|
Duydunuz mu başbakan değişti! | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Prenses Diana ile sevgilisi Dodi Al Fayed, hatırlarsınız, 10 yıl önce Paris'te bir trafik kazasında ölmüştü.
Sayısız komplo teorisine konu olan kaza hakkında bu yıl açılan adli tahkikat sayesinde yeni bilgiler ediniyoruz. Dodi'nin masörü ve manevi danışmanı Myriah Daniels'e göre, şoför Henri Paul deli gibi araba kullanırmış; Prenses'in koruması Kes Wingfield'e göre ise mükemmel bir şoförmüş. Şoförün ustalığı gibi, Prenses'in hamile olup olmadığı da henüz aydınlığa kavuşamadı. Dodi'nin babası Muhammed Al Fayed, hem ünlü Harrods mağazasının hem Fulham futbol takımının sahibi. Hem Arap hem Müslüman olma suçlarını işleyen bu adamın, haddini bilmeden İngiliz egemen sınıfının kalelerini içerden fethetmeye çalışması yetmezmiş gibi, bir de oğlunun Prens Charles'ın eski eşiyle cinsel ilişkide bulunmuş olma ihtimali dayanılır gibi değil! Tahkikat sürdükçe, bakalım daha ne acı gerçekler çıkacak ortaya. Prenses'in gönül maceralarının yanı sıra, bir korkunç sürpriz daha yaşadı ada halkı bu yıl. Hırvatlar da kim oluyor? Milli Takım, Avrupa Şampiyonluğu finallerine katılma hakkını elde edemedi! Üstelik, son eleme maçında Hırvatistan ile berabere kalmaları yeterli olacakken, 3-2 yenilerek elendiler.
Hırvatistan da kimmiş? Maçtan birkaç gün önce İngiliz futbolculardan biri, "Hırvat oyunculardan hiçbiri bizim ilk 11'e girecek kalitede değil" demişti. Vay anasına sayın seyirciler! Başbakan da değişti! Ha, bu saydıklarım kadar olmasa da, bir önemli gelişme daha oldu bu yıl. Tony Blair istifa etti, Gordon Brown başbakan oldu.
O kadar uzun zamandır bekleniyordu ki bu, Milli Takım antrenörünün işten atılıp yerine bir İtalyan'ın atanması kadar yankı getirmedi desek yanlış olmayacak. Başbakan değişikliği değil, ama eskisinin neler yaptığı ve yenisinin neler yapacağı çok tartışıldı. Blair, 18 yıllık Muhafazakâr Parti iktidarına son veren Mayıs 1997 seçimlerinden Haziran 2007'ye kadar Başbakan olarak, İngiltere'nin Lord Liverpool ve Margaret Thatcher'dan sonra iktidarda en uzun süre kalan üçüncü başbakanı ve İşçi Partisi'nin üç kez üst üste seçim kazanan ilk başkanı oldu. İstatistiklerden daha önemlisi, Blair partisini dönüştürdü. Avrupa'nın tüm ülkelerinde Sosyal Demokrat partiler son 10-15 yılda muhafazakâr partilerden farksız hale geldi. Her yerde neoliberal ekonomik programların, özelleştirmenin, sosyal devleti lağvetmenin en ateşli savunucuları oldular; sendikalarla, işçi sınıfıyla, yoksullarla bağlarını koparmaya çalıştılar; Amerika'dan esen Müslüman ve Arap düşmanlığı rüzgârlarını kendi ülkelerine taşıdılar, "terörizme karşı savaş" bahanesiyle demokratik hakları kısıtladılar. Bunların hiçbiri İngiltere'ye, Blair'e özgü değil, ama Blair Avrupa'da bunların bayraktarlığını yaptı; partisini bu bayrakların partisi haline getirdi. Daha da önemlisi, İngiltere'yi yine Washington'un kuyruğuna takarak ve İngilizlerin çoğunluğunun itirazına rağmen Irak'ta ve Afganistan'da savaşa soktu.
Irak savaşı olmasa, Tony Blair'in Lord Liverpool'un rekorunu kırarak 15 yıldan fazla başbakan olması işten bile değildi. Gordon Brown ise rekor kırmaya aday değil. On yıldır Maliye Bakanı olan ve dünya ekonomisinin iyi gidişatının İngiltere'ye de yansıması sayesinde becerikli, işini bilen bir yönetici olarak nam salan Brown, başbakanlığının ilk aylarında sendelemeye başladı. Önce Kasım başlarında erken seçimlere gideceğini gayri resmi olarak eşe dosta ilan ettikten sonra, son anda vazgeçti. Sonra Gelirler ve Gümrükler İdaresi'nin iki bilgisayar disketini kaybettiği ve böylece yedi milyon ailenin banka hesapları ve sosyal sigorta numaraları dahil her türlü bilgisinin bilinmeyen ve istenmeyen ellere geçmiş olabileceği ortaya çıktı. Brown'un becerikliliği de, iş bilirliği de güldürü konusu haline geldi. Muhafazakârlar on yıldır ilk kez kamu yoklamalarında öne geçip arayı açmaya başladı. Nihayet, yıl sonuna doğru Brown, İngiliz askerlerini Irak'tan çekmeye başladı. En azından, Basra'da konuşlanmış oldukları yerleri terkederek bir havaalanına çekildiler. İşte bu, Brown'a gerçekten puan kazandırabilirdi. Ne var ki, hemen ardından Afganistan'daki asker sayısının artırılacağı açıklandı. Anlaşılan savaş, Blair gibi, Brown'un da yakasını bırakmayacak. Ya Blair? Birleşmiş Milletler, Amerika, Avrupa Birliği ve Rusya dörtlüsünün Ortadoğu Temsilcisi olarak yeni meslek hayatına atıldı. Bu atamaya kinaye mi demeli, nazire mi demeli, kestirmek güç! Adı tüm Orta Doğu'da Bush ile birlikte nefretle anılan bu eski başbakanı Orta Doğu'ya atamak hangi sivri zekâlının fikriydi acaba! Savaş karşıtı bir toplantıda, bir konuşmacının şöyle dediğini duydum: "Blair'i başımızdan atmak için çok uğraştık. Ama tüm Orta Doğululardan özür dilemek istiyorum. Amacımız, kendi başımızdan atarken, sizin başınıza sarmak değildi." | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||