|
Gürcistan geçmişinden kaçamıyor | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Sovyetler Birliği döneminin devasa binalarının eskimesi pek de şanlarına uygun şekilde olmuyor.
Yapılarda ucuz malzeme kullanılmış olduğundan binalar alenen çürüyor. Edward Şevardnadze'nin Tiflis'teki evi örneğin -- ki eski Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ydı bu bina -- duvarlarında yol yol, yağmurun bıraktığı su izleri görülüyor. Cumhurbaşkanlığı bahçelerinin hali kapıda çene çalan bir grup asker kadar pejmürde. Şevardnadze, Sosyalist-Realist üslubu yansıtan tablolarla donanmış iç karartıcı bir salonda oturuyor. Sovyetler Birliği yıllarında Dışişleri Bakanı olarak Soğuk Savaş’ı birlikte sona erdirmeye çabaladığı, Ronald Reagan, Margaret Thatcher, Helmut Kohl gibi isimlerle o dönemde çekilmiş fotoğrafları da bir duvarı kaplıyor. Edward Şevardnadze'nin hareketleri, ilerleyen yaşıyla birlikte yavaşlamış görünüyor. Bir zamanlar doruk yapıldığı salonların kapısında karşımıza çıkıveren o zımba gibi enerjik devlet adamının pırıltısının tamamen söndüğünü görmek, beni üzdü. Gürcülerin Şevardnadze'ye bakışı muğlâk. Devrim yaparak onu Cumhurbaşkanlığı koltuğundan uzaklaştırdılar ama yine de Gürcülerin 'en ünlü ikinci siyasetçisi, Şevardnadze. Son derece modern görünüşlü genç çevirmenimiz bile, 'dede' diye andığı eski liderle birlikte fotoğrafının çekilmesini istedi.
Gürcistan'ın 'en ünlü' siyasetçisine yaklaşım da benzer şekilde muğlâk. 'Brojumi' adlı leziz Gürcü kaynak suyunu isteyin bir yerde, size, bunun 'Stalin'in en sevdiği içecek olduğu'nu söyleyeceklerdir. Binlerce insanın ölümünden sorumlu bu diktatörü kahramanlaştıran bir heykeli, hala, doğum yeri olan ve son çatışmalarda büyük tahribata uğrayan Gori'de duruyor. Bu çatışma da, bu iki adamın kâğıt üstünde sona erdirdikleri dönemden kalma, ama aslında gerçek anlamda sona erdirilmemiş bir işti. Stalin Kafkasları öylesine karmaşık şekilde düzenledi ki, bu toprak dağılımı ayrılıkçı hareketlere kapı açtı. Sovyet İmparatorluğu'nun çöküşü de, o denli hızla ve hemen hemen hiç kan dökülmeksizin gerçekleşti ki, tabi bunun için Şevardanze'ye hakkını teslim etmek gerekli - Güney Osetya gibi pürüzlü noktaları düzeltip hale yola sokmaya zaman kalmadı. Otelimin odasından Tiflis'in bir uçtan bir uca manzarası görülüyor. Bana umarsız bir şekilde geçmişinden kaçmaya çalışan bir kent gibi göründü Tiflis. Dağlarla çevrili ve ortasından yemyeşil bir nehir hızla akıp geçiyor. Belirgin, silindir kuleleriyle onlarca kilise, gelişigüzel her yere yerleştirilmiş gibi. Ama bu manzara içinde egemen olan görüntü, yeni binalar. İş hanları, ofis blokları, kamu yapıları ve Rus güçleri yarım saatlik bir mesafedeyken bile trafiğin hala yoğun olarak aktığı gayet düzgün caddeler, sokaklar... Tiflis'in tarihi mahallelerinde dolaşırken, geleneksel evlere rastlayabiliyorsunuz.
Dökme demirden zarif balkonlu bu evler tam bir ihmal edilmişlik içinde çöküyor. Genç Gürcülerin konuşmalarında tutkulu bir modernleşme özlemi hissediliyor. 24 Yaşındaki bir kadın, öfkeli bir üslupla, 'Bekaret Kurumu'ndan söz ediyor. Yüksek duvarlı bir manastır değil söz ettiği; Gürcistan toplumunun katı cinsel ahlakçılığı. Genç Gürcüler Batı'daki yaşıtları gibi yaşamak istiyorlar. Cumhurbaşkanı Saakaşvili'nin bunca sevilmesinin ardında da işte bu yatıyor. Ve kendilerini Rusya ile savaşıyor olmak gibi, son derece eski moda bir olgunun içinde bulduklarına inanamıyorlar. Otelimizin lobisinde, Gori'ye dönecek genç bir adam, gazetecilerin taşıtında kendisine de yer bulma derdinde. Sıradan bir yolculuğun birdenbire son derece tehlikeli hale gelmesine akıl erdiremiyor hala. Tiflis'teki modernlik m maskesi altında, savaşın izlerini kolayca görmek mümkün değil. Sokaklarda üstleri başları perişan halde, yenilgiye uğramış asker görmedim. Konvoy halinde çatışma bölgelerinden kaçanları da... Ama yüzeyi biraz kazıyacak olduğunuzda, o eski ve bildik insanlık sefaleti çıkıveriyor karşınıza. Eski bir askeri hastanede yerleşmiş, bin kadar göçmen bulduk. Bina, bu mülteciler gelinceye dek terkedilmiş bir yapı olduğu izlenimi uyandırıyordu. Soğuk, duvarlardaki boyaların döküldüğü, yankılanan koridorlarda yürürken, binanın niçin terkedilmiş olduğunu kavramak güç değil.
Su yok, son derece sağlıksız bir ortam, yiyecek yok, olsa bile yemek pişirecek ocak yok, binaya sığınan insanların hemen hepsi beton üstünde uyuyor. Bu insanların çoğu Güney Osetya'da yaşayan Gürcüler. Köylerini bir daha görmeleri son derece zayıf bir ihtimal… Yaşanan çatışma ve şiddet olayları, Rusya'nın daha sonra Güney Osetya ve diğer ayrılıkçı bölge Abhazya hakkında söyledikleri, bu bölgelerin Gürcistan'ın parçası olarak kalma olasılıklarını çok zayıflatıyor. Bu insanların hiçbiri Rusların idaresi altında yaşamak istemeyecektir. Rus uçakları tarafından bombalandıklarını, Osetyalı komşularının gelip evlerini yağmalamasını hatırlayacaklar. Bir kadın, ilerleyen Gürcü askerlerine mutfakta çay verdiğini; sonra aynı askerlerin yaralı halde ve beraberlerinde ölüleri de taşıyarak geri çekilmelerini izlediğini söylüyor. Bir başkası da Güney Osetyalı başıbozuk askerlerin insanların kellelerini nasıl kestiğini anlatıyor... Bütün bu anlatılanların doğru olup olmadığı bir bakıma önemsiz aslında.. Önemli olan bu öyküleri dinleyenlerin, işittiklerine inanmaları ve bunun Gürcistan tarihinin parçası haline geliyor olması. Tarih, Gürcistan'a geri döndü. Ülkenin yetiştirdiği en ünlü iki isim, Stalin ve Şevardnadze'nin temsil ettikleri geçmiş, yeniden canlanıyor Gürcistan'da. | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||