|
Kriz yılı 2008 | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
"Kriz" ile "2008" arasındaki sağlam kafiye, edebiyatçı yanıma çok hitap ediyor doğrusu. Ama işin edebi tarafı bir yana, bitmek üzere olan yıl gerçekten de tarihe krizin patlak verdiği yıl olarak geçecek.
Türkiye'de olduğu gibi burada da, ama Türkiye'deki kadar çok olmamak kaydıyla, ekonomik krizin birkaç ayda veya taş çatlasa bir yılda atlatılacağını düşünenler var. Böyle düşünenlerin hiçbiri iktisatçı değil, hiçbiri olup bitenlerin tam olarak farkında değil. Bu krizin 1929 krizi kadar derin ve yıkıcı olup olmayacağını henüz kimse bilemiyor. Ama tartışılan bu. Ve 1929'dan bu yana yaşanan en büyük kriz olduğundan kimsenin kuşkusu yok. 1929 krizinin kaç yıl sürdüğünü ve sonunda krizden nasıl çıkıldığını hatırlatmaya bilmem gerek var mı? On yıl süren krizden ancak Dünya Savaşı'nın yarattığı ekonomik canlanma ile çıkıldı! İşverenlerin merkezi kuruluşu CBI ve Ticaret Odaları Birliği, 2009 yılında işsiz sayısının üç milyonu bulacağını belirtiyor. Şu anda iki milyon civarında, yani yüzde 6. Geçen hafta, İngiltere'nin her şehrinin ana caddesinde bir mağazası bulunan ve her türlü ev eşyası satan Woolworths adlı 99 yıllık şirket, batmaktan kurtulamayacağını ve şirketi devralacak kimseyi bulamadığını ilan etti. Yeni yılın ilk haftasında 807 Woolworths mağazası kapanacak, 28.000 kişi bir anda işsiz kalacak. Bu hafta ise, Jaguar ve Land Rover otomobillerini imal eden şirketi hükümetin kurtarıp kurtarmayacağı tartışılıyor. Şirketin 15.000 çalışanı var ve dolaylı olarak yan sanayilerde yaklaşık 60.000 kişiye iş temin ediyor. Kurtarılmayıp batarsa, 75.000 kişi işini kaybedecek. Hükümetten istediği para, Ford, General Motors ve Chrysler'ın Bush hükümetinden talep ettiği 34 milyar dolara kıyasla çok da fazla değil, sadece bir milyar sterlin, devede kulak... Ama Woolworths ve Jaguar çoook uzun bir listedeki iki isim sadece. "Kurtarmak mı, kurtarmamak mı?" sorusu hükümetin önüne artık sık sık gelecek. Peki, hükümet ne yapıyor? İnanılacak gibi değil, ama ekonomik kriz İşçi Partisi hükümetinin işine yaradı! Hayatımda bir başbakana acıdığımı hiç hatırlamam. Ama Gordon Brown'a acıyordum doğrusu. Tony Blair ile Brown'un 1997 seçimlerinden önce Granita adlı bir restoranda yemek yediği, seçimleri kazanırlarsa önce Blair'in başbakan olacağı, birkaç yıl sonra çekilip yerini Brown'a bırakacağı konusunda anlaştıkları hep anlatılır. Zamanı geldiğinde Blair çekilmeyi reddettiği ve düşman oldukları bilinir. Brown tam on yıl bekledi.
Nihayet 2007 yazında başbakan oldu. Ve daha bunu kutlamaya vakit bile bulamamışken, dünya ekonomisi krize girmeye başladı! Karizma özürlü olması ve bir dizi beceriksizlik yapması da işin içine girince, bu yıl Muhafazakâr Parti kamuoyu yoklamalarında öne geçmeye başladı; bir ara 20 puan öne geçti. İşçi Partisi kaynaşmaya başladı, başbakanı devirmeyi amaçlayan komplolar, yeni başkan adayları hakkında dedikodular etrafı sardı. Sonbahar aylarında krizin gerçek anlamda patlak vermesiyle birlikte, Brown kararlı adımlar atmaya başladı ve hükümetin bankacılık sektörünü sınır tanımadan destekleyeceğini ilan etti. Avrupa'da da benzer adımlar atılması için uğraştı. İki hafta önce, parlamentoda "İlk adım, müdahale etmediğimiz taktirde batacak olan bankaları kurtarmaktı. Böylece dünyayı kurtarmakla kalmadık..." dedi! Milletvekillerinin kahkahaları arasında, hatasını düzeltti. "Bankaları kurtarmakla kalmadık" demek istemiş. Herkes çok dalga geçti ama ilginçtir, dünyayı kurtarmış olmasa da, kamuoyunda becerikli, ne yaptığını bilen, cesur bir önder olarak algılanmaya başlandı. Son kamuoyu yoklamalarında Muhafazakârlarla arasındaki fark beş puana düşmüş durumda. Bu da pek önemli bir fark değil. Brown bu başarısını Tony Blair'in sınırsız neoliberalizminden geri adım atmış olmasına borçlu. Özel sektörün işine karışmama, ekonomiden tümüyle elini çekme, her şeyi piyasa mekanizmasına bırakma günleri geride kaldı. Hükümet her tarafa müdahale ediyor, bankaları kamulaştırıyor, çatır çatır Keynesçilik yapıyor. Tony Blair'in mirası sadece bu alanda değil, Irak konusunda da reddediliyor. Brown, Irak'taki 4.000 küsur askerin Mayıs ayı sonuna kadar geri çekileceğini ilan etti bu ay. Önümüzdeki yıl Brown'un siyasi yaşamını da, İngilizlerin günlük yaşamını da ekonomik krizin etkilerine karşı mücadele belirleyecek. |
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||