|
Pakistan nereye gidiyor? | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Pakistan'da son iki hafta boyunca gelişmeler giderek kötüleşirken, yaşanan siyasi dramın başrol oyuncuları da birer birer gözümün önünden geçiyor.
Dikenli teller arasındaki görüntüsüyle mükemmel bir fotoğraf sunan Benazir Butto... Alnındaki teri silen, kavgacı bir Pervez Müşerref... Gözaltına alınmadan önce, gecenin karanlığına karışırken ayaküstü tavuk-burger atıştıran İmran Han... Uygulanan olağanüstü hale fon olarak, kulaklara yansıyan sokak gösterileri... Avukatların, öğrencilerin, gazetecilerin bir ağızdan bağırdıkları sloganlar... Pakistan'da aslında değişen pek birşey yok Ama bütün bunların gerisindeki on milyonlarca Pakistanlı için olağansütü hal uygulamasının hiçbir anlamı yok. Hayat devam ediyor, dükkanlar açılıyor kapanıyor, çocuklar okula gidiyor. Ve üniformalı olsun ya da olmasın, tüm yönetici kadrosundan duyulan derin düşkırıklığı duygusu seziliyor insanlarda. Bir ezcanede karşılaştığım adam, gözlerini televizyon ekranından ayırmaksızın, "Onlar kendi oyunlarını oynuyor, biz kriket seyrediyoruz" diyor. Ne yazık ki, Pakistan'ın en iyi kriket oyuncuları, sınırın ötesinde, Hindistan'a karşı düşkırıklığı yaratan bir yenilgiye daha uğruyorlar. Evet, Pakistan'da generaller ve başbakanlar geliyor, gidiyor, demokrasi ve askeri yönetimler de geliyor ve gidiyor ama aslında pek de birşey değişmiyor. Yüzeysel olarak, bu, acı tecrübelerin sonucunda, mantıklı bir varsayım sayılabilir. Ama bu kez değişik olan birşey var ki, bu, Pakistan'ın ılımlı çoğunluğu tarafından huzursuzlukla da olsa, kabul ediliyor.
İslamcı militanlardan, devlete karşı silahlanan gruplardan gelen tehdit şimdiye dek olmadığı kadar büyük Pakistan'da. Durumun ne kadar ciddi olduğunu tartmak güç olabilir. İşi fazla da büyütmemek gerek ama, ortada ciddi bir sorun olduğu açık. Veziristan ile Pakistan'ın Afganistan sınırındaki diğer dağlık aşiret bölgelerinde, İslami militanlarla yapılan barış pazarlıklarından bir sonuç alınamadı. Bölgede herhangi bir sivil yönetim yok. Buralarda devlet iradesi mevcut değil. Hiçbir zaman da olmadı aslında. Ve yine bu bölgede, yerli ve yabancı birçok kötü niyetli insan kol geziyor. 'Yeryüzünün cenneti' nereye kayboldu? Daha da büyük kaygı yaratan bir bölgeyse, Kuzey Batı Sınır Eyaletindeki Swat vadisi. Yüksek dağları, yemyeşil çayırları, koyu lacivert gölleriyle Swat vadisi, Pakistan'ın yegâne kayak merkezi. Yöre halkı burasını 'dünya cenneti' olarak adlandırıyor. Ancak bu cennet şimdilik kaybolmuşa benziyor. Swat vadisinde topçu ateşi ve askeri helikoperlerden açılan ateşin sesleri yankılanıyor. Bir dizi köy ve kasaba isyancıların eline geçmiş durumda. Ve Pakistan ordusu bu yöreleri geri alma savaşı veriyor. Bölgede güvenlik görevlilerinin kafaları kesiliyor, Batı müziği ve Hint filmleri satan dükkanlar yakılıyor, kız okulları kapatılıyor. Özbek ve Veziri militanları, canı sıkkın yöre halkına karışırken, bölgedeki isyancılığın başka savunmasız bölgelere de sıçrayabileceği düşünülüyor. Şimdilerde, elit sınıflardan ortalama ailelere, herkesin tatil yapmaya gittiği bölgelerde Taleban tarzı Şeriat uygulamasına geçilmiş durumda. Ve bu da, sözkonusu toplum kesimlerini korkutuyor. Swat vadisine engebeli ve virajlı bir yolla ulaşılıyor ama aslında burası, İslamabad'dan sadece birkaç saat uzaklıkta. Evet, burada bir savaş sürüyor. Batılı ve Pakistanlı güvenlik uzmanlarına soracak olsanız, çoğu, son birkaç aydır Pakistan'ın bu savaşı kaybetmekte olduğunu söyleyecektir. Kazanan tarafsa, El Kaide ve Taleban ile ilişkili gruplar. Bu eğilimi tersine çevirmek için birşey yapılmazsa, sözkonusu grupların manevra alanı genişleyecek, faaliyet gösterdikleri bölgeler büyüyecek ve uzun erimde, eğitim kampları oluşturarak dünyanın dört bir yanında saldırılar planlamaları için daha büyük bir özgürlük elde etmiş olacaklar. İç karartıcı bir tahmin bu ama, birçoklarının buna katıldığı görülüyor. 'Demokrasi, ülkeden daha mı önemli?' General Müşerref, olağanüstü hal uygulamasına geçtiğinde temel neden olarak militan akımlardan gelen tehditleri gösterdi. Daha birkaç gün önce, "Demokrasi, ülkeden daha mı önemli?" diye sordu ve ekledi: "Bir ülke iflas etmiş durumdaysa, bundan daha önemli ne olabilir?" Pervez Müşerref, "Tabii ki, hükümeti kurtarmak, ulusu kurtarmak!" diyerek, kendi sorduğu soruya kendi cevap veriyor. Bir yandan da Benazir Butto'nun "Taleban giderek daha çok yaklaşıyor" yollu uyarıları duyuluyor Pakistan'da. Butto, 'Pakistan'ın, herkes için tehdit oluşturan uluslararası terör planlarının odak noktası haline dönüşmemesi için, yetkilendirme, istihdam ve eğitime yöneleceğini' söylüyor, kararlı bir tonla. Ama işte tam bu noktada Benazir Butto ile General Pervez Müşerref'in yolları ayrılıyor. Müşerref'in olağanüstü hal uygulamasını kaldırmadan seçime gitme planının, ortaya meşru bir demokratik meclis çıkarmayayacğı vurgulanıyor. Bu da birçoklarını derin şekilde kaygılandırıyor. Pakistanlı politikacılar pek de geçmişin zaferleri içinde kaybolmuş değil. Ama konuştuğum bir emekli general, gerçek anlamda demokrasinin geri getirilmesi gerektiğini vurguluyor. "Pervez'in bunu niçin göremediğini anlayamıyorum" diyor, eskiden kendisinden daha düşük rütbede olan Cumhurbaşkanı hakkında. Ve gözle görülür bir sabırsızlıkla ekliyor: "Müşerref, iyi niyetli ama bizi kurtaracak tek kişinin kendisi olduğunu düşünüyor" diyor. Görüşmemizden ayrılırken durup, şunları söylüyor bana: "Ordu, aşırı eğilimlere karşı sert şekilde harekete geçebilmesi için öncelikle halkın desteğini alması gerektiğini unutmamalı. Yoksa bunun, Pakistan halkı için değil, Amerikalılar adına verdiğimiz bir savaş olduğunu düşüneceklerdir. Bu da tam bir felâket olur. Kazanamayız!" İşte bu emekli Generalin söyledikleri, şu sıralarda Pakistan'da hüküm süren gürültülü patırtılı olayların ötesinde gelişen eğilimlerin, dünyanın neresinde olursak olalım, hepimizi etkileyeceğine işaret ediyor. | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||