|
Birmanyalı sivillerin sürgün çilesi | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Askerler, Bukee köyüne sabah saat 10 civarında geldi. Hemen, hiçbirşey konuşmadan işe koyuldular.
Önce hayvanları vurdular. Sonra da beş köylüyü... Ardından ağaçlıklı tepenin üzerindeki evleri yaktılar. Ama gözleri asıl köyün tahıl ambarındaydı. Askerlerden bazıları köye giden patikalara mayınlar döşedi. Diğerleri silah, cephane ya da rejime karşı çıkan Karen savaşçılarının burada olduğunu işaret eden izler aradı. Bu süre içinde köylülerin çoğu çevredeki ormanlık alana saklanmıştı. Arkalarında birkaç erkek kalmıştı sadece. Saw Paul onlardan biriydi. Paul, 56 yaşında buruşuk yüzlü, kaslı, güçlü bacaklara sahip bir adam... Aslında köyde kalarak cesaret gösterisi yapmak gibi bir amacı yoktu. Bu baskınlara alışmıştı sadece o kadar. Bu, Birmanya askerlerinin köye düzenledikleri sekizinci baskındı. Her defasında aynı şeyi yapıyorlardı; Tehdit yoluyla biraz para koparma umuduyla, her zaman, hamal olarak onlara yardım etmeleri ve siper kazmaları için köyün gençlerini istiyorlardı. Ama bu sabah olanlar farklıydı. Askerler işlerini bitirdikten sonra, bazıları vurdukları tavukları pişirip yemeye başladı. Sonra bir subay, Saw Paul ve arkadaşlarının yanına geldi. Onlara "Köyü terk etmezseniz sizi öldürürüz" dedi. Bir süre sonra askerler ayrıldı. Saw Paul ailesini aramak için ormana gitti. Eşi yedi yıl önce askerlerin benzer bir baskınında ölmüştü. Askerlerden kaçmak için ormana saklanmış, sel sularına kapılarak çamur yığınının altında can vermişti. Bu kez, iki yetişkin kızı ve beş torununu sağ salim bulabilmişti. Geceyi harabeye dönen köylerinde geçirdiler. Sabah erkenden yaya olarak yola koyuldular. Aradan 23 gün geçmişti. Hala yürüyorlardı. Onlara Tayland sınırındaki ormanlık bir patikada rastladım. Saw Paul, en küçük torununu sırtında taşıyordu. Diğerleri bitap bir şekilde onları izliyordu. Yüzleri çamur içindeydi. Onları, yorgunluktan yere yığılırken izledim. Çocukların sesi çıkmıyordu. Büyükler ise sessizce ağaçlar arasına hamak kuruyor, yemek için ateş yakıyordu. Yalnız değildiler. Aynı yol üzerinde 10'dan fazla aile vardı. Hepsi farklı köylerdendi, ama öyküleri aynıydı. Bu manzara, Birmanya'da yıllardır devam eden sürgünün bir parçasıydı.
Dünyanın en uzun süren isyan hareketlerinden birini bastırmaya çalışan Birmanya askerlerinin tehditleri yüzünden yıllar içinde yüzbinlerce insan evlerini terk etmek zorunda kaldı. İsyan durmuyordu. Sürekli yeni olaylar patlak veriyordu. Şimdi, Pyinmana'da bir harekat başlamış durumda. Pyinmana, Birmanya'nın yeni başkenti. Yönetim, ani ve esrarengiz bir kararla, Rangun yerine yeni bir başkent yaratma kararı almıştı. Burası isyancıların kontrolündeki bölgenin çok yakınlarında. Askerler bölgeyi temizlemek için yakındaki köylere sık sık baskınlar düzenliyorlar. Silaha sağlıktan 100 kat fazla para Ama Saw Paul ve ailesi başka bir planın kurbanı... Hükümet, Salvin nehrinin üzerine barajlar kurma ve üreteceği elektiriği komşu ülke Tayland'a satma kararı almıştı. Buradan elde edilecek para da hükümetin iktidarda kalması için kullanılacak. Birmanya Hükümeti'nin silaha harcadığı para sağlığa ayrılanın yüz katından fazla... Bu barajların inşa edilebilmesi için bölgenin etnik isyancı gruplardan arındırılması gerekiyor. Daha şimdiden 30 bin sivil bu tür baskınlar yüzünden evlerini terk etti. Ormanlık bölgelerde yeni yollar inşa ediliyor. Bölgeye gelen askerlerin sayısı sürekli artıyor. Saw Paul'ün köyü bu yollardan birine çok yakındı. Bu yüzden de köyü boşaltmaları istendi. Hükümetin bu zulmü, Batılı hükümetlerin tepkisine neden oluyor. Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri Birmanya'ya yaptırım uyguluyor. Ancak komşuları Çin, Hindistan ve Tayland, Birmanya'yla iş ilişkisi içinde. Kirli elbiseleriyle yerde oturmuş yemeklerini yiyen Saw Paul ve ailesi, tencerelerindeki son pirinç tanelerini sıyırıyor. Birkaç gün içinde sınırı geçip Tayland'a ulaşacaklar. Oradaki dev mülteci kamplarından birine yerleşecekler. Saw Paul'ün bundan sonrası konusunda hiçbir fikri yok. Ona bir daha ülkesine, köyüne dönüp dönmeyeceğini soruyorum. Başını öne eğerek 9 aylık torunu Kopiya'nın yüzüne bakıyor ve donuk bir ifadeyle "Muhtemelen hayır" diyor. | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||