savaşa barış gücüyle gitmesi olası savaşların da önüne geçecektir. Bence Türkiye'nin asker göndermesi doğrudur. Bunu artık tartışmaya gerek yoktur. Türkiye büyük bir ülke. Ortadoğu coğrafyasında politikayı yönlendirebilecek güce de sahip. Ne var ki, Lübnan'a gönderilmesi planlanan barış gücüne katılırsa, bu girişim içinde hangi boyutta söz hakkına sahip olacak? Karar verme yetkisi elinizde olmadığı sürece başkasının vereceği kararlara uymak için bir ortaklığa girmek yarardan fazla zarar getirebilir. Çözüm olmaz. Sürekli Türk askerlerin Hizbullah'la çatışabileceği ortaya atılıyor. Bu tip iddialar Türkiye'nin Lübnan'a gimesini engellemek için. Türkiye bu barış gücüne katılırsa, İran ve Suriye de rahat bir nefes alacaklar. Zira İran ve Suriye diğer Avrupa ülkelerine güvenmezler. En küçük sorunda savaş yeniden çıkar ve daha da feci olur Ortadogu için. Artık Ortadoğu uykudaki yanardağ. Ve bundan sonraki püskürmesi daha acı sonuçlar doğurabilir. Bu kez Suriye, İran da savaşa girebilir. Dolayısıyla her iki ülkeye de komşu olan Türkiye işte o zaman seçim yapmak zorunda kalacaktır. Tıpkı 1. Dünya Savaşı'nda olduğu gibi. Türkiye her zaman birleştirici, barıştırıcı ve tarafsız olmayı bilen bir ülke olmak zorunda ki tüm toplumlar Türkiye hakkında olumlu kanaate sahip olsun. Barış gücü sorunu çözmez, sadece çatışmayı azaltır. Lübnan'da çok sayıda Kürt, Ermeni ve Hristiyan var. Ayrıca Türkiye çok açık olmasa da tavrını İsrail'den yana koydu. Lübnanlıların orada Türk askeri isteyeceklerini zannetmiyorum. Uluslararası 'barış gücü' ifadesinin aldatmacadan ibaret olduğunu hala mı anlayamadık? Bizim ihtiyacımız olduğunda BM ve sözde barış gücü neredeler? Merak ediyorum, askerimizi Mehmetçik ve şehitlik mertebesine yükselten, onun bunun (katil ülkelerin) maşası olarak ölmesi değil de, vatanımızın kutsal toprağı için akıttığı kanda değil miydi yoksa? ABD-İsrail ekseni, Türk askerini ve Müslüman ülkelerin askerlerini ısrarla istiyor ki, İslam'a karşı başlattıkları Haçlı Seferi belli olmasın. Dünya kamuoyu bu şekilde bir süre daha oyalanabilsin. Oysa yapılan tam da bir Haçlı Seferi'dir. Ne yazık ki, Avrupa ülkeleri de bu oyunun içindedir. İngilizlerin ve onların oyuncağı konumundaki ABD-İsrail güçlerinin nihai hedefi, İslam'ı kesin olarak yeryüzünden silmek, Müslüman ülkelerin üzerinde oturdukları doğal zenginliklere de aracısız sahip olmaktır. Barış gücünün gönderilmesinden yanayım. Araplar bizi arkadan vurduklarında biz neler hissetmişsek, askerlerimiz gidince de onlar aynı şeyi hissetsinler. Bunu istiyorum. Türkiye adı barış gücü olan, aslında oraya hiçbir zaman barış getirememiş bir güce ortak olmamalıdır. Barış gücünün korumasında olan kamplarda İsrail ve yandaşlarının nasıl elini kolunu sallayıp katliamlar yaptığını bizler gördük. Yalnız görmek istemeyenler tekrar barış gücünden bahsedebilir. Türk askeri oraya giderse yalnızca mazlumun haklarını korumak için savaşa gitmelidir. Birleşmiş Milletler örgütü de kendini temsil eden görevlilerin öldürülmesini bile kınayamamıştır. Bu ne zavallıktır. Barış gücü gönderilsin onların halinde biz olsaydık nolurdu... Türkiye uluslararası barış gücünde yer alabilir ancak hiçbir çatışmaya girmemek şartıyla. Sadece insani yardım amaçlı olmalı. Lübnan'ın 1920'ye kadar İngilizlerle birlikte Türklere karşı savaştığı ve daha 1995'e kadar PKK terör örgütüne Bekaa bölgesinde kamp imkanı ve her türlü desteği verdiğini unutamıyoruz. Bizim bebeklerimizin, kadınlarımızın, yaşlılarımızın ve masumlarımızın öldürülmesine silah ve her türlü desteği verenler, kendi çocuklarının ölümünde kimseden yardım bulamazlar. İsrail'in çıkarlarına hizmet edecek bu orduda Türk askerinin yer alması büyük bir yanlıştır. Bu ordunun amacı Orta Doğu'daki güçlü direnişin etkisiz hale getirilmesidir. Bu İslam'a karşı bir Haçlı seferidir. Her koşulda bu ateş bizi de sarabilir. Türkiye Müslümanlarla beraber olmalı. Asker göndermek fazla bir şey çözmez. İki tarafa da güven duymuyorum. Her an herşeyi herkese rağmen yapabilirler. Ancak tek bir çocuk bile kurtulacaksa ve barış olacaksa askerimiz gitsin derim. Artık yeter diyorum bu zamana kadar yeterince Avrupa'nın Amerika'nın yani Yahudilerin kölesi uşağı olduk artık yeter. Bizim Yahudilerin pisliğini temizleme gibi bir durumumuz yok. Bunu devlet büyükleri anlamalılar. Yardımı yapalım, orada barış gücü olmayalım. Anlamıyorum neden ya neden başkalarına hizmet ediyoruz neden biz kendimizi kurtaramıyoruz. Önce huzuru, barışı kendi içimizde sağlamalıyız. Ama yok illa onlara uşaklık edeceğiz çünkü onlar bize para veriyorlar, bizi borca bağlıyorlar. Başkalarının içişlerine karışmayı unutalım. AKP'nin bunu anlaması lazım. Türkiye'nin tesadüfen katılmadığı Irak harbinde kazandığının büyük değerini bugün anlamış olmamiz lazım. Yunanistan'a bakin. İsmi böyle olaylarda hiç geçiyor mu? Gerçek işlevsel bir barışgücü olabileceğini sanmıyorum. Dıştan denetimli, bağımlı bir yapısı olacaktır, daha önce yaşanan barışgücü çıkartmalarını düşündüğümüzde. Türk askerlerinin bu dıştan denetimli güçte yer almasını istemiyorum. Kendi maddi, askeri veya sınırlarda yaşanan sorunlarını çözememişken, böylesine bir riske girilmesini gündem değişikliği yaratılmak isteniyormuş gibi algılıyorum. İsrail'in niyeti hissedilenden çok farklıdır ve deşifre edilmesi zordur. Bunun için Türkiye beklemeli ve diğer ülkelerle birlikte büyük bir güç halinde gitmelidir ve bu gidiş de ateş altında değil, barış gücü şeklinde olmalıdır. Türkiye %99'u Müslüman bir ülkedir ve Türkiye'nin orada barış gücü olarak bulunması diğer tüm herkes için yararlı olacaktır. Hizbullah'la İsrail arasında gerçek bir barış sağlamak amacıyla bir güç olacaksa, bu güç Türkiye'siz orada aktif bir hareket gösteremez. Yine de Türkiye tüm durumları düşünerek davranmalıdır. Eğer şartlarını kendi belirleyeceğimiz bir güç olursa olabilir. Ancak sadece İsrail ve ABD'nin isteği üzerine gönderilen Türk askerini orada görmek istemiyorum. Askerimiz Lübnan'ın yaklaşık üçte birini temsil eden Hizbullah'ın isteğiyle lojistik olarak katılabilir. Türk askeri Kosova'da, Bosna'da, Afganistan'da çok iyi işler başarmış olabilir ancak bence Lübnan çok daha farklı bir yer. Tabii ki Türkiye barış gücüne dahil olmalı. Sadece Türkiye değil tüm dünyada durumu asker göndermeye müsait ülkeleri katılmalı. Bu bir insanlık görevi. Tümüyle işgal ve Orta Doğu kaynaklarının sömürülmesi amacına yönelik bu şavaşın içinde barış gücünün fonksiyonu ABD ve İsrail'in maşası olmanın ötesine geçemez. Bu savaşın amaçları öyle gizli değil, okuma yazma bilen herkesin ulaşabileceği raporlarda yıllar önce yazıldı. Türkiye barış gücü bahanesiyle bu savaşın içine çekilmek isteniyor. Türkiye güçlü bir ülkedir, çok dikkatli olmak zorundadır. Bu çekişmenin sonucunu, o masum hiç bir şeyden habersiz çocuklar ve evlerinde oturan siviller mi ödemek zorunda? İnsan hayatı bu kadar ucuz mu, bu kadar değersiz mi? Bebekleri bile acımadan öldürmek hangi insan evladına yakışır, hangi insan evladının vicdanı rahat eder? Ölen masum insanların hesabını kim verecek? Aslında barış gücü adı altındaki ordunun amacı Hizbullah'ın Güney Lübnan'daki kontrolünün son bulmasını sağlamak. Bunu da silah kullanmadan rahatlıkla sağlayacaklardır. Yani BM gücünün orada herhangi bir kayba uğraması beni şaşırtır. Türkiye barış gücüne olabildiğince yüksek katılım göstermeli ki bölge siyasetindeki rolü bir nebze de olsa artsın. Fransa'nın da bana göre yaptığı budur. Bence barış gücüne lojistik destek anlamında katılmalı. Yani ülkemiz doktoruyla, hemşiresiyle, gezici hastanesiyle, inşaat taburlarıyla, köprü, yol, okul, hastane, ev inşaatlarını yaparak, elektrik su kanalizasyon altyapısını onararak katılmalı ki halkın yanında olduğunu belirtmiş olsun. Yoksa İsrail ile Hizbullah arasında askerimizin tampon olmasını istemem. Türkiye kesinlikle asker göndermemeli. Olası çatışmalarda tek bir Türk askeri ölürse hesabını kim verecek? Türkiye'nin PKK ile mücadelesine hangi millet gerçekten destek oldu bu güne kadar. İsrail'i korumak bize mi düştü? Çatışmaların bir süre durağanlaşmasından sonra hem İsrail hem de Hizbullah'ın pasif saldırıya geçeceğini düşünüyorum. Aynen Afganistan ve Irak'ta olduğu gibi pasif direniş başlayacağını düşünüyorum. Barış gücüne Türkiye'nin asker göndermesini istemem. Pasif direnişler sırasında Türkiye'nin bir askeri ölmemeli veya yaralanmamalı. Konu İsrail ve Hizbullah olunca oturup düşünmekte fayda var. Herşey sadece güç, para veya uluslararası çıkarlar değildir. Geçmişten günümüze Türk milletlerinin dünya üzerinde bir ağırlığı vardır. Şimdi ise Türkiye, Filistin ve Lübnan konusunda gereken hassasiyeti gösterememektedir. Bizim coğrafyamızda yaşanan bu utanç verici tabloya Türkiye gereken yanıtı vermelidir. Türkiye'den şu aşamada asker gönderilmesin. Zaten doğuda savaş halindeyiz. Artık Orta Doğu'da bazı ülkelerin çıkarı için bizim sırtımızı sıvazlamalarını istemiyoruz. İsrail işgal edilen topraklardan çekilirse zaten sorun kalmayacak. Türkiye eğer bölgesel güç olmak istiyorsa yanı başında meydana gelen olaylara kayıtsız kalmaması gerekir. Aksi halde dış politikada yapacağı yanlış bir hamle iç politikamızda geri dönülmez sonuçlar doğurabilir. İsrail, boşaltacağı bölgede doğacak otorite boşluğunu Hizbullah'ın doldurmasını engellemek için barış gücüne 'sıcak' görünüyor. Eğer geçmişte Somali'de, Bosna'da BM barış gücünün ne derece işlevsel olduğu düşünülürse İsrail'in öneriye neden sıcak baktığı da daha net görülür. Ayrıca Filistin'de de böyle bir güç ve bunun içinde yer alan Türk subaylar var. Hatta 2002'de bir Türk yüzbaşı öldürüldü ve iki ateş arasında kaldığı iddia edildi. Türkiye Orta Doğu'da üstlendiği role uygun olarak barış gücüne katılmaya niyetlendiğinde buna en çok sevinen yozlaşmış rejimlere sahip Arap ülkeleri olacak. Zira hem ülkelerindeki Filistinli göçmenlerin, hem de İsrail'in acımasızlığı karşısında radikalleşme eğilimi gösteren kitlelerinin önüne sürebileceği 'Biz işi BM'ye devrettik' gerekçesini sağlamış olacak. Ancak diğer yandan İsrail'in ABD tarafından özellikle durdurulmayan saldırısı bu yanıyla başta Suudi Arabistan olmak üzere krallıkları baskı altına alıyor. Büyük Orta Doğu projesi bugün bu dinamiklerle hayata geçiyor. Barış gücüyle bu dinamiklere destek verecek olan Türkiye, bu atağıyla; bir yandan da Irak'ta Kürtler'e karşı Arap desteğini nasıl sağlayacağını düşünmek zorunda kalacak. Bu da, dahil olması durumunda barış gücüne ne ölçüde işlevsellik -daha doğrusu işlevsizlik- katacağını ortaya koyuyor. Afganistan ISAF barış gücünde 13 ay görev yapmış bir asker olarak, Lübnan'a, çatışmaların bitmesine mütakip barış gücü olarak katılmamızda fayda olduğuna inanıyorum. Dünya'ya Türk askerinin cesur, adil, barışçı ve fedakâr olduğunu bir kez daha gösterelim. Öncelikle bu katliamın hemen durdurulması için siyasetcilerimizin var gücüyle çalışmasını ümid ediyorum. Dünyanın hiç bir yerinde savaş olmasın, on günlük bebekler bombalar altında can vermesin. Bu coğrafyada tek çözüm teokratik devlet kurma amacını ve başka bir bölge ülkesini ortadan kaldırmayı hedeflediklerini proğramlarına koyan Hamas, Hizbullah gibi terör örgütlerinin tasviyesidir. Türkiye bölgeye asker yollamamalıdır. Türkiye Cumhuriyeti ve mevcut hükümet bu örgütleri terör örgütü olarak görmekte mi? Maalesef ülkemize karşı faaliyet gösteren PKK ve benzeri örgütlere karşı mücadelede dünya devletlerinden destek bekleyenler, başka devletlerin varlığını ortadan kaldırmaya yönelmiş terör örgütlerine aynı gözle bakamamaktalar. Örneğin Çeçen direnişi. Putin PKK'yı elbette terör örgütleri listesine almamakta haklı olur böylece. Unutulmamalı ki, bu örgütlerin Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin anayasal düzenine karşı bakış açıları ve hedefleri ortadadır. Nitekim ülkemiz içerisindeki uzantıları bunu açıkca beyan etmekteler. Sonuç olarak Türkiye'nin bu savaşa taraf olması kendi aleyhinedir. Görüşüm açık ve net. Türk askeri Amerika'nın ve İsrail'in paralı askeri değildir. Hele İsrail in devlet terorü uyguladığı, insan öldürdüğü topraklarda Türkiye'nin işi nedir? Kimi koruyacaktır? Türkiye’nin bu konuda atacağı adım son dört yıldır süregelen Orta Doğu politikası ile çelişmemeli. Tezkere sonrası Arap ve İslam aleminde Türkiye’ye bakışlar olumlu yönde değişti ve Batı’da da artık Türkiye’nin bağımsız bir politika izlediği yönünde görüşler oluşmaya başladı. Türkiye Lübnan’daki askeri hareketi bir yandan hoş görmezken, İsrail sınırlarının güvenliği için asker yollarsa son zamanlardaki politikası ile çelişmiş olur. Özellikle Lübnan’da bir kamuoyu araştırması yapılmadan ve bir gayri resmi uzlaşı olmadan oraya gönderilecek Türk askerlerinin akıbeti 1982 İsrail işgalinden sonraki Fransız ve Amerikan askerlerinin akıbetinden farklı olmayacaktır.Ayrıca hükümetin bu konuda Türk kamu oyunun da görüşlerini göz önünde tutması gerekir. Hiçbir Türk vatandaşının veya oraya gönderilecek Türk askerinin oradaki Müslüman oluşumlarla çatışmak istemeyeceği gerçektir.Her ne kadar İsrail politikamız son 50 yıldır nötr olmuş olsa da artık terazinin endazesini hakli olan tarafa kaydırmak zamanı gelmiştir. Zira İsrail’in şu anki saldırısı tek bir saldırı değil. Bu saldırılar Orta Doğu’da akmaya başlayan kanın başlangıcıdır. Nerede ve kiminle olduğumuza artık karar vermek ve ABD politikalarına kör gözlerle destek vermekten vazgeçme zamanı gelmiştir. Türkiye’nin değişen dünya düzeninde yeni ittifaklara ihtiyacı vardır. Türkiye barış gücünün içerisinde yer almamalı. Bu pekçok Türk gencinin hayatına mâl olacak bir karar olacaktır. Kanaatim odur ki, Türkiye Amerika ve İsrail istediği için ve onların piyonu olmak için gitmemelidir. Lübnan’daki halka ve orada direnişi sürdüren kurumlara yani oranın halkına sormalıdır. Eğer isteniyorsak gitmeliyiz. Uzun yıllar yaptığımız gibi kafamızı kuma gömerek veya etrafımızda yaşanan felaketleri görmezden gelerek insan olmanın verdiği görevlerden kaçamayız. Artık silkinip kendimize gelmeliyiz. Her fırsatta uygar olduğunu söyleyen ve adaletin sağlayıcısı olduklarını iddia edenlerin yaptıklarına seyirci kalmamalıyız. Bu güç içinde yer alması Türkiyenin uluslararası barışa gösterdiği önemi vurgulayacak ve bölgesel anlamda da müdahil bir güç olduğunu kanıtlayacaktır. Bu bölge Afganistan ya da Bosna degil. Taraflar kesinlikle barıştan yana değiller. O sebebten bizim bu bölgeye hangi gücün altında olsa da asker yollamamız uygun olmaz. Türkiye barış gücüne kesinlikle katılmamalıdır. Barış gücünün çözüm olacağına da inanmıyorum. Bana göre olaylar kendi mecraında gitmeli, herkes kendi ülkesini, insanını korumayı öğrenmeli ve korumalıdır. Zorla yapılan, geçici çözümlerin işe yaradığı görüldü mü? Bırakın başkalarını biz kendi ülkemizi, rejimimizi koruyalım yeter. Zaten bu barış gücü mü yoksa Amerika kalkanı mı olacak? Ben Müslüman bir genç olarak kendimi ve herkesi bu barış gücüne davet ediyorum. Türk milletine ve dünyaya ırk ayrımı yapılmaksızın barış için el ele vermeliyiz. Kanaatimce Türkiye'nin Orta Dogu'da yarım yüzyıldan bu yana devam eden kaos ortamından ve sıcak diplomasiden uzak durması kendine çok sey kazandırdı. Orta Dogu'ya her ne isim altında olursa olsun asker göndermenin kesinlikle yapıcı bir çözüm olmadığını düşünüyorum. Aksi takdirde öyle veya böyle Türkiye taraf olacak ve her durumda gelişmelerden birinci dereceden etkilenecektir. Barış gücünün - gerekliliği, statüsü ve samimiyeti bir yana - soruna yönelik efektif, yapıcı ve kalıcı bir çözüm yönünde bir adım olamayacağını düşünüyorum. Türkiye barış gücüne dahil olmamalıdır. Biz onların oyuncağı değiliz. Türkiye'nin bundan kazanacağı birşey yoktur. Aksine zararı bile vardır. Oyuna dahil olmamalıyız. İsrail BM kararlarına tam uyarak, 1967 öncesi topraklara çekilmeden kurulacak barış gücü, ancak İsrail ve Amerika'nın politikalarına hizmet eder. Bu nedenle, Türkiye'nin kurulacak barış gücünde yer almasını istemiyorum. İsrail ve Amerika'nın politikalarına hizmet edecek bir güce girip, Mehmetciğin kanının dökülmesine kesinlikle karşıyım. Türkiye ancak ve yalnız kesin ateşkes sağlanıp, gerek İsrail ve gerek Lübnan tarafından orada barış gücü olarak bulunması resmen kabul edilmek şartı ile ve ancak Nato'nun değil Birleşmiş Milletler'in barış gücü olarak Lübnan'a tam yetkili ve tam güçlü olmak koşulu ile gönderilebilir. Aksi taktirde fayda değil ateşin bütün Orta Doğu'ya yayılmasına neden olacağından zarar sağlar. Ateşkes sağlandıktan sonra Türk askerleri barış için gitmel. ABD'ye yardım eder görüntüsü vermemeli. Orta Doğu yeniden şekilleniyor, belki haritalar değişecek. Türkiye Orta Doğu için tasarlanan gelecekte yerinin nerde olduğuna dikkat etmeli, yalnıca toprakları içinde değil sınırötesinde gönül kardeşliğimiz bulunan insanların zulüm görmesine göz yummamalı, işgali meşrulaştıracak oluşumlarda yer almamalı. Gelecek bunun hesabını soracaktır. Lübnan ve İsrail arasındaki sorunun tek çözümü barışgücüdür. Türkiye bu barışgücüne dahil olmalıdır. Oraya gönderilecek "kuvvet", "barış gücü" olarak değil, "İsrail'i koruma ve İsrail'in işgal ettiği topraklardaki işgalini meşrulaştırma gücü" olarak tasarlanmaktadır. Bu sebeple İsrail gerçek ve kalıcı bir barışı kabul etmeden, yani; işgal ettiği toprakları kayıtsız ve şartsız olarak derhal terkederek 1967 öncesi sınırlarına dönmeden ve işgal ve saldırı sebebiyle Filistin ve Lübnan topraklarına verdiği zaraı tazmin etmeyi kabul etmeden ve nükleer silahlarından arındırılmadan gerçek ve kalıcı bir barış sağlanamaz. Gerçek ve kalıcı bir barış sağlanamadan oraya "barış gücü" adı alltında gönderilecek her "kuvvet" "İsrail'i koruma ve İsrail'in işgalini meşrulaştırma gücü" olacağından Lübnan direnişinin hedefi olacaktır... İsrailliler yerine bu güce katılan askerler ölecektir. Aklı olan, bağımsız siyaset üretebilen ve insanına saygı duyan hiçbir hükümet böyle bir güce katılmayı kabul etmez. Şimdi barış gücünün orda ne iş yapacağını anlamamız lazım. İsrail anladığım kadarı ile sınırdan 30 km içeriye kadar girip tampon oluşturup tamponu barış gücüne devretmek istiyor. bunun haricindeki bir barış gücünü İsrail’in kabul edeceğini sanmıyorum. Bu planı da Lübnan hükümeti kabul etmez gibime geliyor. Kısaca barış gücü, ateşkes gibi şeyler İsrail’in vakit kazanmasından başka bir şey değil. Şu an konuşulması gereken barış gücünden ziyade işlenilen savaş suçları. Bütün dünyanın insanlığı test ediliyor. Fakat insan nesli bu testi başaracak gayreti şu ana kadar gösteremedi. Halbuki bu olanları anlayacak en iyi millet İsrail. Dün kendine yapılanı bu gün başkalarına yapma gayreti içinde. BM İsail için bir şey ifade etmez. Etseydi BM görevlilerini katletmezdi. Bu durumda insanlık dersi olsun diye daha çok çocuk ölmezsin diye Türkiye'nin barış gücü için asker göndermesini isterim. Bu savaş tamamıyla toprak genişletme hareketidir ve ne yazık ki bütün dünyanın gözü önünde yüzlerce masum insanın ölmesine rağmen kimse bu soykırımı, bu terörizmi durdurmuyor. Daha kaç tane çocuğun ölmesi lazım, daha kaç tane insanın evsiz barksız kalması lazım? Türkler yüreğiyle ve kurallarıyla hareket eden bir millettir ve Türklerin yardim elini uzatması gerekir. Barışgücü gidecekse İsrail toprağına konuşlanmalı. İsrail'e mesaj verilmeli, bu saldırıları durdurulmalı ve İsrail cezalandırılmalı. Bence Türkiye bu güce dahil olmamalı. Çünkü bu güç İsrail ve Amerika'ya hizmet etmek için oluşturuluyor. Her nedense AB ülkelerinin canı sıkılsa, başları derde girse ya da çıkarları doğrultusunda bir yanlışlık olsa hemen faturayı Türk milletine kesiyorlar. Haçlı seferlerinden bu güne kadar hangi bir ülke candan bir dost, yürekten bir komşu oldu? Neden yıllardır süregelen Türk düşmanlığı ve Asya’yı Avrupa’ya bağlayan topraklarımız. Hiç bir ülke, geçmişten bu tarafa komşularımızla iyi geçinelim, birbirimizle her konuda yardımlaşalım, her türlü alışveriş yapalım, iyi ve kötü günlerde birbirimize koşalım, dünyanın hepsi bizim olsa ne yazar bir insan ömrü en fazla 70 yıla tekabül ediyor o da rüzgar gibi geçip gidiyor diye düşünmüyor. Nedir bu azgınlık, doyumsuzluk? Önce çocukların yaşamasını sağlasınlar. Ondan sonra Türk milleti askerini de gönderir, Kızılay'ını da. Kim bu pisliği başlattıysa o temizlesin. Saldırırken BM'yi tanımayanlar, kendi yarattıkları yangının küllerini süpürmek için BM üyelerinden yardım beklemesin. Yanı başımızda bir savaş oluyor ve çoğumuza göre Filistin haklı. Orada hergün masum onlarca Filistinli ölüyor. Aslında kimin haklı olduğu da artık önemli değil. Tek önemli olan orada insanlar ölüyor. Yani din kardeşlerimiz ölüyor. Bunu da umursamıyorsanız orada Türkler de yaşıyor ve onlar da ölüyor. Ülkemiz barışgücüne destek vermeli. Destek vermiyorsa, biz baştakileri buna zorlamalıyız. Aranıyoruz resmen. PKK'yı besleyip üstümüze salanlar şimdi de bizden barış gücüne dahil olmamızı istiyorlar. Birleşmiş Milletler kararı olmadan barışgücü gönderilmez. Bu savaş yıllarca sürebilir. Bu sürece Türkiye asker göndermemeli çünkü İsrail'e güven olmaz. BM binalarını bombalayan İsrail'i unuttunuz mu? Türkiye, barışgücüne asker vermemelidir. İsrail'in bulunduğu bölgedeki amaçları da Filistin halkının amaçları da hemen herkes tarafından anlaşılacak kadar açıkken, Orta Doğu'da silahların susmasını beklemek saflıktan öte bir şey değildir. Böyle bir ortama ordusunu gönderecek Türkiye, oyunun kurallarını belirleme gücüne sahip olduğu takdirde ancak başarılı olabilir. Böyle bir güçten yoksun olan, yanı başındaki Irak'ta kendi aleyhindeki gelişmeleri dahi uzaktan seyretmekten başka bir şey yapamayan Türkiye, orada Amerika'nın, dolayısı ile İsrail'in oyuncağı olmaktan öteye gidemez. Irak'taki gelişmelerle milli onuru kırılan Türkiye, sanırım, Orta Doğu'da çok daha kötü duruma düşer. Türk milletinin onuruna düşkünlüğünü dikkate alırsak, ordunun Orta Doğu'ya gönderilmesine izin veren siyasi irade, sadece alaşağı edilmekle kurtulamaz. Temsil ettikleri siyasi misyonun sonu gelir. Mümessillerinin akıbeti ise korkunç olur düşüncesindeyim. Sonuç olarak, Türkiye, Orta Doğu'da barış için olağanüstü çaba harcamalı ama kesinlikle askerini barışgücüne vermemelidir. Bulunduğu coğrafyada kanla beslenen bir devletin başkanı, operasyonların, katliamların demek istiyor herhalde, devam edeceğini söylüyor. Dünya televizyon başında sanki korku filmi seyrediyor çıt yok. Güvenli alan yaratma bahanesiyle bir ülkeyi bombalamak ne kadar insancıl. Türkiye PKK bahanesiyle Irak'ın kuzeyinde yerleşim yerlerinde katliam yaptı mı? Terörü haklı çıkaracak hiç bir neden olamaz. İsrail'in oraya nasıl yerleştiğini, dününü bugününü herkes görüyor. Yarın da aynı olacak. Bugün Lübnan'ın en iyi savunmasını Hizbullah yapıyor. Bölgedeki barışgücü her halde İsrail tarafına değil Lübnan içine yerleşecektir. Türk askeri orda ne yapacak, kendi ülkesini koruyan Hizbullah'a 'silahını bırak teslim ol' mu diyecek? Oyun ortada. Tek çözüm İsrail'in silahsızlandırılması bence. Türkiye eğer asker gönderirse hangi uluslararası güçle beraber gönderecek. Birleşmiş Milletler artık tarihe karışmış diyebiliriz. Bir kınama kararını bile çıkaramayan BM nezdinde asker göndermek hiç de akıllıca değil. Barışgücünün gönderilmesi için ateşkesin sağlanması gereklidir. Ancak ateşkes tek taraflı olmamalı. Ateşkes sağlandıktan sonra barışgücü gönderilebilir. Askeri gücün can güvenliği garanti altına alınmalıdır. Küçük sebeplerin ateşkesi bozmaya yönelik çabalarına izin verilmemelidir. Sağduyulu ve barıştan yana bir ülke olarak Türk askeri gücünün Lübnan'a gönderilmesi taraftarıyım. Ateşkes sağlanmadan kesinlikle Türk askeri Lübnan'da konuşlandırılmamalıdır. Şunu unutmamak gerekir ki Amerika’da 75 milyon ve tüm Dünya genelinde 500 milyon kişi Evangelist olup, İsa Peygamber’in bir gün tekrar dünyaya gelmesi dileği ile Orta Doğu’da bir iç savaşın çıkmasını ve Büyük İsrail’in kurulmasını istemektedir. Bu inanışa göre ancak Büyük İsrail devleti kurulduktan ve iyilerle kötülerin savaşından sonra İsa Peygamber gelecek ve bütün insanlık Hıristiyan olacaktır. Belki akil almaz görünüyor ama bu bir inançtır. Türkiye eğer bu barış gücüne asker gönderirse kendini istemediği bir savaşın ortasında bulabilir. Amerika daha geçenlerde kendi meclisinde Türkiye’ye uzun menzilli füze satılması için teklifte bulundu. Maalesef bunlar düşündürücü. Umarım barış gücü göndereceğiz diye kendimizi bir batağın içinde saplanmış bir şekilde bulmayız. Ülkemin Lübnan'a asker göndermesini istemiyorum. Amerika'nın ya da İsrail'in sebep olduğu yıkımların bekçiliğini uluslararası hep barış güçleri mi sağlayacak? Türk askeri kimsenin gönlünü hoş tutmak için tehlikeye atılamayacak kadar değerli ve onurludur. Lübnan'da güvenliği yine Lübnan'ın silahlı güçleri sağlamalıdır. İsrail'in kuzey sınırının bekçiliğini neden Türk askeri yapsın? Eğer barış içinde yaşamak niyetinde iseler bunun yolu komşuları ile diyalog kurmaktan geçiyor, küstahça şiddet kullanıp insanlık değerlerini ayaklar altına almaktan değil. Alman ordusu öldürülen bir askerine karşılık sivil halktan bir düzine insanı kurşuna dizerek misilleme yaparmış. Ne fark var? Türk askeri kendi sınırlarının bekçisidir, başka ulusların karanlık amaçlarının değil. Türk devleti İsrail istedi diye barış gücüne asker gönderecekse kesinlikle göndermesin. Aslında halkın büyük çoğunluğu İsrail ile tüm ilişkilerin kesilmesini bile destekler. Barış gücü göndererek İsrail'in yanında sayılırız. Kesinlikle bu onaylanamaz. Bizim İsrail'in yanında değil Filistin'in yanında ve barış gücü konumunda değil, karşıtı olarak bulnmamız gerekir. İstediğini aldı İsrail. Müslümanlar'ı ve bir avuç insanı katletti. Kana katliamı hiç bir sebeble kabul edilemez. Bence bu telikeli bir tuzak olur. İsrail'in de istediği budur. Lübnanlar'ın kendi askerleri var. Türkiye geleceğini düşünmeli. Irak'taki terör örgütünün kökünü kurutmalı. Ve önemli olan Türkiye savaş gücünü en üst düzeyde geliştirmeli. Türkiye'nin barış gücü göndermesini de bu konuda taraf olmasını da doğru bulmuyorum. Geçmişimizi unutmamalıyız. Aynı problemleri yaşarken kimse bizim yanımızda olmadı. Herkes çıkarının peşindeydi ve her millet, içimize girmiş her toplum Türkiye'yi içten vurmaya çalıştı. Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur. Yüce milletimizin yok yere orda canını tehlikeye atmasına hiç gerek yok. Pis bir oyunun içine çekilmeye çalışılıyoruz bence. Bir yandan PKK Aavrupa ülkeleri tarafından beslenirken alâkamız olmayan konulara girmeyelim. Kendi işimize bakalım.Türkiye üzerindeki kirli oyunlara gelmeyelim. Konuya Birleşmiş Milletler derhal müdahale etmelidir. Eğer Birleşmiş Milletler içerisinde yer alan Türkiye'ye bu konuda görev düşerse, maliyetleri Birleşmiş Milletler'den karşılanmak üzere, Türkiye elindeki imkânları sunmalıdır. Ancak Birleşmiş Milletler'den böyle bir hareket ve karar çıkacağını zannetmiyorum. Irak gibi petrol ülkelerine anında müdahale eden ABD, Filistin ve Lübnan'da çıkarı olmadığı için buralara müdahale etmiyor, ettirmiyor da. Bu da gösteriyor ki, BM ve NATO ABD'nin maşası. BM ancak İsrail'in işi bitince, İsrail izin verdikten sonra müdahale edecek gibi geliyor bana. Demek ki dünyada demokrasi yok, ABD gibi demokrasi savunucuları da sadece birer yalan. İsrail, düşmanı vuracağım diye adeta, bir filin züccaciye dükkanına girişi gibi, etrafı yakıp yıkarak, masum insanlara kadın çoluk çocuk demeden yapılabilecek en kaba biçimiyle saldırdı. Teknoloji bakımından ileri bir ülkenin neden böyle kaba bir yöntem seçtiği bütün dünyanın kafasında koca bir soru. Bugünkü açıklamalarda 900 insanın hayatına mâl olmasının yanısıra, 2,5 milyar dolarlık maddi hasar da söz konusu. Bundan sonra ise neler olabileceği hiç belli değil. Bütün bunlar devam ederken neden Türkiye barış gücü için akla geliyor. ABD ve İngiltere yönetimleri istese herşey anında biter. Ülkelerinde kendi halkından gittikçe artan bir tepkiyle karşılaşan Sayın Bush, Sayın Blair ve İsrail Başbakanı Sayın Olmert siyasetleri ile kendi ülkelerinin itibarına öyle bir zarar vermişlerdir ki bunu artık Türkiye bile düzeltemez. Türk askeri sınırları içerisinde kalmalı ve sınırlarının güvenliğini korumalıdır. Sorunun yaratıcıları ve muhattapları duruma müdahil olsunlar. Kan batağına dönmesi muhtemel topraklarda ölebilecek askerlerimizin kanının diyetini kim ödeyebilir? Tek başına, "Barış Gücü" hiçbir sorun için yeterli olmayabilir. Asıl oluşturulması ve yapılması gereken "çatışmayı ve savaşı önleyici" önlemleri çatışma ve savaş çıkmadan alabilmektir. Son günlerde yaşanan olaylar Lübnan-İsrail arasındaki sorunlar mıdır yoksa Hizbullah'ı konuk eden Lübnan üzerinden Suriye-İran ve İsrail arasındaki sorunlarla, ABD'nin Orta Doğu politikaları ve yeni Orta Doğu planı mıdır? Barış, uğruna ciddi uğraşlar verilmesi gereken bir konudur. Bu uğraşların içinde uluslararası dünya ile birlikte hareket edebilmek de vardır. Ancak sadece barış gücüne dahil olarak değil. İnsani yardım ve yaklaşımlarla da. Bunun örneklerini Türkiye'den sivil toplum örgütlerinin ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Lübnan'a yaptıkları insani yardımlar açıkça göstermiştir. Hiçbir çıkar ve hiçbir politika bir tek insanın hayatından daha değerli değildir. Oysa bu tür savaşlarda daha henüz yaşamının başlangıcında olan çocuklarımız hayatlarını yitirmektedirler. Öncelikle çocuk ölümleri ve sivillerin öldürülmelerinin önü kesilmelidir. Hiç gecikmeden bir ateşkes sağlanmalıdır. Daha sonra insani yardım ve destekle birlikte bir barış gücü sorunun çözümü için nefes alacak zamanı belki yaratabilir. Ne yazık ki ikinci bin yılı yaşayan tarih bugün dahi barış sağlamak için felsefe, fikir, proje ve bunlara dayalı insanı ve insan hayatını önemseyen politikalar yerine elinde silah olan başka güçlerle barış sağlamaya çalışıyor. Ne kadar uygarlaştığımızın acı bir göstergesi. Tabii kesinlikle! NATO üyesi olarak, milyarlarca dolarlık savunma bütçesiyle Batı'nın Sovyetler Birliği'ne karşı 'kanat ülkesi' olarak başarıyla görev yaptı! Ödül olarak da, muhtemelen 2030'da, tabii eğer AB diye bir örgüt kalmış olursa, eski Sovyet cumhuriyetlerinden 26 yıl sonra tam üye, ya da imtiyazlı ortaklı herneyse, olacak. Şimdi Lübnan'ın güneyine Fransa'nın liderliğindeki barışgücüne asker göndersin. Hizbullah'ı temizlesin. İsrail'i ve Bush yönetimini memnun etsin. İlkeli dış politika prensiplerini bir yana bırakıyorum ama Avrupa'da bizi sevmiyorlar neden acaba diye düşünüp duruyorlardı, artık seneye, Araplar bizi neden sevmiyor diye sorup durur Türkler. Orta Doğu'da barış ancak İsrail başkalarından istediklerini kendisi de yapmaya başlarsa olacaktır. Nükleer faaliyetlerin denetime açılması, komşu ülkelerin sınırlarına saygı, insan hakklarına saygı, yaşama ve var olma hakkı, işgal altında tutlulan topraklar, BM kararlarına uyma gibi konularda İsrail zorba uygulamalarından vazgeçmeli. Barış gücü ise, arkasında, raporları dikkate alacak ve her türlü yaptırımı uygulamaya hazır devletler ve gerektiğinde İsrail askerlerine de ateş açma yetkisine sahip yetki belgesiyle kurulmalıdır. Türkiye'nin böyle bir güce katılması Orta Doğu'nun asla hayrına değildir. Çünkü Avrupa ve ABD bu toprakları anlayamadığı için bugün bu noktadayız. Türkiye bu barış gücüne katılmamalı. Arapların yeterince ilgilenmediği bir sorunun çözümüne, çözümsüzlüğüne Türkiye neden katılsın ki? Türkiye genelde balık bellek olarak yeterince ün yapmış bir ülke. Biraz olayların uzağında duriup bellek tazelemesinde yarar var bence. Bu rezaleti durdurma görevi bu eseri yaratanlardır. İsrail'in vatanını savunması onun elinden alınamaz hakkıdır. Bugün İsrail'i eleştirenler o ülkeye saldırılırken neden buna engel omak için çalışmadıklarını söylemeliler. Keza İsrail'in de kutsal olan vatanını savunma hakkını kullanırken bir o kadar kutsal olan masumların barınma, sağlık ve temel gereksinimlerini karşılama, kısaca yaşama hakkını elinden almama saygısını, ülkesinin şerefini kirletmeme kaygısı ile gözetmesi gerekir. Bunu yaparak, savaşmayı beceremeyen insanlık vasfını yitirmiş militerlerini dünya kamuoyu vicdanını dindirecek, insanlık ülküsünü yüceltecek kadar hızlı cezalandırmasını ümit ediyorum. Bu İsrail'in insanlığa ve kendi ulusuna karşı olan sorumluluğudur. Türkiye’nin böyle bir güce katılması tam bir fiyaskoyla sonuçlanır. Orası diğer görevler gibi alt yapı temini veya iç asayiş gibi basit görevlerden oluşmayacak. ileride orada Hizbullah’ın ordusuyla çatışma gerekebilir. Bence bu bir bubi tuzağı. Dikkat Türkiye. Türk ordusunun ve halkının o bölgede İsrail veya başka bir ülke ya da halkıyla sorunu olmasına yol açmayalım. | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||