|
Küba'ya elveda | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Yabancı bir ülkede görev yapan muhabirler için bir görevin son bulması, herşeyden önce birçok eşyanın paketlenmesi ve özel eşyaların da ülkeye taşıtılması anlamına gelir.
Taşınmanın hayatta en çok gerginlik yaratan beş deneyimden biri olduğu söylenir. Sıralamada, bir ölüm haberi almanın biraz altında, boşanmanın da biraz üstündedir taşınma... Ancak Küba'da taşınma farklı. Ülkede eşyalarınızı toplayarak evizniden ayrılmak kolay bir iş. Bunun sebebi, arta kalan eşyalarınıza ne yapacağınız gibi acı verici bir sorununuzun olmaması. Bu eşyaları satabilir ya da başka bir kişiye verebilirsiniz, o kadar... Sadece birkaç saat içinde... Küba tüm tüketim maddelerinin çok pahalı ya da bulunamamalarının olası olduğu bir yer. Bu da talebi artıyor tabii... Kübalıların çoğu ve ülkedeki yabancıların çoğu vakitlerinin büyük kısmını; ülkenin geleceği, geçiş hükümetleri ya da Fidel Castro'nun sağlığından çok daha dünyevi şeyleri düşünerek geçiriyor. Tıpkı karınlarını doyurmak, bir buzdolabı ya da vantilatör bulmak gibi... Bu duruma ilk kez, Küba hükümetince akreditasyonları uzatılmayan üç yabancı muhabirden biri olduğumu öğrendiğim hayalkırıklığı yaratan o haberi almamdan günler sonra Eski Havana bölgesindeki evime döndüğümde birinci elden tanıklık ettim. Haberlerim adı açıklanmayan bir komisyon tarafından olumsuz bulunmuştu. Apartmanıma girdiğimde telefonum çaldı. Uzun süredir kendisinden haber almadığım bir arkadaşım aradı. Sohbet aynen şu sözler eşliğinde gelişti: "Ülkeden atılıyor olduğunu duyunca çok üzüldüm. Yabancı basını sindirmeye yönelik ne kadar utanç verici bir girişim bu".
Kısa bir aradan sonra ise aranmamın gerçek nedeni ortaya çıktı: "Oturma odandaki şu kanepe... Satıyor musun onu? Ya mikrodalga fırına ne olacak?" Küba'dan ayrılmak üzere olduğum yönündeki haber yayıldığında Kübalı komşularım beni tebrik ettiler, onlar bu durumu 'terfi' olarak görüyorlardı. Kübalıların çoğu üzüntü verici ve sık sık yanlış bir şekilde, adayı terk edenleri daha iyi şeylerin beklediğini düşünüyorlardı. Sonra da Recuerdo yani elveda hediyesi talepleri geldi. Kısa süre içinde herşeyi hediye olarak verebileceğimi fark ettim. Bozuk bir saat, 2005 yılına ait bir takvim gibi... Hepsi insanı utandıran bir minnettarlıkla kabul ediliyordu. Küba'daki yaşamımla ilgili anılarımdan hangilerini kendime saklamam gerektiği konusunda fazla vaktim yoktu. Önce Havana'ya ulaştıktan sonra gönderdiğim ilk haberimin çıktısını aldım. O gün, Hemingway ailesinin bazı fertleriyle görüşmeye gitmiştim. Ernest Hewingway, 1960 yılına dek tepedeki lüks villada yaşamıştı. Hepimiz bir bahçede toplandık, yazarın bazı eserlerini arşivlemeye yönelik projeleri dinledik. Birden hiç beklemeyen birşey oldu. Fidel Castro göründü! Askeri üniforması içinde, bir zamanlar Ava Gardner'ın çırılçıplak yüzdüğü havuzun çevresinde biraz da acemice yürüdü. Önce sohbetimizi kestiği için özür diledi, sonra da eli bayan Hemingwaylerden birinin belinde uzun bir konuşma yaptı. Ernest Hemingway'i daha iyi tanımadığı için ne kadar üzgün olduğunu söyledi. "Gençken, herkesin sonsuza dek yaşayacağını sanıyorsunuz" dedi. Yeniden apartmanıma dönelim. Bu haberin kopyasını, başka birşeyle birlikte yanıma aldım. O da aklıma başka birşeyi getirdi. Yanıma aldığım Hotel Ruanda filminin DVD'siydi. Birkaç yıl önce bir Cumartesi akşamı, Oscar ödüllü film Küba Devlet Televizyonu'nda gösterilmişti. Evde filmi izliyordum. Birkaç dakika sonra bazı sahnelerin acemice tekrar edildiklerini farkettim, zira bazı sahneler sansürlenmişti. O an filmin DVD'si, yanımdaydı. Hemen orjinalini koydum, ikisini kıyasladım.
Kübalı sansürcülerin filmin 30 saniyesini kesmekte zorlandıkları belliydi. Sansürlenen kısım, Küba puroları hakkında zararsız şakalar içeriyordu. Küba'da çalışırken sürekli aklımdan geçen sorulardan biri de hükümetin gerçekten halka bilgi akışını bu denli detaylı kontrol etmeye ihtiyacı olup olmadığıydı. Kübalı yetkililer bu konuda aynı şeyi söylüyorlar. Küba Devrimi'ni baltalamakta kararlı utanmaz bir Amerikan Yönetimi'yle, ilan edilmemiş bir savaşın ortasında olduklarını belirtiyorlar. Ancak ben hala, bu kadar kontrol gerekli mi? Emin değilim. 48 yıl aynı liderle birlikte yaşamanın yan etkilerinden biri de, halkın bu durumu oldukça kabullenmesi. İki şekilde anlaşılabilir bu: Devrimi destekleyenler geleceklerinin emin ellerde olduğunu söylüyor. Değişim hasreti çekenler, herşeyin kontrolleri dışına geliştiği gibi bir hisse kapılıyor. Tüm bu koşullar altında, Havana sokaklarında yabancı bir gazete alınabilmesi ya da Küba'da yabancı basının biraz daha özgürce çalışmasına izin verilmesi gerçekten bu ülkede statükoyu tehdit eder mi acaba? Bu konuda kuşkularım var. Ancak açıkça belli ki bu ülkede en üst makam, böylesi bir deneyimi, alınmaya değmeyecek bir risk olarak görüyor. | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||