BBCTurkish.com
NEWS
SPORT
WEATHER
Son güncelleme: 03 Kasım, 2006 - TSİ 13:06
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
'And Dağları'nın Türkiyesi mi?'
Taksiye binerken Andrea, "Ceketini gördün değil mi, Beatrice Patino'nun" diyor.

Andrea, La Paz'daki mihmandarım. Ceketin sahibi ise Bolivya Cumhurbaşkanı Evo Morales.

Morales'in basın toplantısından daha yeni çıktık, Hidrokarbon Bakanlığı´na görüşmeye gidiyoruz. "Bu Beatrice de kimmiş?" diyorum. Andrea, "Bolivyalı modacı, hiç duymadın mı?" diye şaşkın şaşkın bana bakıyor.

Andrea, Bolivya hakkında bilmediğim herşey karsısında şaşırıyor. Ama bana Bolivya'da tanıdık gelen herşey karşısında da gözlerini aynen iri iri açıyor.

'Perez , Prado, San Jorge!'

Bir önceki gün gene takside bana Bolivya´nın yerli halklarından Aymaraların köylerindeki kız kaçırma olaylarını anlatıyordu. Hemen araya girip, "Bizde de var" dedim. Andrea, "ama bizimkiler danışıklı döğüş, kızın ailesi vermeyince aslında kendisi kaçıyor" dedi. Mağrur bir şekilde istifimi bozmadım. "Aynen, bizde de."

Daha sonra ona La Paz'da yolları dolduran minibüsleri gösterdim. "Ayriyeten bizde bunlardan da var."

La Paz'da çığırtkan minibüs muavinleri yolcu toplamak için semt isimlerini makara gibi sayarken aradaki tek fark, Kadıköy-Kartal-Pendik yerine Perez-Prado-San Jorge diye bağırmaları.

Bu konuşmadan beri "Bolivya And Dağları'nın Türkiyesi mi, Türkiye Akdeniz'in Bolivyası mi?" diye birbirimize takılıyoruz.

Ama biz cekete geri dönelim... Deri üzerinde omuzlardan aşağı Bolivya'nın geleneksel motifleri var. Ünlu modacı Patino, Morales'e hediye etmiş. Ve Andrea, Morales'e hayran olduğu gibi, bu modacıya da hayran.

"New York´ta bile yeni bir moda evi açtı" diyor. Yine New York'ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda Morales konuştuğu zaman, Bolivyalı bir liderin ne diyeceği ilk kez uluslararası medyada bu kadar yakından izleniyor.

La Paz'da Morales'i dinlemek için toplanan halk

"Vallahi ben üzüldüm" diyorum. "Karşıma o meşhur kazağıyla çıkmasını isterdim."

Morales iktidara geldikten hemen sonra çıktığı dünya turunda, Bolivyalıların lama yününden geleneksel kazaklarından birini üzerine çekmiş ve hiç çıkartmamıştı. Jacques Chirac´in, Tony Blair´in, Vladimir Putin'in yanında poz verirken, sanki bir üniversite öğrencisi gibi duruyordu.

Siyasetçi tiplemesinin bilhassa dışına çıkan bir lider ve o yün kazağın altında aslında kurt bir politikacı yatıyor. Dünya'nın dev petrol ve doğal gaz şirketleriyle son dakikaya kadar takır takır pazarlık etti, sözleşmelerini büyük vergiler koyarak yeniledi ve Bolivya'da milli bütçeyi görülmedik biçimde artırdı.

O meşhur kazak

Bolivya bir doğal gaz cenneti ve solcu Morales, ülkesinin yoksullarının -en başta da Güney Amerika yerlisi halkın durumunu düzelteceğini vaat ediyor.

Andrea bana, "Üzülme, üzülme" diyor. "O kazağı hala giyiyor, ama artık arada bir bu ceketi de giyer oldu. İyi de etti."

Basın toplantıları, siyasetçiler, muhalifler, yorumcular arasında radyo mülakatları için mekik dokurken, bu kısa taksi molalarında Andrea ile hayatın politika, ekonomi ve hidrokarbon jeopolitiği dışındaki konularına sığınıyoruz.

Eğilip, "Saçları boya olmasın, Andrea?" diyorum. Daha 36 yaşında saçlarım ışık hızında beyazladığı için, benim için çok hassas bir konu. 40´larının başında olan Evo Morales´in saçları öylesine gür, parlak ve simsiyah.

Gür saçlı Aymara yerlileri

Andrea, "Hayır" diyor, yüzüme tuhaf tuhaf bakarak. "Aymara yerlilerinin hepsi öyle, sokakta hiç mi dikkat etmedin?"

"Koka şampuanının hikmeti olmasın, Andrea?" diye soruyorum. Bolivya´da koka bitkisinden ne yapılmıyor ki! Şampuanı, unu, merhemi, alkollü içkisi, şurubu, şarabı, şekerlemesi... Ve yerlilerin ağızlarında çiğnediği kuru yaprakları.

Kokadan elde edilen bir de kokain var elbette. Ama Bolivyalıların tümü bunun kendi ülkelerinde üretilmediğinde ve dışarı yasadışı yollarla çıkmadığında ısrarlı.

Andrea, "Şampuandan olduğunu sanmıyorum" diye sürdürüyor sözü. "Ben denedim, işe yaramadı." Sonra saçlarından bir tutamı alnından aşağı gerip yüzünü buruşturuyor. Aslında beyaz tek bir saç teli görmüyorum ama "N'aparsın Andrea" diyorum, "Siz beyaz Bolivyalılar çabuk yaşlanıyorsunuz."

Beyazlar, yerliler ve arada kalan melezler. Bolivya'nın kültür pastası çok renkli. Fakat bu pastada en küçük dilimi oluşturan beyazlar, ekonomik pastada en geniş payın tadını çıkartagelmiş.

Yeşil gözlü Andrea´nın ana ve baba tarafı İspanya kökenli, ama araya Aymara yerlisi bir büyükbaba da girmiş. "Elmacık kemiklerimi ona borçluyum" diyor.

La Paz'ın hali vakti yerinde bir ailesinin kızı Andrea. Kentteki Amerikan Kolejini bitirmiş. Bu okulu bitirenlere Bolivya'nın üst kademelerinde kapılar kolayca açılıyor.

Bir sonraki taksi yolculuğumuzda, "Peki Fransız kolejleri de var mı La Paz'da?" diyor ve hemen ekliyorum, "Biz de onlar da var." Andrea gülüyor, "Bizde de öyle."

"Bu Amerikan okulunda hepiniz beyaz mıydınız?" diye soruyorum, hemen sonra bu sorunun suçlayıcı bir ton taşıdığını düşünüp pişman olarak. Ama Andrea'nın kendisi suçlu bir şekilde, "Evet, neredeyse herkes" diyor. "Ama Bolivya'nın hali bu, bundan sonra düzelecek."

Andrea bana, "İnanılmaz bir ayrımcılık var" diyor. "Yerli bir kadın bir restorana girmek istese kapıdan döndürülüyordu. Anayasada vatandaşlık hakları yazılı, fakat gerçek hayat bambaşka."

Sonra bana Aymara yerlisi Morales'in iktidara gelmesi ardından, nüfusun çoğunluğunu oluşturan yerlilerin artık horlanmaya, küçümsenmeye tahammül etmediğini anlatıyor. Durumdan gayet memnun.

Katolik Üniversitesi'nde iletişim okuyan Andrea, Aymara yerlilerinin toplumsal örgütlenmesi üzerine olan tezini bitirmek üzere. Aymara dilini öğrenmeye çalışıyor. Morales hükümetinin eğitim bakanı, Aymara ve diğer yerli dillerini okullarda İspanyolca'nın yanında müfredata sokmak istiyor fakat karşısında, Bolivya'da çok güçlü olan Katolik Kilisesi dâhil, ciddi bir muhalefet var.

Taksiden indiğimizde La Paz'ın merkezinde kaldırımları mekân edinen korsan CD´cilerden birinin önünde duruyoruz.

Andrea'ya "Bak" diyorum, "Bizde de korsan kasetçiler, kitapçılar vardır ama artık yasaklanıyorlar. Avrupa Birliği´nin şartlarından biri de bu."

Fakat Andrea CD'lerin bulunduğu masayı örten örtünün altında satıcıyla birlikte eğilmiş, birşeyler karıştırıyor. Daha sonra tezgâhın altından Bolivya'nın yerli müzik grubu Kjarkas'ın bir CD'si ile çıkacak.

CD'nin kalitesini ölçmek için bir stereoda dinleyeceğiz ama Andrea ile satıcı, polis var mı yok mu diye etrafı yokluyorlar. Kjarkas'ı alıyorum. İlk şarkılarının adi, Bolivya.

Andrea gülerek, "İşte sizde bu yoktur!" diyerek anlatıyor. Morales hükümeti yabancı müziğin korsan CD'lerine ses çıkartmıyor. Fakat Bolivya'nın yerli müziğinin korsan ürünlerine artık göz yummuyorlar, Bolivyalı müzik gruplarını korumak için.

Korsan CD'ciye ve tezgâhın üzerinden bize gülümseyen Phil Collins'e veda ediyor, yeni bir mülakata doğru hızla yürüyoruz.

BAŞLICA HABERLER
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Programlarımız|Frekanslarımız|Türkçe Bölümü hakkında|İşbirliği|Bize ulaşın
BBC Copyright Logo^^ Başa dön
Haberler | Basın Özeti | Dünyaya Açılan Pencere | Özel Dosyalar | Haberlerle İngilizce
BBC News >> | BBC Sport >> | BBC Weather >> | BBC World Service >> | BBC Languages >>
Yardım|Görüşleriniz|Gizlilik