|
Demokratlar'da Obama sürprizi | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
10 haftada, 100 bin kişiden, 25 milyon dolar... Projenin bilançosu şimdilik bu. Projenin sahibi ise, Amerikan siyasetini daha başkan aday adayıyken değiştirmeye başlayan Barack Obama.
Babası Kenyalı, annesi Kansaslı bir beyaz.. Çocukluğu Hawaii'de, Endonezya'da geçmiş. Müslümanlıkla, Budistlikle, ateistlikle ve nihayet Hıristiyanlıkla bağları var. Harvard mezunu bir hukukçu. Kendi alanında dünyanın en prestijli yayını ve başlı başına bir kurum olan Harvard Hukuk dergisinin ilk siyah yayın yönetmeni. Kimliğiyle, geçmişiyle, fiziğiyle, ses tonuyla, mesajlarıyla bugüne dek gittiği her yerde, katıldığı her toplantıda kalabalıkları heyecanlandırmış bir siyasetçi. Amerika'daki başkanlık yarışının sürpriz ismi ve belki de 2008'de ülkenin ilk siyah başkanı seçilerek tarih yazabilecek kişi. Evet, Senatör Barack Obama, Irak savaşına muhalif tutumuyla, ülkenin farklı kesimlerini kucaklayan mesajlarıyla Amerikan siyasi arenasının yeni yıldızı... Ama bunu, bir süredir zaten biliyorduk. Bilmediğimiz hafta içinde açıklanan rakamlardı. Obama'nın, aynı zamanda, karizmasını kazanca, popülaritesini paraya dönüştürmekte de başarılı olduğunu kanıtlayan bu rakamlar.... Başa dönersek... 10 haftada 100 bin kişiden toplam 25 milyon dolar siyasi bağış topladığını bildirdi Obama. Bu bilançonun olağandışı yanını anlamak için diğer başkan adaylarının kasalarına bir bakmak gerek. Demokratlar arasında favori konumunu koruyan eski First Lady Senatör Hillary Rodham Clinton, Obama'dan birkaç gün önce açıkladığı rakamlarda yılın ilk üç ayında topladığı siyasi bağış tutarını 26 milyon dolar olarak duyurdu. Bu toplam, Amerikan siyasetinde gelmiş geçmiş bir rekora işaret ediyor.
Amerikalıların, günlük siyasi söylemde, eşi, eski başkan Bill Clinton'dan kolayca ayırmak için kısaca Hillary diye hitap ettikleri Senatör, bu rekorla aslında "rakibim yok" mesajı da vermişti. Bu kadar kısa zamanda 26 milyon dolar toplamak inanılmazdı pekçok yorumcuya göre. Nitekim, kasalarının kapağını Hillary ile aynı gün açan diğer iddialı Demokrat adaylardan eski Senatör John Edwards 15 milyon dolarda, New Mexico Valisi Bill Richardson 6 milyon dolarda kalmıştı. Herhangi bir seçim döneminde hiç de azımsanamayacak olan bu toplamların, Hillary'nin 26 milyonu yanında, esamisi okunmuyordu. Ta ki, Obama iki gün bekledikten sonra, aynı dönemde 25 milyon dolar yani tüm zamanların rekorundan ve Hillary'den sadece 1 milyon dolar daha az biriktirdiğini duyuruncaya dek. İlk bakışta, Obama Hillary'nin gerisindeydi... ama biraz daha yakından bakınca başka şey anlatıyordu rakamlar... Aradaki en büyük fark, ülkenin ilk siyah başkanı olmaya niyetlenen senatörün, ilk kadın başkan olma derdindeki senatörden çok daha geniş bir kesimden para toplamayı başarmasıydı. Hillary'nin 26 milyon doları 50 bin kişiden gelirken, Obama'nın 25 milyonu tam 100 bin kişiden toplanmıştı. Ayrıca Obama, 50 bin bağışçıya Internet üzerinden ulaşmış, böylece Amerikan siyasetinde başarının yeni anahtarı sayılan "online kampanyacılıkta" sağlı sollu diğer bütün adayları geride bırakmıştı. Şimdi burada bir nefes alıp, çoğunuzun aklınızdaki soruları soralım. Bir adayın değerinin topladığı parayla ölçülmesinde bir gariplik yok mu? Daha yarışın başında, adaylığı bile kesinleşmeyen Demokratlar 78, Cumhuriyetçiler 52 milyon dolar topladıysa, burada siyasi görüşlerden ziyade kasaların yarıştığı söylenebilir mi? Hem evet, hem hayır. Bir yandan para, Amerikan seçimlerinin motoru, ona şüphe yok. Daha çok para toplayan daha fazla televizyon reklamı veriyor, daha fazla toplantı düzenliyor, daha fazla pankart, balon ve broşürle çıkıyor meydana... Ama akılda tutulması gereken iki unsur daha var. Bir kere, Amerika'da sağlanan kampanya reformu sonucunda, bu sözünü ettiğimiz büyük paraların, büyük para babalarından gelmesi gerekmiyor artık. Yasalar gereği, adayların her seçmenden seçim başına alabilecekleri paranın üst sınırı 2300 dolar.
Beyaz Saray yarışına şimdiden girmiş bir aday adayı, partisinin ön seçimleri ve ardından asli seçim için en fazla 4600 dolara kadar para kabul edebiliyor. Zaten Obama'nın 100 bin kişiden 25 milyon dolar toplamış olmasının, Hillary'nin 50 bin kişiden 26 milyon dolar alması karşısındaki potansiyel üstünlüğü de bu. Obama, kişi başına ortalama daha düşük bağışlarla bu toplama ulaştığına göre, kampanya süresince aynı kişilerden, yasal sınırlar içinde alabileceği para, Hillary'e göre daha yüksek. Yani Obama'nın tabanı Hillary'ninkinden çok daha geniş. Gelelim, Amerikan seçimlerini "Parası olan düdüğü çalar" diye eleştirirken hatırlamamızda yarar olan diğer konuya. Kimin ne kadar para topladığının bunca önemsenmesi, "Eh daha çok paran varsa, daha çok reklam yapar kazanırsın" çıkarsamasıyla sınırlı değil. Özellikle ön seçim aşamasında toplanan bağış miktarının çok önemli bir başka mesajı var. Aday adayı olarak ne kadar çok kişiye ulaşabiliyor, ne kadar çok kişiyi küçük miktarlarla da olsa elini cebine atmaya ikna edebiliyorsanız, seçilme şansınız da o kadar yüksek sayılıyor. Seçmenin parasını alabilen adayın oyunu da alabileceği hesabı, son tahlilde, her iki partinin, aday adayları arasından Beyaz Saray yarışına sokacağı kişiyi belirlemesinde etkili oluyor. İşte zaten Obama'nın bir anda yeniden ön plana çıkması da bundan. 100 bin seçmenin elini cebine attırmakla, diğer bütün aday adaylarını geride bırakan bu genç ve farklı siyasetçi, Beyaz Saray'a da pekala seçilebileceğini, Amerika'nın bir siyah başkana pekala hazır olabileceğini düşündürttü herkese. Bu da az şey değil. | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||