|
Grevlerle uğurlanan 2008 | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Budapeşte havaalanı kalabalık.
İnsanlar, Orta Avrupalıların kuyruğa girme ve de mümkünse kuyrukta da aralarında mesafe bırakma alışkanlıklarını uygulamaya çalışıyorlar. Ama bu kez durum farklı. İtiş kakış olmasa da, yaşanan huzursuzluk sıkıntılı yüzlerden okunuyor. Saatlerdir süren bekleyiş artık bir azaba dönüşmüş vaziyette. Eh, kimsenin de sinirleri çelikten değil tabii. Bu nedenle de huzursuzluklar, sağa sola laf sokuşturmalar artık genelde kibar ve sabırlı olan insanların oluşturduğu check-in kuyruğunda da duyuluyor. "Bu grevle sanki ellerine bir şey geçecek" diyor, önündeki bavulunu iteleyen yaşlı kadın. Emekli olduğu belli. Ucuz uçak seferleriyle Noel için bir yerlere gitmek istiyor. Belki de yurtdışında çalışan kızının yanına uçacak. Tabii grev nedeniyle uçağını kaçırmazsa. "Sakin olun teyzecim" diyor hemen arkasındaki genç adam, "Buradaki kargaşa tren garına göre hiç bir şey! Siz bir de trenleri görseniz! Ben dün trenle başkente gelecektim. Ama seferlerin tümü iptal olmuş! Mecburen babam arabayla getirdi." "E grev yapanlar da haklılar ama" diye lafa karışıyor yandaki sıradan orta yaşlı bir kadın. "Hükümet krizdi, enflasyondu derken hep biz çalışanlardan tasarruf etmek istiyor. Buradaki insanların elinden ne gelir? Paralarını kestirmemek için sadece grev yapabiliyorlar!" "Olur mu öyle şey!" diyor yaşlı teyze, "Ben 45 yıl hastanede çalıştım! Bir gün bile grev yapma lüksüm olmadı. Grev çözüm mü?" "Evet değil ama başka çare de yok gibi," diyor orta yaşlı kadın. Kuyrukta bekleyenler başka yerlere bakıyor gibi yapsalar da, herkesin bu konuşmaya kulak verdiği açık. Çünkü sorun herkesin sorunu. Macaristan'da aylardır, aralıklarla devam eden grevler, tam da Noel öncesinde tırmanışa geçti. Önce havalimanı çalışanları grev ilan ettiler.
Ardından hemen demiryolu işçileri onlara katıldı. Memurlar da kendi aralarındaki görüşmelerin arkasından bir koordinasyon komitesi kurup, ilk deneme grevlerini yaptılar. Öğretmenlerin, sağlık elemanlarının, hatta polis, asker ve gümrük güvenlik memurlarının katıldığı toplantıların ardından ilk kez memurlar ortak bir gösteri de yaptılar. Katılımın oldukça yüksek olması memur sendikalarına güven vermiş olmalı ki, Ocak ayında süresiz greve gideceklerini ilan ettiler. Tabii tarım üreticilerini de unutmamak lazım: onlar da sürekli tetikte bekliyor, ilk fırsatta traktörlerle yolarlı kapatıyor, ya da zaman zaman alım fiyatları çok düşen tonlarca elmayı, armudu getirip parlamentonun önüne boşaltıyorlar. Maksat protesto olsun, sesleri duyulsun. Peki, ama insanlar ne istiyor? Talepler muhtelif olsa da Macarları 2008 yılında grevden greve sürükleyen koşullar, hayat şartlarının bozulmasında saklı. Kimse bu yıl pek halinden memnun değil. Var olan sorunların üzerine bir de yıl sonuna doğru patlayan küresel kriz binince, dizginler iyice boşaldı. Macarların bir bölümü, ekonomik hayattaki sorunların önemli bir kısmının hala Avrupa Birliği'nden kaynaklandığını düşünüyor. "Komşunun sütünü alacağınıza bizimkini tüketin" diye ilan veriyor tarım üreticileri. Gerçekten de, örneğin Slovakya'da üretilen süt daha ucuz olunca insanlar neden Macar çitçinin ürettiği pahalı sütü alsın? "İneğin Macar'ı Slovak'ı mı olur?" diyor tüketici. Ama oluyor işte! Ekonomik gözlemcilere göre rekabetteki eşitsizlik, daha ucuz üretenlerin, yabancı da olsa Macar piyasasını ele geçirmesi sonucunu veriyor. Bu ise Macaristan'da gelirleri azaltıyor, örneğin Slovakya'da ise hızla yükseltiyor. "İşte Slovakya bu yüzden 1 Ocakta Euro'ya geçecek" diyor, havaalanındaki kuyrukta sohbete katılan genç adam.
"O kadar çabuk sevinmesinler," diyor yaşlı teyze, "Benim Slovakya'da yaşayan bir kuzenim var. Tam 80 yaşında. Geçen telefonla konuştuk, 'Hayatımda şimdiye kadar kullandığım para birimi tam sekiz kez değişti.' dedi. Ona kalırsa, bu da sonuncu değişiklik olmayacak." Kuyruktaki insanlar gülümsüyor. Eh burası Orta Avrupa, burada her şey mümkün! Birden sıra hareketleniyor. Kulaktan kulağa yayılan habere göre havalimanını işleten şirket, grevci pasaport memurlarının yerine Yunanistan'dan eleman getirmiş. "Peki, bu grev kırıcılığı sayılmaz mı? Yasalara aykırı değil mi?" diyor genç adam. "Hayır," diyor gişedeki memur, "Bu rekabet eşitliği! Şirket greve karşı, nereden iyi eleman bulursa, getirip çalıştırabilir." Evet, sınır tanımayan Avrupa Birliği, artık insanların hayatına 2008'in sonlarında yeni kavramlar ve tartışma konuları da sokuyor. | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||