BBCTurkish.com
NEWS
SPORT
WEATHER
Son güncelleme: 22 Aralık, 2006 - TSİ 19:10
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Beş yıl geriye bakınca

San Martin Meydanı'nın çimenlerine uzanıp havadan sudan konuşmaya başladığımız bir akşam, söz dönüp dolaşıp 2001 ayaklanmasına gelmişti.

2001'deki eylemler

Arkadaşım, o sırada Buenos Aires'in politik eylemlere pek sahne olmayan kuzey mahallelerinden birinde, annesinin Belgrano semtindeki dairesinde olduğunu anlatıyordu:

"Sıkıyönetim ilan edildiğini televizyondan öğrendik. Sonra sokaktan protesto sesleri gelmeye başladı, aşağı inip biz de katıldık. Cabildo Bulvarı'nda yürürken birileri barikat kurmayı önerdi, kurduk. Olivos'a, başkanlık konutunun oraya yürüdük. Sabaha karşı üç gibi eve döndük."

Ardından tuhaf bir itirafta bulundu, "devrimin böyle birşey olacağını hiç düşünmemiştim."

Arkadaşım, lise ve üniversite yıllarını Troçkist bir örgütün militanları arasında geçirmişti.

Dolayısıyla, hükümete veryansın eden halkın sokaklara dökülmesi, sıkıyönetim kararına aldırış etmeksizin başkanlık konutuna yürümesi gibi bir senaryoya fazla yabancı sayılmazdı.

Ama sıradan bir orta sınıf mensubu olan ve yıllar yılı neoliberal adaylara oy veren annesinin, etliye sütlüye pek bulaşmayan komşuların bir anda sanki hayatlarının en doğal işini yapıyorlarmışcasına barikatçılara dönüşmesi akıl alır gibi değildi doğrusu.

Ama diğer yandan, Arjantin'de insanları zıvanadan çıkartacak böylesi bir ekonomik krizin yaşanacağını da zaten kimin aklı alırdı ki?

Krizin daha dört sene öncesinde dünya finans çevreleri Arjantin'i hala örnek ülke olarak gösteriyor, başarı öyküsü olarak takdim ediyorlardı.

Özelleştirilen kamu kuruluşlarının ve kapatılan fabrikaların işsiz bıraktığı geniş kitleler Buenos Aires dışındaki banliyölerde sefalet bölgeleri oluşturuyorlarsa da, Buenos Aires fiyatları New York'a denk gidiyor, Arjantin yurttaşları ABD'ye vizesiz seyahat ediyordu o yıllarda.

Ekonomi bakanı Domingo Cavallo, Arjantin'in çok yakında birinci dünya ülkeleri arasına katılacağını müjdelemişti.

Oysa çok yakında bambaşka birşey oldu, ülke iflas etti. Başkan Fernando de la Rua'nın, bankalardan çekilebilecek nakit parayı haftada 250 dolar ile sınırlandırmasıysa, bardağı taşıran son damla oldu.

Fernando de la Rua 19 Aralık'da sokak gösterilerinin yasaklandığını ilan etti, ertesi gün ise göstericiler başkanlık sarayının kapısına dayandığından, istifa etti ve çatıya yanaşan bir helikopterle ayrıldı binadan.

Fernando de la Rua

Bundan beş yıl öncesine kadar hiçbir özel anlam ifade etmeyen 19 ve 20 Aralık tarihleriyse, günümüzde artık çok şey hatırlatıyor Arjantinlilere.

Fernando de la Rua, devlet içindeki karanlık güçlerin ve o sıralar muhalefette bulunan Peronistlerin komplosuna kurban gittiğini iddia ediyor.

Peronizmin iktidarda olduğu Buenos Aires banliyölerindeki polis teşkilatının göstericileri başkente yürümekten alıkoymakta gönülsüz davranması, eski başkana göre komplonun en önemli kanıtı.

Arjantin ordusunun ülke içinde faaliyet göstermesinin yasalara aykırı olacağı gerekçesiyle başkanın sıkıyönetim kararının gereğini yapmayı reddeden generallerin tavrı ise, ordunun beceriksiz bir sosyal demokrat politikacıyı korumak uğruna kendi itibarını tehlikeye atmak istemeyişi şeklinde yorumlanıyor genelde.

Sol iktisatçılardan Nestor Kohan, Arjantin tarihinde ilk defa görev başındaki bir hükümetin halk tarafından alaşağı edildiğini anımsatarak, 2001 ayaklanmasının Arjantin tarihinde bir dönüm noktası olduğunu söylüyor.

Benzer bir yorumu paylaşan El Socialista gazetesinin yayın yönetmeni Juan Carlos Giordano ise sokakları dolduran halkın bir hükümetin görevine son vermesinin adının devrim olduğunu belirttikten sonra, devrimde eksik kalanları sıralıyor: Sol partilerin yetersizliği, sendika bürokratlarının gönülsüzlüğü. Giordano'ya göre, sendikalar bu ayaklanmaya merkezi katılım sağlamış olsa, herşey çok daha farklı olabilirdi.

Sosyalizme Doğru Hareket üyeleri, tüm politikacıların gitmesini isteyen «Que Se Vayan Todos» sloganıyla sokağa dökülenlerin bir dahaki sefere, gideceklerin yerine kimin gelmesi gerektiğini de belirteceğini umuyor.

Herramienta dergisi editörü Victor Lopez Alvarez ise ayaklanmanın büyüsünün tam da burada, hiçbir siyasal iktidar talebinde bulunmayışında yattığını düşünenler arasında:

Arjantin sokakları

"Polis tüm hazırlığını halkın başkanlık sarayına saldıracağı beklentisiyle yapmıştı, oysa halk buna yeltenmedi bile. Yapabileceği halde yapmadı. Çünkü o iktidar binasına girdiğin anda, dünyayı değiştirme imkanını kaybedersin."

Ama diğer yanda, anarşist yazar Osvaldo Bayer gibi, hayal kırıklığına uğrayanlar da var. Tüm politikacıların gitmesini isteyen halkın kurucu meclis ve yeni anayasa gibi radikal talepleri terk ederek ilk seçimlerde geleneksel partilerin adaylarına oy vermesi nasıl açıklanabilir ki?

Buenos Aires'teki çoğunluk ise galiba, gırtlağına kadar rüşvete batmış hükümetlerden ve neoliberal politikalardan kaynaklanan felaketin, içsavaş çıkmadan, banliyölerdeki açlar kenti basıp yağmalamadan, ekonomi tümden batmadan atlatıldığına şükrediyor.

Sosyalizm için Çalışanlar Partisi, tüm kararların sokak köşelerinde toplanan mahalle meclislerinde doğrudan demokrasi yoluyla ve halk tarafından alındığı isyan günlerinin önemli toplumsal bir deneyim olduğunu dile getiriyordu. İşçi Partisi ise halk meclislerinin devrimci bir öncüyü beklediğini...

Buenos Aires kentindeki sayıları ikiyüzelliyi bulan meclislere katılanların ise iki şikayeti var: Sürekli kendi görüşlerini dayatan bazı sosyalistler ile herkesin görüşünü almak istediklerinden toplantıları gereksiz yere uzatıp duran diğer bazı sosyalistler.

BAŞLICA HABERLER
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Programlarımız|Frekanslarımız|Türkçe Bölümü hakkında|İşbirliği|Bize ulaşın
BBC Copyright Logo^^ Başa dön
Haberler | Basın Özeti | Dünyaya Açılan Pencere | Özel Dosyalar | Haberlerle İngilizce
BBC News >> | BBC Sport >> | BBC Weather >> | BBC World Service >> | BBC Languages >>
Yardım|Görüşleriniz|Gizlilik