|
'Sırplar Rusya'ya bel bağlamış' | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Öğlen yemeği için masada otururken 14 yaşındaki Yevgeniy Ristavoniç'e "Vladimir Putin kimdir?" diye sordum.
Bana gözlerini kısıp böyle basit bir soru sorulur mu dercesine "Başkanımız" diye yanıt verdi. Peki "George Bush kim biliyor musun?" diye sordum. Başını salladı. "Vladimir Lenin?" dedim. Bu kez kahkaha attı. "Herkes Lenin'in kim olduğunu bilir. Harika bir insandı o" dedi. Belgrad'ın en moda lokantalarından birindeydik. Duvarlarında Che Guevara'dan Lenin'e, Lenin'den Tito'ya komünist liderlerin resimleri vardı. 10 yıl önce bu tam bir nostalji olurdu. Soğuk savaştaki yenilgisinden sonra yaralarını saran Rusya, zayıf ve gidecek yönü olmayan bir ülke olarak görülüyordu. Ama şimdi ülke için yeni bir bahar kapıda. Konu enerji ya da füze savunma sistemi olsa da, Rusya bir kez daha güçlü bir ülke olarak sahneye çıkıyor. Ben de bu yüzden Ristanovic ailesini yokluyordum. Ben Sırp bölgesi Kosova'yla ilgileniyordum. 1999 'da NATO uçakları, Kosovalı Arnavutlara yönelik katliamları durdurmak için bu kenti bombalamıştı. O günden bu yana Kosova Birleşmiş Milletler tarafından yönetiliyor. Ama şimdi hem Amerika hem de Kosovalılar tam bağımsızlık istiyor. Sırbistan'sa bunu kabul etmeyeceğini söylüyor. Daha sonra Eylül'de Rusya devreye girdi. Kosova'da bir kırmızı çizgi çektiklerini söylüyorlardı. Rusya'da bağımsızlık fikrini hoşgörmeyecekti. İlginçtir ki, Jevgenije'nin 1990lardaki Balkan savaşlarına katılmak istemeyen babası Dusan, Batı Avrupa'ya değil, daha güvenli ve istikrarlı gördüğü Moskova'ya gitti. Kendisine "Neden Rusya bu konuda bir çekişmeye giriyor" diye sordum. "Hayır girmiyor" dedi dobra dobra, "Uluslararası hukuka destek çıkıyor. Biz Kosova'nın bağımsızlığını hiçbir zaman kabul etmeyeceğiz. Dolayısıyla eğer bunu zorlarsanız, bizi Rusya'nın kollarına itmiş olursunuz." Kosova'ya gitmek için ayrılmadan önce, 16 kişinin öldürüldüğü NATO bombalamasında yerle bir edilen televizyon binasını görmeye gittim. Saldırıda yakındaki bir Ortodoks kilisesine de hasar görmüştü. Bir zamanlar muhteşem duvar resimleriyle süslü tavan şimdi boş. Ancak büyük bir bölümü tamir edilmiş. Onarıma katkıda bulunanlar listesinin başında Vladimir Putin'in adı var. "Kilisen bombalansa ne hissedersin" diye sordu, tercümanım Draga; "Kiliseler barış yeridir." Sonra ruh halini yanısıtır şekilde başını öne eğdi. Draga, normalde gazetecilere tercümanlık yapan biri değil. Otomobil yedek parçası satıyor. 'Rusya tek umudumuz' 1990'larda savaşlar Sırbistan'ı savaş suçlarıyla lekelerken Draga küçük bir çocuktu. Draga bize eşlik ediyor çünkü, Kosova sınırına gidiyoruz. Her zamanki tercümanımız bizimle gelemedi. Kimliğinin açığa çıkmasını istemiyordu.
Kosova otomobille üç saatlik mesafede güneyde yer alıyor. Sınıra yakın bir bölgede en son büyük Sırp Kasabasında, Kurshumliza'da durduk. Burası kasvetli bir yer ve derin çukurlu yolları, pek yaratıcı olmayan vitrinleriyle mağazaları var. Ve etrafta vakit öldüren erkekleri, çünkü çalışacak bir iş yok. "Kosova mı? diye sordum gazete büfesindeki orta yaşlı adama, "Rusya yardım edemez mi?" "Biz gerçekten yardımcı olacaklarını düşünüyoruz," diye cevapladı, "Rusya bizim tek umudumuz." Sınırın kendisi, siyasi rüyalarla çarpıcı bir tezat oluşturuyor. Hem Kosova hem de Sırp hükümetleri kendilerini modern Avrupa demokrasileri olarak tanımlıyorlar. İkisi de nihai hedeflerinin, egemenliğin sınırlandığı ve sınırların açık olduğu Avrupa Birliği'ne girmek olduğunu söylüyor. Sonuçta ortaya çıkan manzarada, üzerini yabani otlar kaplamış, üstünden hiç tren geçmeyen, sisli tepelerin ortasındaki tren yolu boyunca, uzun kuyruklar oluşturan kamyonlar var. Kontaklar kapatılmış, şöforler sigara içiyor. Bekleme saatler sürebilirdi. Dolayısıyla araçtaki bagajımızı indirdik. Draga ve şoför de malzemeleri taşımamıza yardımcı oldu. Bu çok sürmedi ama, tarafsız-bölgede ve Sırbistan'dan gönderildikten sonra, halet-i ruhiyeleri değişti.
Draga, "Güvenli olduğunu sanmıyorum" dedi. yavaşladı. Sisin içinde, aracından el sallayan Kosvalı tercümanı gördük. Draga durdu. Şoför de. "Buradan sonra başının çaresine bakabilir misin" dedi. "Şurası" dedim. Ama sorun mesafeler değildi. Tarihleri nefret ve cinayetlerle dolu iki toplumdan söz ediyoruz. Draga korkudan donmuştu. Hiç bu kadar yaklaşmamıştı. Ayrılmak istedi. Arnavut tercümanımız ne olduğunu gördü, ama olduğu yerde kaldı. Draga ve Sırbistan'ın geri kalanıysa bunu durdurması için yüzünü Rusya'ya çevirmiş durumda. Aramızda kalan sadece bir kaç metreden Avrupa'nın ortasında çizilen yeni kırmızı çizgi geçiyordu. | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||