|
Finlandiya'nın buruk geçen kışları | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Tampere'deki gözlem kulesinin taa tepesindeki, tüm manzaraya hakim bir noktadan, aşağıdaki çok büyük bir gölün kıyısındaki lunaparka bakıyorum.
Israr edilse hangi oyuncaklara binmeye gönüllü olabileceğimi, hangilerine, arkadaşlarım ne kadar baskı yaparlarsa yapsınlar, asla binmeyeceğimi, aklımın bir yerine kaydediyorum. Öğle saatleri. Lunaparkın kapılarının açıldığını görüyorum. Az sayıda ziyaretçi radara doğru yöneliyor. Ya da daha az iddialı oyuncaklara. Arkadaşlarıma daha sonra kendilerine katılma sözü vermiştim. Zira yakında lunapark kış mevsimi dolayısıyla kapatılacakmış. Bu nedenle fırsatı kaçırmamalıyım. Pyynikki gözlem kulesi kent merkezine kısa bir yürüme mesafesinde, ağaçlıklı bir mahallede yeralıyor. Kuşbakışı görüntü tek kelimeyle harika. Ama benim için daha da önemli olan bilgi kuledeki cafede Tampere'deki en iyi donutların satıldığını öğrenmiş olmam... Bana etrafı gezdiren Pirjo Pukka'nın dürtmesiyle başımı lunaparktan gölün kuzeyine doğru çeviriyorum. Kendimi zorluyorum ama karşı tarafı göremiyorum. Pirjo diğer yönü işaret ediyor. Kuzeydeki bir İngiliz şehrinden sökülüp hızla akan Tammerkoski şelalesinin yanına monte edilmiş gibi duran, şehrin merkezindeki dev pamuk fabrikasını... 1929'da açılan binanın orijinal parçalarından biri olduğunu sandığım asansörle, kulenin tepesinden aşağı süzülüyoruz. Bir hamleyle asansörün akordeon kapısını açıp kafeye ilerliyoruz. Güneş parıldıyor. Sıcak bir hava var. Kış nedeniyle her şeyin kapanacağına inanmak zor. Pirjo'ya kışı soruyorum. Eskiden de böyle miydi diye? Üzüntülü bir ifadeyle "Hayır" diyor. Her Finli gibi, doğanın düzenini alt-üst eden son gelişmelerden rahatsız. "Herkesin önceden bildiği yıllık bir döngü içinde, sert kışlar ve eşsiz ama kısa yazlarla büyüdük" dedi. Ama geçen yaz yağmurlu ve tatsızmış. Kış da sanki yazın devamı gibiymiş. Kışın geldiği sadece havanın karanlık olmasından anlaşılabiliyormuş. Çünkü hava sürekli ılık ve yağışlıymış. Pirjo, en kötü şeyin, Ocak'a kadar kar yağmaması olduğunu söylüyor. Kışın yapılan yerel yüzme yarışlarına sürekli katılırmış. Donmuş gölün üzerindeki karı küreyip, sonra da yüzmek için buz tabakasının belli bir bölümünü kırarlarmış. "Geçen yıl yüzdük. Ama berbattı" diyor. Kışın büyük bölümünde ne küreyecek kar ne de kırılacak buz varmış. Gelenekleri bozulmuş. Şimdi herkes eski kışlar bir daha gelmeyecek diye üzülüyor. Pirjo, lunaparka gitme zamanının geldiğini söyleyince, kaçamak bir şekilde parmaklarımın ucundaki şeker kalıntılarını yalıyorum. İnsanın midesini alüst edecek bir oyuncağa doğru gidiyorum. 12 Yaşlarında bir erkek çocuk, iki dakikalık bir serüveni geride bırakmış, oyuncaktan iniyor. Az önce içinde olduğu vagon, bir metal raya asılı topaçla çocuğü sağa, sola, aşağı, yukarı atıp tutmuş anlaşılan. Çocuk iki lunapark görevlisiyle dalaşıyor. Kuyruk yok, birşey yok... Ne diye inmeden, arka arkaya binemezmiş ki aynı oyuncağa? Oyuncağı işleten görevliler, "böyle bir kural yok" diyorlar. "Önce ineceksin, çıkış turnikesinden geçeceksin, tekrar girişe döneceksin. Bu şekilde istediğin kadar binersin." diyor görevli... 12 yaşındaki erkek çocuk da öyle yapıyor. Defalarca... Vagon kendisini havanın boşluklarına fırlattıkça muzaffer bir şekilde gülüyor. Böylece Tampere yazı resmen sona eriyor. Lunaparkın oyuncakları gelecek Mayıs'a kadar örtülüyor. Pirjo ve buzlar arasında yüzebilen arkadaşları yaklaşamn kışın işaretlerini beklemeye başlayacaklar şimdi. Bu yıl iyi bir kar yağışı olacağını ve buz kırma aletlerini kullanabileceklerini umuyorlar. Sıkı bir kar yağsın ki, geleneksel kış yüzme eğlencesini, lâyıkıyla gerçekleştirebilsinler. | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||