|
Diyarbakır, olaylar ve sonrası... | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Çekingen taksiciyle artık tanışıyoruz. "Merhaba Ayhan" diyorum. "Ser çav e" diyor. "Sanat sokağın köşesine gidelim" diyorum.
"Emrin başım üstüne" diyor. "Ayhan, ne olacak bu işler, eski günlere mi dönülüyor?" diyorum, "Ne bileyim abla. Başbakan gelmişti buraya, Kürt realitesi demişti, sevinmiştik, ama gene aynı" diyor. Kürt realitesi sözünden Başbakan Erdoğan ve Diyarbakırlı taksi şoförü Ayhan aynı şeyi mi anlıyorlar bilinmez, ama bu bölgede yaşayanların farklı bir gerçekliği olduğu kesin. Son zamanlarda bunun en çarpıcı örneği Irak'ın kuzeyinde güç kazanan Kürt federal yapısı. Bu durumdan memnun olmayan ve gurur duymayan bir Kürt'e rastlamak kolay değil. İş icabı sık sık sınırı geçen bir Diyarbakırlıya soruyorum "güzel mi o taraf?" diye. Yüzüne çocukça bir gülümseme yayılıyor. "Çok şahane valla" diyor. "Niye?" diyorum, "Polisler bile Kürt" diyor. Dicle Üniversitesinde sohbet ettiğim Sosyoloji bölümü birinci sınıf öğrencileri ise çoğunlukla daha kuşkucu. "Amerika bu bölgede oyunlar oynuyor. Maşa olmamak lazım" diyor biri heyecanla. İşadamları Irak savaşının sonuçlarından çok memnun. Diyarbakır'ın Kuzey Irak pazarına uluslararası geçiş kapısı olmasını umuyorlar. Şu an itibariyle sırf Diyarbakır'dan yüz civarında işadamı orada iş yapıyormuş. Binlerce kalifiye işçi gidiyormuş. Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı, "Irak politikamız biraz daha netleşse daha iyi iş yaparız" diyor. "Peki, Kürtlerin yüzü Avrupa Birliğine mi dönük, Kuzey Irak'a mı?" sorusuna yanıt genellikle "İnsan hakları ve demokrasi alanında Avrupa Birliği, ticarette, ekonomide Irak" şeklinde. Sık sık kuzey Irak'a gidip gelen bir akademisyen "Türkiye'nin hiç bir şekilde çekinmemesi lazım. Tam tersine bu gelişmeleri lehine çevirmesi mümkün" diyor. Kuzey Irak’ta duvarlarda Galatasaray ve Fenerbahçe taraftarlarının Kürtçe sloganlarını gördüğünü, insanların orada, daha gelişmiş bir durumda olan Türkiye'ye gözlerini çevirmiş olduklarını anlatıyor.
"Acaba Irak Kürdistan Demokrat Partisi, Türkiye'deki Kürtler üzerinde etkili olabilir mi?" diyorum bir yerel televizyon yetkilisine. "Türkiye ile Irak Kürtlerinin yapısı birbirine uymaz" diyor. "Onlarda aşiret yapısı hâkim. Türkiye Kürtleri Avrupa standartlarında, demokratik bir toplum içinde yaşamak istiyor" diye sürdürüyor. Buna karşılık Irak'taki gelişmelerin Türkiye'deki Kürtlerin beklentilerini derinden etkilediği de gözlemleniyor. "Bakmayın siz'' diyor bir Kürt aydını, "Demokratik cumhuriyet söylemi falan palavra. Artık Türkiye'de Kürtler federasyondan aşağısını kabul etmez." Türklerle Kürtler arasında iletişim güçlüğü yaratan tek konu Kuzey Irak'taki gelişmeler değil. Daha zor konular da var. Kürt realitesi yer yer ortalama Türk realitesinden iyice farklılaşıyor. Bütün kavramlar anlam ve içerik değiştiriyor adeta. Bir ev ziyaretindeyiz mesela. 1992 yılında bir gece köyleri yakılıp boşaltılmış göçe zorlanmış bir aile. "Hayvanlar ağılda canlı canlı yandı" derken gözyaşlarını gizlemek için arkasını dönüyor yaşlı adam. Hala köylerine dönmeyi hayal ediyorlar. Tazminat başvurularının sonuçlanmasını bekliyorlar. 14 yıllık yoksulluk içinde bir göz odada yaşadıkları anlaşılıyor. Tam görüşme bitti sanırken, köşede sessiz duran kadın "hele aç mikrofonu bir diyeceğim var" diyor. Açıyorum. "PKK'ya niye terörist diyorlar. Ne yapmış o çocuklar?" diyor. "O zaman niye silahlarını bırakmıyorlar?" diyorum. "Ama kızım" diyor, "onlar silahı bırakırsa iyice ezerler bizi." Duvardaki resimden gülümseyen kırmızı atkılı delikanlının dağda mı ya da sağ mı olup olmadığını soramıyorum. Gündelik ve kolay bir şey konuşmak ihtiyacı duyuyorum şiddetle bir an. Bir umutla çay tepsisiyle içeri giren küçük kıza dönüp, "Adın ne senin?" diyorum. "Benav" diyor. "Anlamı ne?" diyorum. "İsimsiz" diyor babası. Berivan istemiş, koydurmamışlar, öfkelenip, Benav koymuş. Bir başka evdeyim. "Şırnak’ta ölen askerlere yazık oldu. Onlar da evlat. Ama sorumlu devlet" diyorlar. "İstese durdurur bu kanı. Şiddet çözüm olmaz barış istiyoruz" diyorlar canı yürekten. Polisi eleştiriyorlar, çocuklara karşı fazla şiddet kullanmakla eleştiriyorlar, son olaylarda. Tam o sırada açık olan Roj TV ekranında müzik programının altından geçmekte olan yazıya takılıyor gözüm. "Apo'nun küçük generalleri. Başkaldırınızı selamlıyoruz" sözleri aklımı karıştırıyor iyice. Diyarbakırlı bir aydına "Kafam karıştı" dedim. "Neydi bu olaylar?" Çocuklar edebiyatı üzerinden karşılıklı propaganda gidiyor. Kimse asıl meseleyi konuşmuyor" dedi. "Nedir asıl mesele?" dedim. "Bugün Diyarbakır'da halkın yüzde 95'i siyasetin içine giremiyor. Ne Kürt siyasetinin ne de başka bir siyasetin. O gençler o gün sadece polise, devlete değil Belediye'ye Demokratik Toplum Partisi'ne, otoriteye ait herşeye kafa tuttular. Kimseyi dinlemediler" diyor. "Peki, ama herkes sloganlarla konuşuyor, talep ne, çözüm önerisi ne anlaşılmıyor, nasıl konuşulacak" diyorum. "Belki de bu yüzden çözümlere kafayı fazla takmayıp, sadece konuşulabilecek alanlar yaratmaya çalışmak en iyisi" diyor, "çözüme değil, çözümü arayan yollara inanırsan, küçük küçük birçok adım atabilirsin." | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||