|
'Gazeteci olduğum kent: Beyrut' | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Lübnan'ın yaşadığı çalkantılı yıllar boyunca ailesi ülkelerinden ayrılmayan Kim Ghattas, geriye dönüp Beyrut'taki yaşamına bir kez daha baktı.
İki küçük kız çocuğu üzerinde küçük çiçekler bulunan, kabarık kollu temiz elbiseler giyiyor. Sokakta seksek oynuyorlar. Biri koyu saçlı ve ela gözlü, diğerinin saç rengi daha açık ve yeşil gözlü. Gülüyorlar, aldırmaz görünüyorlar. Ancak etraflarında Kalaşnikoflar taşıyan sakallı milisler var. Tüm çevrelerinde yıkım, boş sokaklar, bombalanmış binalar görünüyor. Yıl 1976, ve burası Beyrut. Takvimler iç savaşın başlangıcından bir yıl sonrasını gösteriyor. Fransız televizyonundan gazeteciler, bu iki küçük kız çocuğuyla röportaj yapıyor. Çocuklarla, keskin nişancılarıyla meşhur Galeria Semaan mahallesinde çekim yaparken karşılaşmılar. Bu çocuklar benim kızkardeşlerim. Açık renk saçlı Audrey kısa süre önce Fransız Ulusal Televizyonu'nun arşivinde ailemizin iki görüntüsünü buldu. Kızkardeşlerim gazetecilerin öyle ilgisini çekmiş ki, onları evde görüntülemek için geri gelmişler. Audrey'in 8'inci doğumğünüymüş ve annemle babam en büyük kızkardeşim Ingrid'le birlikte ona bir pasta hazırlamışlar. Hep beraber "iyi ki doğdun" şarkısını söylemişler. Ama kamera gülen yüzlerden uzaklaştıkça, dairenin kısmen tahrip olduğunu görebiliyorsunuz. Bir vidaya asılı avizeyi, kızkardeşimin resimleri patlama izlerini kapatmak için duvara asıldığını görüyorsunuz. O zamanlar bana hamile olan Hollandalı annem, savaşın kaosunun ortasında, eşi ve çocuklarıyla birlikte normal bir hayat sürmek için nasıl uğraştığını anlattı bana. Geçtiğimiz günlerde bu görüntüleri izlerken hepimiz gözyaşlarımızı tutmak için mücadele ettik. 'Kendi ailemin haberi' Bize ne kadar yol kat ettiğimizi, herşeyi arkamızda bırakmak için nasıl mücadele ettiğimizi, keskin nişancı saldırılarını, bombalanan daireyi, sığınaklardaki geceleri, bizi ülkeden çıkaracak otobüsü beklerken geçirdiğimiz saatleri hatırlattı. Eski, yıpranmış görüntüleri izlemek benim için gerçek üstü bir deneyimdi. Şimdi ben şimdi Güney Lübnan'da bombalanan insanlar ve Irak'taki hayata katlanmaya çalışan ailelerle ilgili haberler yapıyorum. Ama orada bir haberin konusu olan kendi ailemdi. Beyrut'un restoranlarında, gece klüplerinde hayatın tadını çıkartmaya çalışan Lübnanlılar sık sık hafızasızlıkla suçlanır. İç savaşa yol açan sorunların hiçbiri çözülmedi ve Lübnan bir kez daha eski şeytanlarla karşı karşıya. Bir gazeteci olarak ben de bu toptan hafıza kaybını sorguladım ama kendi ailemin de aynı şekilde davrandığını fark ettim. Biz taşındık ve yaşamlarımızı yeniden kurduk, bu kadar şiddetle karşı karşıya kaldıktan sonra akıl sağlığını korumanın tek yolu buydu. Yanıtsız soru Gazeteci olmaya karar verdiğim günü hatırlıyorum. 13 yaşındaydım ve Lübnan'da okula gidip gitmediğimi ve yeterince yiyeceğimiz olup olmadığını soran Hollandalı kuzenlerimden iyice sıkılmıştım. Neden orada bizim de normal hayatlar sürdüğümüz gerçeğini özümseyemediklerini anlayamıyordum. Dolayısıyla etrafımdaki insanlara geldiğim yeri ve sorunlarını açıklama ihtiyacı hissetim. Lübnan ve Orta Doğu'yla başladım. Şimdi de Amerika Birleşik Devletleri'ne ve dış politikasına doğru yola çıkıyorum. İnsanlar bana sık sık, anne ve babamın neden Lübnan'da, o tehlikeli mahallede kaldığını soruyorlar. Buna açık bir yanıt yok. Bölünmüş bir ülke Nereye gideceklerini bilmiyorlardı ve hep bundan daha kötü olamayacağını, savaşın yakında biteceğini düşünüyorlardı. Lübnan'da herkes her zaman birşeyler bekler, bir sonraki ateşkes, bir sonraki cumhurbaşkanı, bir sonraki zirve. Umut insanların yaşamasını sağlar. Ama şimdi geride sorunlu, derin bir şekilde bölünmüş bir ülke bırakıyorum. Cumhurbaşkansız bir halk, arızalı bir parlamento ve zar zor işleyen bir hükümet. Bazen şiddet olaylarına da neden olan, Batı destekli hükümetle, Suriye ve İran'ın destek verdiği muhalefet arasındaki mücadele bir yıldan uzun bir süredir devam ediyor. Ve Lübnanlılar ilk kez umutlarını kaybetmeye başlıyorlar. Tüm hayatımı geçirdiğim şehirdeki son haftasonunda bir partiye davet edildim. Partiyi, radikal Şii grup Hizbullah'ın kalesi Baalbeck'ten bir şii veriyordu. Misafirler arasında Amerikalı bir film yönetmeni ve Fransız sanatçılar, Müslüman ve Hıristiyan Lübnanlılar vardı. 'Lübnan'dan ne çıkacak?' Elektronik ve hip hop müziği eşliğinde hükümete ve muhalefete destek verenler siyaset tartışırken, midye ve deniz tarağı yedik. Beyrut'tan ayrılırken uçakta okuğudum bir köşe yazısında, Lübnan'da süren güç mücadelesinden dün akşam gördüğüm hoşgörülü, canlı ve çeşitliliklerle dolu ortamdan çok farklı bir ülke çıkabileceği söyleniyordu. Göreceğiz... Soğuk Washington'da Amerikan dış politikasıyla kaplı yeni hayatınma başlarken, yine Lübnan'la telefonla konuşuyor olacağım. Bana o eski, yıpranmış görüntülerdeki İki küçük kız çocuğunu hatırlatan küçük yeğenimlerimle konuşacağım. Onlar aracılığıyla beni gazeteci yapan kentte neler olduğunu takip edeceğim. | İlgili haberler 'Lübnan'da ciddi hatalar yapıldı'30 Ocak, 2008 | Haberler Lübnan'da protestolar kanlı bitti28 Ocak, 2008 | Haberler Lübnan'da yine bombalı saldırı25 Ocak, 2008 | Haberler Lübnan'da BM gücüne saldırı08 Ocak, 2008 | Haberler | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||