|
Ne Ararat ne Gece Yarısı Ekspresi | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
57'inci Berlin Film Festivali Berlinale başladığından beri eve gece yarısından önce girmek mümkün olmuyor.
Tabii taksi en pratik ulaşım aracı… İtalyan Paulo ve Vittorio Taviani kardeşlerin 1915'te Ermeni bir ailenin Jön Türkler tarafından sürülüşünü bir Türk-Ermeni aşkı etrafında anlatan "Tarla Kuşu Çiftliği" filmini seyredip röportajlarımı yaptıktan sonra hemen taksiye atlayıp evin yolunu tuttum. Aslında film hakkında kafa yormak değildi niyetim… Ancak bir meslektaşım telefon edip filmle ilgili birkaç soru yöneltince, yol boyunca filmde işlenen Ermeni tehcirini ve filmi konuşmak, dolayısıyla düşünmek zorunda kaldım. Tam taksiden inecektim ki, şoför Türkçe olarak sordu; - Neden şimdi yapıyorlar bu filmi sizce? Hakikaten neden simdi? Neden seksenine merdiven dayamış Taviani kardeşler? Şoföre yönetmenlerin söylediklerini ilettim. - İtalya'da yaşayan Ermeni kökenli Antonia Arslan'ın bir kitabını okumuşlar, hikâye ilginç gelmiş. Biraz da fantezilerini katıp filmi çekmişler. - Peki, araştırmışlar mı? - Söylediklerine göre evet… Şoför sonra torpido gözünden müşteri beklerken okuduğu "Ermeni Mezalimi" başlıklı bir kitap çıkardı. Film ne kadar bir tarafın acısını yansıtıyorsa, kitap da bir o kadar diğerinkini dillendiriyor diye düşündüm. Biraz karıştırınca yanılmadığımı anladım. Sonra der Spiegel adlı haftalık derginin yazdıklarında haklılık payı olup olmadığını öğrenmek için bu sefer, aslında hiç Türk gibi görünmeyen ama konuşmaya başladığında Karadeniz'den geldiğini hemen ele veren şoföre ben bir soru yönelttim. - Filmin esas gösterimi yarın… Bir protesto yürüyüşü falan var mı? - Bildiğim kadarıyla yok. Aslında ben mesleğim icabı böyle haberleri çabuk alırım ama duymadım. Hem sonra bizi ne ilgilendirir? Biz Almanya'da yaşıyoruz, bizi sokağa dökecek çok daha acil sorunlarımız var. İşsizlik, eğitim, çifte pasaport… Tabu Şoför haklıydı. Aslında siyasi bir tartışma açılsın diye konuyu alevlendiren der Spiegel dergisinin başının altından çıkıyordu bu gösteri söylentisi. Der Spiegel hafta başında Berlinale'nin "Özel" bölümünde gösterilerek dünya prömiyerini yapan "Tarla Kuşu Çiftliği" ile ilgili iki sayfalık bir makale yayımladı. Filmden çok az bahseden der Spiegel, Ermeni tehcirinin Türkiye'de tabu olduğunu, Türk hükümetinin Türkiye dışında da bu konunun tabu olmasını istediğini yazıyordu. Der Spiegel uzun uzun Türkiye'nin Amerika ile Ermeni meselesi yüzünden gerilen ilişkilerini, Orhan Pamuk'un "Bir milyon Ermeni öldürüldü." dediği için başına gelenleri ve Hrant Dink'in neden ve nasıl öldürüldüğünü uzun uzun anlatıyordu. Spiegel'e göre film patlamaya hazır bir bomba… Berlinli Türklerin filmin gösterildiği gün protesto etmeyi planladığını haber veren dergi, festival yöneticilerinin endişeli olduğuna, polisin güvenlik önlemlerini sıklaştırdığına dikkat çekiyordu. Filmin gösteriminin ardından filmin estetiği ile ilgili yapılan yorumlar da, gelişmeler de der Spiegel'i haksız çıkardı. Çünkü Taviani kardeşlerin bu filmi, ticari sinemanın duygularla oynayan gücüne güvenerek yaptıkları açıktı. Çünkü daha önceki filmlerindeki gibi klasik olmak yerine farklı bir anlatım biçimini seçerlerdi. Popülizm Film aslında konuyla ilgili daha önce çok fazla şey duymamış, okumamışsanız, iki saatlik bir üzüntü yaratıp uçup gidiyor hafızanızdan. Sahnelerdeki abartı da hikâyeyi gerçeklikten uzaklaştırmaya yarıyor. Film ne Ararat ne de Gece Yarısı Ekspresi… Türk izleyicinin dışındakiler için sadece popülizm… Süddeutsche Zeitung, Rambo filmlerinden tanıdığımız Amerikalı oyuncu Sylvester Stallone'nin de Ermenileri konu alan bir film çekeceğini yazdı.
Franz Werfel'in Ermeni dramını anlatan ve "Musa Dağında Kırk Gün" adlı romanını beyaz perdeye uyarlamak isteyen sanatçı, bu konuda siyasi bir polemik yaratmak peşinde olduğunu da eklemiş sözlerine. Çekilirse onun da ticari ve popülist bir film olacağı sanatçının bu sözlerinden hemen anlaşılıyor zaten. Oysa ben filmden çıkınca, anlatılanlar, bana her ne kadar kötü bir masal gibi gelse bile kafamda oluşan birkaç soru işaretinin beni uykusuz bırakacağından endişe ediyordum. Yanılmışım. Sanıyorum Berlinale sırasında izlediğim filmler değil, gazetecilik mesleğim hakkındaki şüphelerim uykumu kaçıracak. Nitekim, "Tarla Kuşu Çiftliği" filminin prömiyerinin ardından beni Berlinale'yi Türkiye'den gelip izleyen ve en az der Spiegel kadar taraflı yorumlar yapan bir meslektaşım aradı ve dedi ki; - Aman göster! Müşteri olursa, hele bir de olay falan çıkarsa haber yapmaktan imtina edin. Şu kötü filmin reklâmı olmasın. Hem ben zaten dışişleri bakanlığı, büyükelçilikle de konuştum… vs. vs. vs. | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||