|
'Mücadelemiz yeni sömürgecilikle' | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Bolivya. Latin Amerika’nın kaynayan kazanı. Şimdi kendine yeni bir başkan seçti. Evo Morales. Ancak bu başkan daha öncekilerinden farklı, Bolivya’nın ilk yerli başkanı.
180 yıldır bağımsız bir ülke olan Bolivya’da, bu süre içerisinde 195 hükümet darbesi oldu. Bu yıl da yine Bolivya hareketli sokaklarıyla dünyanın gündemine oturmuştu. Burada en önemli unsur, birkaç yıl önce sadece 2 milyar metreküp olduğu sanılan doğal gaz rezervinin aslında yaklaşık 2 trilyon metreküp olduğu anlaşıldığında; bu müthiş rezervi kimin kontrol edeceğiydi. Tabii ki esas mesele ise çok politikleşmiş ve örgütlü çoğunluk olan yerli halkın bu rezervlerin üzerinde oturmalarına rağmen, bir nesil daha, fakirlik içinde yaşamak istememeleri. 'Halk mücadelesi içindeyiz' Bolivya’nın yeni başkanı Evo Morales ile seçimden önce sabahın saat beşinde, La Paz’daki çok mütevazı, iki katlı küçük evinde yaptığım görüşmede, Morales de sürekli olarak bu duruma vurgu yapıyordu. ''Bolivya şu anda kesinlikle bir yerli halk mücadelesi içindedir. Bolivya’nın yüzde 70’inden fazlası orjinal olarak yerlidir. Aslında bir yurt mücadelesidir bu. Çoğunluğunu Keçua, Aymara ve Guaranilerin meydana getirdiği 30’dan fazla ulusun oluşturduğu bu toplulukta bu bir kültürel devrim mücadelesidir. Bolivyalılara göre oldukça uzun boyluydu. İki yakın çalışma arkadaşıyla aynı yerde kalıyorlardı. Yoğun seçim kampanyası nedeniyle çok geç yattığını biliyordum.
Sabahın beşinde benim yüzümden kaldırıldığından olacak uykunun etkisinden güçlükle sıyrılıyordu. Kesin, kararlı ama sakin birisi izlenimi yaratıyordu. Konuştuğumuz oda sadeliğin de ötesinde hemen hemen tamamen boştu. Arkasındaki duvarda asılı Aymara bayrağının dışında, bir büyük masa, iki üç sandalyeden başka bir şey yoktu. Küçük renk renk kumaşların birbirine eklenemesinden meydana gelen Aymara bayrağı da zaten Bolivya’nın etnik çeşitliliğinin bir simgesi olarak özellikle yerliler tarafından taşınıyor. Ölüm kültürüne karşı yerli kültür Evo Morales de sık sık esas olarak doğa ile dengeli ve birlikte yaşamayı ifade eden yerlilerin tanrısı Pachamama’dan yani Toprakana’dan söz ediyor ve şöyle diyordu: ''Pachamama’yı savunmak için mutlaka herseyi 'naturalize' etmek gerekir. Naturalizasyon demek toprak ananın yaşamını sürdürmesi demektir. Batının kültürüne karşı, ölümün kültürüne karşı yerli kültürünü, yaşam kültürünü biz inşa edeceğiz. Yerli hareketi kapitalizmle birleşmek istemiyor. Yaşamak istiyor. Sorumlulukla dayanışma ilişkileri içerisinde yaşamak istiyor. Eşitlik istiyor ki bu insanlığın temelidir bizce.'' And Dağları’nın çocuğu yeni başkan Evo Morales’e Bolivya’daki diğer dinamik unsurlardan COB-Bolivya Birleşik İşçi Merkezi ise biraz kuşkuyla bakıyor. Madencilerin, köylülerin, öğretmenlerin ve hemen hemen bütün çalışanların örgütlenmesi olan COB, bir önceki Carlos Mesa hükümetini gösterilerle alaşağı ederken doğal gazın kesinlikle hiç bir oranda uluslararası tekellere satılmamasını savunuyordu. Buna karşın Morales yalnızca en az yüzde ellisinin kamuda kalmasını yeterli görebiliyordu. Bu nedenle ''Belki yatırım yapmaları kabul edilebilir ama kesinlikle Bolivya halkının kontrolü altında. Eğer onlar satın almak istiyorlarsa aslında sorun yok ama her zaman patronun biz olduğumuzu bilmeleri gerekir'' diyordu.
'Ben hala koka işçisiyim' "Irak’ı işgal ederek petrolü kontrol altına alması, Latin Amerika’da uyuşturucu trafiğini bahane ederek terör uygulaması" dolayısıyla Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı mücadele sürdürülmesi gerektiğini savunan Evo Morales’in esas destekçileri ise koka üreticileri. 'ABD sizi istemiyor değil mi? Sizin eski bir koka işçisi olduğunuzu söylüyor' diye sorduğumda, yanıtı şu oluyor: ''Ben eski koka işçisi değilim. Ben hala bir koka işçisiyim. Koka üretimi doğal bir üretimdir. Bir tarım üretimidir insanlık için, diğer biçimi onun değiştirilmesidir. Bu başka pazar içindir ki bu pazarı da zaten sadece ABD kontrol edebilir.'' ''Onların koruyucusu da ABD'dedir. Daha çok onun ülkesinden uluslararası uyuşturu ticareti kontrol edilmektedir. Bu yeni sömürgecilik, yeni tahakküm politikalarını sürdürme biçimidir. Kolombiya’da sözde narkotrafiğe karşı giriştiği savaş böyle bir savaştır.'' 'Ne kokain ne de coca-cola' Söyledikleri Bolivya sokaklarında dolaşan espiriyi aklıma getiriyordu. 'Kokadan iki kötü şey yapılır kokain ve coca cola... İkisini de biz yapmıyoruz.' Örnek aldığı insanlar arasında Che Guevera, Fidel Castro ve Hugo Chavez’i sayan Morales, özellikle son dönemde komşu Venezuela’da Chavez’in ABD’ye kafa tutmasından çok etkilenmiş durumda. Bu karşı duruşu ABD sömürgeciliğine karşı örnek bir mücadele olarak gösteriyor, 'hem Cuntaya karşı direnip, hem de demokrasi kurallarını işlettiğinden' söz ediyordu. Bu nedenle Washington’un eleştirilerinden de rahatsız değil. Aksine daha seçilmemişken bile 'ABD hükümeti eğer Evo Morales aleyhine konuşuyorsa, bu bizim için en iyi kampanyadır. Bolivyalılar ABD’den, onun olası müdahalelerinden kesinlikle korkmuyorlar' diyordu. Evo Morales bir koka işçisi, bir yerli, Bolivya’nın yeni devlet başkanı; bakalım yoksul Bolivya’nın kaderi değişecek mi? | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||