|
'Yine mi Türkiye gündemde?' | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Ekmekçi, "Ooo, Hoşgeldin Mösyö" dedi koyu Fransız aksanlı İngilizcesiyle, "Ne o, yine mi Türkiye gündemde?"
"Türkiye hiç gündemden düşmüyor ki" diye düşündüm içimden. Brüksel'de hoş bir sonbahar günü. Kaldığım yerin en beğendiğim yanı alışveriş için büyük süpermarketlere gitmek zorunluluğu olmaması. Bakkal, manav ve en önemlisi ekmekçi. Ve tabii bir de birçok dilde yayın satan gazeteci. O da hatırlıyor beni. "Avrupa bürokratları Türkiye hakkında bir şeyler çevirmeye başladı galiba" diyor. "Neyse belki bu sefer birkaç kelime Fransızca öğrenirsin." "Keşke" diyorum yine içimden. Gerçekten de Avrupa Komisyonu ve Parlamentosu kulislerinde Türkiye çok yoğun olmasa da sohbetlerde gündeme gelen bir konu. Ama bu kez, Türkiye'nin üyeliğini destekleyenlerde iki yıl önce olduğu gibi bir heyecan yok. Bir Avrupa milletvekili, "Siz kurşunu kendi ayağınıza sıkmaya çok meraklı insanlarsınız." diye söze başlıyor. "Tamam, Kıbrıs bir sorun ama 301'inci madde her şeyi berbat ediyor. Güya Türklüğü küçük düşürmeyi engellemeyi hedefliyor. Fakat böyle bir yasanın varlığı ve uygulamadaki sonuçları Avrupa'da Türkiye'yi küçük düşürüyor, Bunu kimse farketmiyor mu?" Avrupa Komisyonunda, benim gazete bayiinin deyimiyle bir bürokrat, "Türkiye şimdi çok farklı şeyleri konuşuyor olmalıydı" diyor. 'İmtiyazlı ortaklık en iyi seçenek' "Komisyon Kopenhag siyasi kriterlerini yerine getirdiğinize karar verdi. Yani Avrupa standartlarına uygun demokratik bir toplum olma yönünde büyük adımlar attığınız sonucuna vardı. Ve bütün beklentiler reformların devam edeceği yönündeydi. Fakat iki yıldır hemen hiçbir şey olmuyor.
"Olmadığı gibi 301'inci madde yüzünden, yine Türkiye'deki demokrasi sorununu tartışıyoruz. Bu da, üyelik olasılığına kuşkuyla bakanlar karşısında Türkiye’nin elini zayıflatıyor. Halbuki şimdi müzakereler başlamışken çok farklı şeyler konuşuyor olmalıydık. Türkiye'de çevre sorunları, tüketici standartlarının güçlendirilmesi, eğitim düzeyinin yükseltilmesi gibi." Parlamentoda karşılaştığım Hıristiyan Demokrat Alman bir milletvekili de, "Biz size diyorduk, ama hep karşı çıkıyordunuz" diye eski konuşmalarımızı hatırlatıyor. "Avrupa, Avrupa diye tepindiniz. Ama bak, iki yıl önce Türklerin yüzde 80'i Avrupa Birliği'ne girmek isterken, şimdi bu oran yüzde 50'nin altına düştü. Sonunda bizim dediğimize geleceksiniz. En iyi seçeneğin imtiyazlı ortaklık olduğunu siz de kabul edeceksiniz" Avrupalılar, Türkiye'de son iki yıldaki gelişmelerden genelde düş kırıklığı içinde. Kıbrıs sorununun kolay çözülmeyeceğini herkes fark ediyor. Bu konuda kendilerinde de bir suçluluk duygusu var.
Dolayısıyla Kıbrıs'ı gerekçe göstererek Türkiye'ye yüklenmekten kaçınıyorlar. Bu konuda biraz daha zaman tanıma eğilimi öne çıkıyor. Fakat Birlik jargonunda demokrasi eksikliği olarak tarif edilen, Türkiye'deki ifade özgürlüğü alanında yaşanan sorunlara hiçbir hoşgörü göstermek eğiliminde değiller. "301'inci madde bir işe yaradıysa, o da Orhan Pamuğa Nobel ödülü kazandırmak oldu" diyor, ifadesinden Orhan Pamuk'un eserlerini pek beğenmediğini sezdiğim bir milletvekili. Geçtiğimiz günlerde, parlamentodaki Sol Birlik grubu tarafından düzenlenen Kürt konferansına Türkiye'den gelip katılan konuşmacıların çoğu Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye karşı tutumundan şikayetçi. Türkiye'nin sürekli eleştirildiğinden, sürekli baskı altında tutulduğundan, Ermeni sorununu gündeme getirip düşmanca bir tavır sergilediğinden söz ediyorlar. Geçtiğimiz yıllarda Türkiye'nin üyeliğini en güçlü şekilde savunanlardan biri olan Yeşiller grubunun Hollandalı milletvekili Joost Lagendijk, "Bizim görevimiz eleştirmek, Türkiye'deki eksikliklere işaret etmek diyor. Sizin yapmanız gereken ise bizden övgü beklemek değil, anti demokratik yasalarınızı değiştirmek. Ancak bu şekilde, Türkiye'yi Avrupa'ya almak istemedikleri için suçlayanlarla, Türkiye'yi, gerçek dostları olduğu için eleştirenler arasındaki farkı görebilirsiniz." Evet, 8 Kasım'da yayınlanacak ilerleme raporu öncesinde Brüksel'de yine Türkiye konuşuluyor. Ama iki yıl öncesine kıyasla, çok daha düşük bir ses tonuyla ve çok daha bıkkın bir şekilde. | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||