BBCTurkish.com
NEWS
SPORT
WEATHER
Son güncelleme: 18 Eylül, 2004 - TSİ 11:22
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Medeniyetler çatışması ve diyalog

Almanya’da Türk gazetecisi olmak zor iş artık.

Müslüman kadınlar
Dinlerarası uzlaşı çabaları halka açık toplantılarda konuşuluyor, tartışılıyor

Arap meslektaşlarımın durumu herhalde daha da zor.

Çünkü 11 Eylül’den, özellikle de Amerikalı Samuel Huntington’ın dünyadaki çeşitli kültürler arasında, en başta da Batı dünyasıyla İslam dünyası arasında çatışma çıkmakta olduğu tezini ortaya atmasından beri Almanlar hemen hemen her buldukları Müslümanla diyalog kurmaya çalışıyor.

Birkaç gün önce, programında güncel konulara ilişkin açık oturumlara da yer veren Berlin’deki bir tiyatronun sorumlusuyla, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine ilişkin bir açık oturum yapılması önerisi üzerine tartışırken de, başıma aynı şey geldi.

Adının Remzi olduğuna bakılırsa, muhtemelen Arap asıllı olan, ama her haliyle Almanlaşmış bir tiyatro yöneticisi, “aman ne kadar iyi, zaten biz de bahar aylarında İslam’la diyalog adı altında çeşitli etkinlikler düzenlemeyi düşünüyorduk” dedi.

Remzi’ye, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmeye arzulu olmasıyla ilgili kopan kavganın, İslam dininden çok, Türkiye’de birçok insanın açlık sıkıntısı yaşamasıyla ilgili olduğunu anlatana kadar akla karayı seçtim.

Diyalog çılgınlığı medyada da yaygın tabii.

Hangi gazeteye ya da radyoya telefon açıp, haber önersem, “a, çok iyi olur. Şöyle diyalogla ilgili, hoş bir program yapsak” ya da “ya evet, biz de zaten Müslümanlarla diyaloğa katkıda bulunmak amacıyla İslam hakkında bir yazı dizisi başlatmayı düşünüyoruz” gibi yanıtlarla karşılaşıyorum.

Tabii bu yazı dizilerinde Türk ya da Arap gazetecinin rolü, Alman sokaklarında dolaşan göçmenlerle konuşmak.

Çünkü büyük işgücü göçünün üzerinden 40 yılı aşkın süre geçmesine rağmen, Almanların hemen hiçbiri, göçmenlerin adını bile telaffuz etmeyi öğrenebilmiş değil.

Bu insanların dini inanç ve yaşam biçimlerinin tanıtılması konusundaysa bize fazla görev düşmüyor.

Alman meslektaşlarımızın ezici çoğunluğu, bu konuları zaten gayet iyi bildiği kanısında.

Kendinden çok emin değilse de, herhangi bir Alman bilim adamına sormak yeterli.

Kısa süre önce Alman Protestan Kiliseler Birliği, Müslümanlarla diyalog kurulmasında dikkat edilmesi gereken ilkelerin belirlenmesi için bir çalışma grubu kurdu.

Birkaç düzine bilim adamının haftalarca çalışmasıyla oluşan 25 sayfalık belge şimdi kiliselerde tartışılıyor.

Sadece kiliselerde de değil.

Herkese açık büyük toplantılar düzenlenerek, vatandaşın da görüşü alınıyor.

Burada çıkan tartışmalarda, örneğin misyonerlik konusu önemli yer tutuyor.

Camideki Müslümanlar
11 Eylül'den bu yana Almanlar hemen hemen her buldukları Müslümanla diyalog kurmaya çalışıyor

Soru şu: "Müslümanlarla konuşurken, ona kendi dinimizin daha üstün olduğunu göstermeye çalışmamız caiz midir, değil midir?"

İslamiyet’i uygar dinler arasında kabul edenler, asla böyle bir tavır alınmaması gerektiğini, aksi halde Müslüman komşularının alınması nedeniyle diyaloğun sarsılabileceğini savunuyor.

İslam dininin varlığını New York’taki iki gökdelene uçak çarpmasıyla farkeden bazı şahinlerse, diyaloğun amacının zaten ancak Müslümanların bu dinden vazgeçirilmesi olabileceğinde ısrar ediyor.

Almanya’da yaşayan Türk vatandaşlarının radikal İslamcı akımlara kapılmasını önlemek kaygısıyla yıllarca önce kurulan Diyanet İşleri Türk İslam Birliği, DİTİB de, bu gelişmenin farkında.

Kuruluşun Berlin’deki sekreteri, bir süre önce bir diyalog sorumlusu tayin ettiklerini anlatıyor.

Ama belli ki kendisi de buna zorlandıklarının farkında anlaşılan.

“Biliyorsunuz” diyor, “Almanlar diyalog kurmayı çok seviyor.”

Bu diyalog ortamında beni en çok güldüren yorumlardan biriniyse, dün bir Alman bilim adamından duydum.

Kamuoyu araştırmaları yapan bir kuruluşta çalışan bu bilim adamı, en iyi diyaloğun kapı komşusuyla kurulabildiğini; yaptıkları anketlerde, Türklerin yoğun yaşadığı bölgelerde Müslümanlara karşı önyargıların daha az olduğunu belirlediklerini anlatıyordu.

Güldüm.

Çünkü ben, Alman radyoları adına, diyaloğun nabzını tutmak amacıyla, Berlin sokaklarındaki Türklere çok mikrofon tuttum ve Almanlarla ilişkilerinin nasıl olduğunu sordum.

Aldığım yanıt üç aşağı beş yukarı hep aynı:

“Valla, yandaki binada birkaç Alman var galiba. Bazen karşılaşıyoruz. ‘Gutın Tag’ diyorum. Çok seviniyorlar. Ama onun dışında ben bu işlerden pek anlamam abi. Sen en iyisi başkasına sor” diyor Berlinli Türklerin çoğu.

Ama itiraf edeyim.

Bu diyalog lafından bunalmış olsam dahi, ben halimden memnunum.

Öyle ya.

11 Eylül sersemliği içinde Almanya’da da, Amerika’da olduğu gibi, derisinin rengi koyu olan herkesten kuşkulanılmaya başlanabilirdi.

Müslüman olduklarına göre, terörist de olabileceğine inanılan insanlar, özel yasalarla, kamplarda toplanabilirdi.

Onun için ben bu diyalog cezasına razıyım.

BAŞLICA HABERLER
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Programlarımız|Frekanslarımız|Türkçe Bölümü hakkında|İşbirliği|Bize ulaşın
BBC Copyright Logo^^ Başa dön
Haberler | Basın Özeti | Dünyaya Açılan Pencere | Özel Dosyalar | Haberlerle İngilizce
BBC News >> | BBC Sport >> | BBC Weather >> | BBC World Service >> | BBC Languages >>
Yardım|Görüşleriniz|Gizlilik