|
ABD, İsa Diyarı'na doğru mu gidiyor? | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Haritayı görmüşsünüzdür... 2 Kasım'dan sonra internette boy gösteren, yüzbinlerce kişinin birbirine elektronik postayla ilettiği Kuzey Amerika haritasından söz ediyorum.
George Bush’u ikinci kez başkanlığa getiren, Orta ve Güney eyaletleri ile kıtanın Kuzey Batı ucundaki Alaska ise farklı renge boyanıp farklı adı almış: “Jesusland” yani “İsa diyarı.” Bu bir karikatür tabii. Her iyi karikatür gibi, güncelliği komik olduğu kadar hazin bir vurguyla da dönüştürerek yakalıyor insanı. Ama bu haritayla tescillenen hüznün, Kerry yandaşlarının birkaç günde geçecek tepkisinden daha derin bir yönü var. Seçim sonucunun, sadece Amerika’nın ne yapması gerektiği üzerine değil, doğrudan Amerika’nın nasıl bir ülke olduğu konusunda derin bir ayrılığa işaret ettiğini düşünenlerin hüznü bu. Anlaşmazlık, özünde siyasi bir anlaşmazlık olsa, kimseyi böyle derinden vurmazdı aslında.
Bush’un seçim zaferini, 11 Eylül psikolojisiyle açıklamak, terör korkusuna yormak ya da Irak Savaşı’na verilmiş bir destek saymak mümkün olsa, inanın 55 milyon Kerry seçmeninin canı bu kadar acımazdı. Ama anlaşmazlık hayati. Üç bin insanı bir eylül sabahı katledilen, binden fazla askeri Irak’ta ölen, ekonomisi istihdam üretmekte zorlanan, bütçesi iki kuşak ötesini boğazına kadar borçlu kılacak şekilde açık veren bir ülkede seçmenin çoğunluğu, terörü, savaşı, ekonomiyi bir yana bıraktı. Dengeleri ahlaki değerler değiştirdi Memleketin en önemli meselesinin “ahlaki değerler” olduğuna hükmederek Bush’u seçti. Bu değerler, Amerika’yı Amerika yapan değerler olsa, kökenini “özgürlük” felsefesinde bulsa yine mesele olmazdı. Ancak, tam tersine, devletin bireysel özgürlükleri kısıtlamasına, dinin bilimin ufkuna sınır çekmesine razı bir kafa yapısının değerleri bunlar. Sadece ruhunu değil, el kitabını da İncil’de bulan değerler. Kısacası, Hıristiyanlıktan ilhamlı bir tür sivil din oluşturan, ama bunun ötesinde Kilise ile devletin alanlarını ayıran, devleti yurttaş denetimine bağlı, bireyi de özgür kılan Amerikan kurucu felsefesinin değerleri değil. 55 milyonu hüzünlendiren, öfkelendiren ve belki de korkutan, Bush’u destekleyen Hıristiyan muhafazakarların imanlılığı da olmasa gerek. Bush ekibinin, bu kesimin oylarını almak için kullandığı taktiğe uzanıyor iş.
Eşcinsel evliliklerinin yasaklanmasını, kök hücre araştırmalarına “günah” damgası vurulmasını, kürtaj hakkının geri çevrilmesini, devlet okullarında duanın yasallaşmasını, insanın kökeninin Evrim Teorisi’ne göre açıklanmamasını isteyenlere “Sizin adamınız Bush” demeye dayanan bir taktikti bu. Tuttu. Sonuçta, terörden korkanlardan değil, daha ziyade “İncil inkar ediliyor” paniğindekilerden aldığı oylarla seçildi Bush. Şimdi Amerika’nın kaderini çizecek olan da, “Önce Tanrı’ya karşı sorumluyum” diyen bu adamın, İsa Diyarı’na ne ölçüde prim vereceği. Çarpık haritanın kalıcılaşıp kalıcılaşmayacağı, hüznün kronikleşip kronikleşmeyeceği, Bush’un ilk dönemindeki gibi sağın sağından mı, yoksa biraz da ortadan mı yöneteceğine bağlı. Beş gündür her sabah uyandığında “Günaydın” yerine “Burası benim ülkem olamaz” diyen kocama bakılırsa, kızımızın Amerika’da büyüyüp büyümeyeceği de. Gelişmeleri, dünyanın dört bir yanındaki gazetecilerin izlenimleri ile aktardığımız Dünyaya Açılan Pencere programını, her hafta Pazar günleri, TSİ 11.00 ve TSİ 18.00'deki radyo yayınlarımızda dinleyebilirsiniz. |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||