|
Uzundere'den Doğanlı Kampı'na... | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Doğanlı köyü, daha doğrusu burada kullanılan ve daha çok yakışan ismiyle Doğanlı Kampı Yüksekova merkezinin 20 kilometre kadar dışında, dümdüz ovanın bir köşesinde, sıkışık düzen, gri beton tek katlı evlerden oluşuyor.
2003 yılında kurulmuş. Yaklaşırken, insanı ürpertiyor görünümü. 204 hane, üç bin nüfus. Küçücük bir alana sıkışmışlar. Bundan 11 yıl öncesine kadar Hakkâri’nin Çukurca ilçesinin sınır boyundaki Uzundere köyünde kendi hallerinde yaşıyorlarmış. "Geçimimiz iyiydi, koyun vardı, arı vardı, ceviz, meyve ağacı ne istersen vardı" diyorlar. Uzun göç hikâyeleri 1995 de başlamış. PKK'nın ortaya çıkışı ve ardından patlak veren çatışma ortamında önlerine korucu olma seçeneği konmuş. Köyün bir kısmı korucu olmayı seçmiş. 95'de devlet "Artık burada kalamazsınız. Güvenli değil." demiş. Önce yakın köylerdeki akrabalarının yanında bir kaç ay kalmış, sonra bunlar da boşaltılınca, Hakkâri Van karayolu üzerine kurulan çadırlarda bir yıl kadar yaşamışlar. 96'da Hakkâri yakınlarında bir köy yeri gösterilmiş. Altı yıl kadar burada yaşamışlar. Ama oranın çığ ve heyelan tehlikesi nedeniyle birinci derecede afet bölgesi olduğu anlaşılmış. Bu kez kaldırılıp Yüksekova yakınlarındaki bu alana gönderilmişler. "Korucu olmayanlar serbest gidebilir" denmiş. Köyün nüfusu parçalanmış. Korucu olmayanların önemli bir kısmı bugün Van'ın Yalım Erez mahallesinde yaşıyormuş. Oturuyoruz. Evlerin arası çamur deryası. "Kanalizasyon ortada akıyor, işte" diye gösteriyorlar. Muhtarın evinin önündeyiz. Bütün köy toplanmaya başlıyor bir miting alanına dönüyor kısa zamanda. Saygıyla muhtarın sözünü bitirmesini bekliyorlar önce. Diyor ki muhtar, "Köye dönmek için başvuru yapıyoruz yıllardır. " "Yol yok" "köy hazır değil" deniyormuş. Ayrıca "bugün Çukurca'nın sınır hattındaki 44 köyün hepsi de boş". "Onlar dönmezse biz de dönemeyiz" diyor. Sonradan görüştüğüm avukatları ise başka bir konuya dikkat çekti. "Mayınlandı hep oralar. Bunlar yıllar içinde yağmurla, çamurla kaydı, yerleri bilinmiyor. Bir mayın haritası yok. Aslında dönememelerinin önemli bir sebebi bu" diyor. Ana gelir kaynağı korucu maaşları. Köyde 100 korucu var. "400 milyon lirayla 10-15 nüfus geçindiriyoruz". "Mendil kadar toprağımız yok ki hayvan besleyelim, bir şey ekelim." diyor muhtar. Çevrelerindeki alabildiğine uzanan yeşil alanlar başka köylere ait. Bir tavukları bile geçse olay oluyormuş.
Her yıl köyden çocuk yaşta 20 den fazla kız batı illerinde tuğla fabrikalarında çalışmaya gidiyor 4 aylığına. Çok erken evlenmeleri de bu yüzden belki, evlenince bu çile bitiyor olabilir. Muhtar sözünü bitirdikten sonra herkes konuşmaya başlıyor. Hem köye dönebilmeyi hem de kaldıkları yerde daha iyi yaşamayı istiyorlar. "Köye dönmek istiyoruz. Köyümüzün korucusu olmak istiyoruz. Ağacımız, koyunumuz, tarlamız olsun. Mezarlarımızı ziyaret edebilmek istiyoruz. Her gece operasyona çıkıyoruz çoluğumuzu çocuğumuzu bırakıp, korkuyoruz. Bu kan dursun istiyoruz. Bu köye ortaokul, sağlık ocağı, kanalizasyon istiyoruz. Sadece gece elektrik veriliyor, gündüz de verilsin." Bu köyden 60 kişi ya çatışmalarda vurulmuş ya da mayına kurban gitmiş son yirmi yıl içinde. Bir çoğu mayınlar yüzünden kolunu bacağını kaybetmiş. Öyle umutsuz bakışları var ki insanların, yoksulluk ve sefaletle açıklanabilecek gibi değil. Neler istediklerini söylüyorlar ama sanki bunlara kavuşabileceklerine inançları yok. Akşam oluyor. Bir eve giriyoruz. Evin sahibi artık kaybolmaya yüz tutmuş bir kültürel mirasın taşıyıcısı. "Çok güzel düdük çalar" diyorlar. Bir tür kaval bu. Koyun otlatamayınca düdük de unutulmaya başlamış olmalı. Gençlerin merakı yokmuş düdük çalmaya artık. "Ne olur çalın bize" diyorum. Hiç nazlanmıyor. Düdüğün nağmeleriyle yoksul evin nemli kiliminin üzerinde bağdaş kurup, çayın buğusunda ısınırken, Doğanlı kampının dünyadaki yerini düşünüyorum. Google Earth adlı uzaydan dünya haritasına internetten girip zumladığınızda, Yüksekova'da, her yıl binlerce göçmen kuşun durak yeri olan sazlık bölge siyah bir leke gibi görülüyormuş. Yüksekovalı bir meslektaş anlattı. Google Earth'ü açıp ilk fırsatta Doğanlı'yı bulmaya karar verdim. | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||