BBCTurkish.com
NEWS
SPORT
WEATHER
Son güncelleme: 29 Aralık, 2006 - TSİ 19:39
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Blair her şeye rağmen ayakta

Baktım da, geçen senenin sonunda sizlere 2005 yılının özetini sunduğumda "Blair’e artık herkes, kendi partisi de dahil olmak üzere, gidici gözüyle bakıyor" demişim.

Gordon Brown ve Tony Blair
Gorodn Brown'a sıra 2006'da da gelmedi.

Hâlâ herkes, kendi partisi de dahil, öyle bakıyor.

Blair için, "Bundan sonra her şey zor olacak" demişim.

2006 boyunca her şey zor oldu, hâlâ zor.

Bir de ayıptır söylemesi, "2006’da gideceği hemen hemen kesin" demişim.

Ben aslında yüzde 100 kesin diye düşünüyordum da, son anda tedbiri elden bırakmayıp ‘hemen hemen’ kelimelerini eklemiştim.

İyi ki eklemişim. Malumunuz, Blair hâlâ başbakan.

Bunu açıklamaya çalışmak boynumun borcu olsa gerek.

Şöyle: Blair'in iki seçim arasında gitmesi için ya istifa etmesi, ya da kendi partisinin her yıl Eylül ayında yapılan yıllık kongresinde devrilmesi gerek.

Devrilmek demek, başka bir başkan adayının çıkıp daha fazla oy alması demek.

Margaret Thatcher örneğin, genel seçim kaybederek değil, böylesi bir süreçle tarihin çöp tenekesine atılmıştı.

Kamuoyu ve seçim

Bunun gerçekleşmesi için kongre delegelerinin ve daha da önemlisi milletvekillerinin, başkan değişikliği yapmadıkları takdirde bir dahaki seçimi kaybedeceklerine inanmaları gerek.

Hiçbir milletvekili, partisine üç kez üst üste seçim kazandırmış bir başkan aleyhine durup dururken oy vermez.

Thatcher'ın popülerliği ülke çapında o kadar düşmüştü ki, Muhafazakâr Parti milletvekilleri onun başkanlığı altında girecekleri seçimi kaybedeceklerine ikna olmuşlardı.

Oysa daha düne kadar tüm kamuoyu yoklamaları İşçi Partisi’nin önde gittiğini gösteriyordu.

David Cameron
Cameron'ın 'sevecenlik atağı' işe yaramaya başladı mı?

Demek ki milletvekillerinin açısından Blair’den kurtulmak için bir neden yoktu.

Peki milletvekillerinin vicdanı, siyasi ilkeleri, savaş karşıtlığı ne oluyor?

Dünyada vicdanı ve ilkeleri doğrultusunda oy kullanan kaç tane milletvekili varsa, burada da yaklaşık o kadar var, daha fazla değil.

İşçi Partisi’nin her şeye rağmen, özellikle de Irak Savaşı’na rağmen önde gitmesinin nedeni ise ‘Thatcher unsuru’ ile açıklanabilir.

On yedi yıllık Thatcher döneminin sonucunda, İngiltere kamuoyu solculaştı.

Muhafazakâr Parti, sosyal devleti dağıtan, sağlık ve eğitim hizmetleri dahil her şeyi özelleştiren, yoksuldan alıp zengine veren, her koşulda bencil ve acımasız bir bireyciliği savunan parti olarak damgalandı ve halk bunu beğenmediğine karar verdi.

Bu nedenledir ki, partinin Thatcher’dan bu yana seçtiği beşinci başkan olan David Cameron var gücüyle partinin imajını değiştirmeye, ‘sevecenleştirmeye’ çalışıyor.

Ama kolay kolay olmuyor.

En başta da, partinin tabanı gerçekte ‘sevecen’ olmadığı için, Cameron’a direndiği için olmuyor.

Yine de bu ayki bir kamuoyu yoklaması Muhafazakârların birkaç puan önde olduğunu gösterdi.

Ama daha seçimlere üç yıl var.

Tony Blair ile Maliye Bakanı Gordon Brown arasında, 1997’de iktidara gelmeden önce yaptıkları gizli, ama gizli olduğu kadar da ünlü bir anlaşma vardı.

Önce Blair başbakan olacak, bir süre sonra çekilip yerini Brown’a bırakacaktı. Blair’in bu anlaşmayı çoktan ihlal etmiş olduğu ve partinin bu iki liderinin zaman zaman birbirleriyle konuşmayacak kadar düşman oldukları iyi biliniyor.

Bu yıl Blair bir dahaki seçimlerden makul bir süre önce çekileceğini ilan etti.

Liderlerin arası bir ölçüde düzeldi.

Çekilir mi, çekilmez mi, göreceğiz. Gizli anlaşmanın hiçbir kıymet-i harbiyesi yok; çekilmemeye karar verirse kimsenin yapabileceği bir şey yok.

Irak gölgesi

Bunun dışında, üç yıldır olduğu gibi bu yıl da İngiltere, Irak savaşının gölgesinde yaşadı.

Irak’ta 28 İngiliz askeri öldü. Bu, savaş başladığında bu yana bir yıl içinde ölen en çok asker.

İşçi Partisi’nin eski başkan yardımcısı Roy Hattersley bu ay Guardian gazetesindeki şöyle yazdı:

“Küçük bir televizyon kanalının bir kara mizah programında İngiliz askerleri kendi oluşturdukları ve dört yıldır birlikte çalıştıkları bir Irak polis birimine saldırsa, herkes buna itiraz eder ve hem ateş altındaki askerlerimizin moralini bozmanın yanlış olduğunu hem de zaten bu kadar gerçek ötesi ve saçma bir senaryo olamayacağını savunurdu. Ama geçen Pazartesi Basra’da tam da bu senaryo yaşandı... Irak’ta yaşanan her şey zaten ilk baştan oraya gitmemiş olmamız gerektiğini yeniden teyit ediyor”.

Gordon Brown belki de 2007’de başbakan olacak.

Ama pek bir şey fark etmeyecek. Irak’ın gölgesi onun da üzerine düşecek sadece.

BAŞLICA HABERLER
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Programlarımız|Frekanslarımız|Türkçe Bölümü hakkında|İşbirliği|Bize ulaşın
BBC Copyright Logo^^ Başa dön
Haberler | Basın Özeti | Dünyaya Açılan Pencere | Özel Dosyalar | Haberlerle İngilizce
BBC News >> | BBC Sport >> | BBC Weather >> | BBC World Service >> | BBC Languages >>
Yardım|Görüşleriniz|Gizlilik