BBCTurkish.com
NEWS
SPORT
WEATHER
Son güncelleme: 05 Ocak, 2007 - TSİ 19:38
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Türk ailesi Almanlara açılıyor

Almanya'ya tek başına gelen bir Türk kadının üzücü aşk ve hayat hikayesini anlatan Şirin'in Düğünü, sanırım Almanya'daki Türklerle ilgili ilk konulu filmdi.

Duvara Karşı filminin afişi
Duvara Karşı, Almanya’daki Türkiyeli yaşamın bir başka yüzünü göstermişti.

Benimse aklımda ilk yer eden Tevfik Başar'ın daha Türkiye'deyken, üniversite yıllarında izlediğim 40 Metrekare Almanya'sı oldu.

Ta ki Almanya'ya gelip tek gerçeğin bu olmadığını görene kadar, belki de Almanlar gibi, bu memlekete göçen her kadının kırk metrekareye kapatılıp, sonsuz bir yalnızlık, yabancılık ve çaresizlik içinde yaşadığını düşünmüştüm.

Bu ilk kuşak misafir işçileri anlatan filmlere, ikinci kuşağın yaşamından kesitler gösteren yenileri eklendi.

Berlin Film Festivali'nde Altın Ayı ödülüne layık görülen Duvara Karşı filmiyle Fatih Akın, Almanya’daki Türkiyeli yaşamın bir başka yüzünü uluslararası boyuta taşımayı başardı.

Film Türk geleneklerinden kurtulup yaşamın merkezine gitmeye çalışan bir genç kızla, Türklükle alakası kalmamış, aslında yaşamın kendisinden kaçan bir Türk gencinin birlikte çıktıkları yolculuğu anlatıyordu.

Bu iki gencin her iki toplumda tosladıkları şiddetle örülmüş duvarlar ilk kez bu kadar açık bir biçimde su yüzüne çıkıyordu.

Tutunamayanlar

Film bir yandan Almanya'da hala tutunamayan ikinci kuşak Türk gençlerinin yaşamına ayna tutarken, bir yandan da aldığı ödülle yönetmeninin de bu kuşağın, hem de başarılı bir üyesi olduğunu hatırlatıyor ve Almanyalı Türklerin homojen bir yapıya sahip olmadığına işaret ediyordu.

Belgesel filmler ise bu yapıyı, konulu filmlerden belki daha sessizce, ama daha farklı ve gerçekçi göstermeye çalışıyor yıllardır.

Bundan kırk yıl önce çekilenler, daha çok Türkiye’den göç edenlerin yaşamındaki farklılığa ve uyumsuzluğa dikkat çekiyordu.

Genellikle ön plana çıkarılan unsur bir türlü vazgeçilemeyen din ve geleneklerdi.

Günter Wallraf'ın En Alttakiler belgeseliyle ilk defa gözler, gelinen ülkeye ve Alman toplumuna çevrildi.

En Alttakiler, yazarın bir Türk işçisi kılığına girip bir maden ocağında çalışırken karşılaştığı ayrımcılığı gözler önüne seriyordu.

Almanya2da bir Türk dönerci
Almanlar klişelerin ötesinde bir anlatıma hazır mı?

Bundan sonra çekilen belgesellerde, bu ülkeye yerleşmiş olduğu kesinleşen Türklerin Alman toplumunu nasıl değiştirdiğine ve genç kuşağın sorunlarına ağırlık verildi.

Toplumlar ve kuşaklar arası çatışma, aşırı dinci eğilimler, gençler arasında artan şiddet, töre cinayetleri, zorla evlendirmeler, kadınların uğradığı haksızlık, Türk erkeklerinin tutuculuğu ve uyum hala en popüler konular arasında.

Son yıllarda medya ve sinema alanında çalışan Türk kökenlilerin artmasıyla, Alman yayıncıların, özellikle de kamu yayıncılarının içine, eleştirilmesi gereken konuları onlara bırakarak biraz su serpilmiş oldu.

Çünkü "Siz dincisiniz, uyumsuzsunuz ya da şiddet yanlısısınız" demektense, Türkiye kökenlilerin "Biz dinciyiz, uyumsuzuz, biz şiddet yanlısıyız" demesi daha etkileyici oluyor ve siyasi olarak daha tarafsız görünüyordu.

Ancak bu hafta pazar günü yayına girecek yedi bölümlük bir belgeselle Alman kamu yayıncılığı bir ilke daha imza atıyor.

Sansürsüz hayat

Batı Almanya Radyo ve Televizyonu WDR'in finanse ettiği Özdağlar adlı belgesel, Köln’de Türklerin yoğun yaşadığı Keupstrasse’nin sakinlerinden Özdağ ailesinin günlük yaşamından sansürsüz kesitler sunuyor, hem de üç kuşağı birden içine alarak.

Ute Diehl'in yönettiği filmde, pastanecilikle geçinen Özdağ ailesi bohçasını açıp, günahı ve sevabıyla adeta bütün kirli çamaşırlarını ortaya seriyor.

Alman yönetmen Diehl, yedi çocuk, dört torun, bir de Amerikalı damatları olan Özdağları evde, sokakta, okulda, iş yerinde kamerayla takip ederken, sevinçlerini, üzüntülerini, kavgalarını, özlemlerini, doğrularını, yanlışlarını, hatta aşklarını bile belgeliyor.

Özdağlar bu projeyi "Almanya’da yaşayan Türkler hakkındaki önyargılar artık kırılsın" diye kabul etmişler.

Hiç kolay olmamasına rağmen kırk yılı aşkın bir süredir yaşadıkları Alman toplumuna en mahrem yanlarını göstermeye çalışan Özdağ ailesi, bu filmle "İşte biz buyuz, siz de kendinizi açın da artık birlikte uyum içinde yaşayalım" diyor.

Alman izleyicinin nasıl bir duyguyla seyredeceği merak konusu olan bu film, aslında yıllardır 'uyum' kelimesini ağzına sakız etmiş ve yüzünü sadece gelenlerin farklılığına çevirmiş siyasetçiler için de bir uyarı olacak bence.

Çünkü Türkler artık kırk metrekare Almanya’da bir yaban olarak yaşamıyor ve sundukları her fincan kahvenin hatırını da soruyor, hem de yüksek sesle.

BAŞLICA HABERLER
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Programlarımız|Frekanslarımız|Türkçe Bölümü hakkında|İşbirliği|Bize ulaşın
BBC Copyright Logo^^ Başa dön
Haberler | Basın Özeti | Dünyaya Açılan Pencere | Özel Dosyalar | Haberlerle İngilizce
BBC News >> | BBC Sport >> | BBC Weather >> | BBC World Service >> | BBC Languages >>
Yardım|Görüşleriniz|Gizlilik