|
Afrika'nın unutulmuş savaşları | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Köşeyi dönünce küçük oğlanın ağaçlara doğru hedef aldığını gördük. Havada bir taş ıslık çalarcasına uçup gitti.
Sanki hedeflediği ağaç dalı patladı ve küçücük bir kuş hem çocuğun hem de elindeki sapanın menzilinin dışına çıktı. Çocuğun bir ağaçtan diğerine usulca gittiğini de izledik ama, ilk kuşun kaçtığını gören tüm kuşlar uçup gidivermişti. Ne yapsın çocuk da. Evine giden yol olduğunu tahmin ettiğimiz çamurlu yola sapıp uzaklaştı. En fazla on yaşındaydı bu çocuk. Aslında tabii Doğu Kongo'nun kötü beslenmiş çocuklarının yaşını kestirmek de pek kolay değil... Olduklarından çok daha küçük gösteriyorlar bazen. Benim dikkatimi çeken yüzü oldu. Bir yetişkini hoşnut etmekten mutlu, yarı muzip bir gülümsemenin yerini, kimsenin bakmadığını anlayıca, bir hüzün almıştı. Sahile birden çöküveren sis gibi yüzünü kaplayan bir hüzün... Etraf köhne kerpiç kulübelerle dolu. Tam ortasında yanmış bambu dallarının gökyüzüne doğru yükseldiği kulübeler. Çocuğun kulübesi en köhnelerinden. Damı bile kalmamış. Yakında balçık duvarları da yerle bir olmak üzere. Çocuk da yerdeki çamurun içinde, yanmış battaniyeler, erimiş plastik su şiseleri arasında birşeyler aranıyor. Ne arıyordu bilinmez ama aradığı anlaşılan yangınla kül olmuştu. Bizim çevirmene soru sormak için başını döndürdüğüm sırada çocuk sırra kadem bastı. Lengabo köyündeki evlerin etrafını saran yeşilliklerin arasına girip kayboldu anlaşılan. Duyulmayan katliamlar Milislerin baskınında Ngiti kabilesinin doksan bir evi tahrip olmuştu. Baskında on dört kişi de can vermişti. Bunlardan yedisinin çocuk olduğunu söylediler. Ufak çaplı bir katliam. Uluslararası basında sadece bir paragrafla duyurulan, Birleşmiş Milletlerin olayı yerdiğine ait bir bildiri yayımlamasına neden olan, ardından bir iki kişinin de tutuklandığı bir olay. Ondan sonra bir sessizlik, bir umursamazlık, bir hareketsizlik... Dünyanın Kongo'daki trajediiye tepkisi bu. Dünyanın güçlü ülkelerinin, ve de Afrika'nın güçlü ülkelerinin bunca yıldır zorla müdahele edip Kongo'daki dehşeti sona erdirmemelerini başka nasıl izah edebilirsiniz? Üç ila dört milyon kişi öldü böyle Kongo'da... Milyonlarca kişi de yerlerini yurtlarını terketmek zorunda kaldı.
Şimdiye kadar dünyada eşi görülmemiş cinsel şiddet olaylarına tanık olunuyor. Bütün bunlar olup biterken hiç ses çıkmadı. Nyankunde'de yerel hastane çevresinde iki bin kişinin kasapta et kesilir gibi kesildiği katliamdan sonra, Kisangani'de bir çok kişi öldürüldüğü sırada, Goma'da kadınların kızların toplu halde ırzlarına geçildiği zaman, Kongo'nun doğal kaynakları komşuları Uganda ve Rwanda ve gücüne gösterebilen herkes tarafından yağmalandığı zaman zoraki söylenmiş hissi yaratan, ve olayları yeren biri iki cümle duyduk o kadar. Ama kimse kılını bile kıpırdatmadı. Kimse kılını bile kıpırdatmadı derken, bu dehşet verici eylemleri sona erdirecek hiç bir harekete girişmediler demek istiyorum. Hoş şu son insanlık felaketine, Darfur'da olup bitenlere son vermek için de hiç acele etmek niyetinde değiller. Habire süre tanıyorlar, süre doluyor ama bir şey olmuyor. Birleşmiş Milletler Sudan hükümetini güvenlik durumunu düzeltmek için birşey yapmamakla suçluyor. Başkan George Bush "soykırım" diye bir sözcük kullanıyor. Bu iddia doğru mu değil mi önemli değil şu aşamada. Kongo'da olduğu gibi Sudan da da korkunç şeyler oluyor ve olmaya devam ediyor. Bu olayları sona erdirebilecek taraflar var. Bunların başında, kendi toprakları üzerinde olup bitenlerin hukuki sorumlusu olan Sudan hükümeti geliyor. Ayrıca bölgedeki istikrarsızlığa katkıda bulunan asi gruplar var. Ama pek bir şey yapıldığı yok. Daha doğrusu ne yapılıyorsa çok ama çok ağır yapılıyor. Geçen haftanın büyük bölümünü İngiltere Başbakanı Tony Blair ile Afrika'yı dolaşmakla geçirdim. Hartum'da Sudanlı yöneticilerle görüştü. Ertesi gün Addis Ababa'da Afrika Komisyonu'nun bir toplantısında Afrika'nın geleceğine ilişkin ateşli bir konuşma yaptı. Blair, Rwanda, Kongo ve Darfur'daki dehşet olaylarını, "dünyanın vicdanındaki bir yara" olarak tanımladı. Fakat Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin tutumundan da görüldüğü gibi bu tür trajedilere tepki verirken dünya ülkeleri bölünüyor. İnsan hakları falan diye çok yüksekten atıp tutuyorlar ama ulusal çıkarlara merhametsizce bağlılık tüm insan hakları ilkelerini bastırıyor. Tony Blair Afrika'daki konuşmasında bunun değiştirilmesi gerektiğinden söz etti. Konuşmasını dinlerken ve daha sonra kendisiyle Etiyopya'daki bir köyde yaptığım mülakatta söyledikleri, bende, laf olsun diye konuşmadığı, gerçekten bu konuda çok duyarlı olduğu izlenimi yarattı. Afrika'nın sadece ahlaki nedenlerle öne çıkarılması gereken bir konu olmadığı, dış politikasının temel taşlarından birini oluşturduğu hissini verdi. Ancak Tony Blair'in de çok iyi bildiği gibi eğer sarfedilen sözler Afrika'yı şiddet ve yoksulluktan uzaklaştırabilseydi şimdiye kadar Afrika bir cennete dönüşmüş olurdu. |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||