|
Hollywood Birleşmiş Milletler'e taşındı | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Birleşmiş Milletler’in, 191 üye ülkenin temsilcisine ev sahipliği yapan Genel Kurul salonundayız.
İlk bakışta bu ihtişamlı salonda olağandışı gözüken fazla bir şey yok. 59 yıllık ömründe nice devlet ve hükümet başkanını, dışişleri bakanı ve büyükelçiyi ağırlayan örgütün Genel Kurul’u, yine oturum halinde. Yine beyaz-yeşil karışımı mermerden yapılmış kürsüde bir üye ülkenin temsilcisi söz almış. Altın rengindeki dev bir Birleşmiş Milletler sembolünün hemen altında konuşuyor. At nalı biçimindeki sıralara oturmuş en az 600 diplomat ve devlet adamı ise, sessizce konuşmayı takip ediyor. Ama bu kez bütün olay, salonun ikinci katındaki küçük bir tercüme klübesinde yaşanıyor. Kenya doğumlu güzel tercüman Silvia Broome, konuşmayı İngilizce’ye çevirirken, dehşet verici bir fısıltıya da kulak misafiri oluyor. Birazdan söz alacak olan Afrika’daki Matabo’nun Devlet Başkanı'na suikast planı yapıldığını duyar duymaz, hemen “kendimi hedef haline getirmeden bu planı nasıl bozabilirim” diye düşünmeye başlıyor, çaresizce. Tek umudu, onu korumakla görevli federal ajan Tobin Keller. Ama kendisini inandırabilirse. Çünkü her şeye kuşkulu polis gözüyle bakan Keller, Sylvia’nın tüm doğruları söylediğinden emin değil. Tüm bunlar, her biri 20’şer kilowattlık düzinelerce lambanın altında, dört açıdan çekim yapan kameraların önünde yaşanmasaydı, hiç kuşkusuz biz gazetecilerin belki de bu binada izleyeceği en büyük haber olacaktı.
Onun yerine, sinemalarda 19 Kasım’da gösterime girecek olan bir filmin provasını izliyoruz, şimdi. Çünkü kameranın gerisinde ünlü yönetmen Sydney Pollack’ın bulunduğu bir film setindeyiz. Yüzlerce figuranın diplomat rolüne soyunduğu, başrollerini iki Oscar ödüllü sanatçı Nicole Kidman ve Sean Penn’in paylaştığı “Tercüman” adlı film sayesinde, Birleşmiş Milletler, ömründe ilk kez Hollywood’a kapılarını açıyor ve ticarî bir filme sahne görevi görüyor. Şimdiye kadar pek çok yapımcı, bu binada film çekebilmek için Birleşmiş Milletler’in kapısını çalmış, ama her defasında da geri çevrilmiş. Korku filmlerinin usta yönetmeni Alfred Hitchcock, 1959’da çektiği ve başrolünü Cary Grant’ın oynadığı Kuzeybatı’nın Kuzeyi adlı filme set görevi görmesi için, örgütü ikna edememiş; çünkü bir diplomatın öldürülmesiyle başlayan filmin, dünya barışına katkıda bulunmayacağı düşünülmüş. Peki ne oldu da, “Tercüman” filminin yönetmeni Pollack, bu kez şeytanın bacağını kırmayı başardı? Aslında Pollack’ın geçen yıl yaptığı ilk başvuru, örgütün hukuk şubesince geri çevrilmiş. Bunun üzerine Kanada’nın Toronto kentine taşınan yönetmen ve ekibi sunî bir mekanda çalışmışlar ve bilgisayarda yapılan grafiklerle Genel Kurul salonunu taklit etmişler. Pollack’la, filmin onuruna Birleşmiş Milletler’de verilen kokteylde sohbet ediyoruz. Pollack, “Sonradan durumu gidip Genel Sekreter Kofi Annan’a anlatmaya ve Genel Kurul’da çekim izni istemeye karar verdim; çünkü hiç bir film seti, bu binanın ihtişamını yansıtamazdı. Ayrıca izleyiciler, bilgisayarla yapılan görüntülerin gerçek olmadığını da kolayca anlayabiliyor” diyor. Üstelik, “New York’da büyüyüp, evlenip, kapısının önünden belki bin defa geçtikten sonra, bu binanın içine adım atmamak, utanç verici bir şey. Amerikalıların çoğu da benim gibi, Birleşmiş Milletler’in ne olduğunu, nasıl çalıştığını bilmiyor. İşte bu filmle, bunu öğrenmelerini sağlayabilirsek harika olur” diye de ekliyor.
1997’de “Peacemaker” adlı filmde yine Birleşmiş Milletler’in bombalanmasını önlemeye çalışan ajan rolünde olmasına rağmen, binaya daha önce hiç girmemiş olan Nicole Kidman da aynı fikirde. “Buraya büyük sempati duyuyorum, çünkü bir Avustralyalı olarak hep uluslararası alanda çalıştım ve Birleşmiş Milletler de uluslararası bir yer” diyor. Çekimlere yardımcı olan Birleşmiş Milletler protokol şubesi, filmdeki herşeyin gerçeğe uygun olmasını sağlamış. Örneğin bir Müslüman ülkenin delegasyonunda kadınların hiçbir zaman yeralmadığı uyarısı üzerine, kadın figuran sahneden çıkarılmış. Filmde hayal ürünü olan Matobo adlı ülkenin delegasyonu da, alfabetik sıraya uygun şekilde Marshall Adaları ve Mauritus arasına oturtulmuş; bir İspanyol diplomatını canlandıran aktörün Latin aksanıyla konuştuğu anlaşılınca da, senaryo değiştirilip, Şili diplomatına dönüştürülmüş. Bu işe en çok üzülen ise, İspanya’nın gerçekte Birleşmiş Milletler daimi temsilcisi olan Innocencio Aria. Filmde görünebilmek için defalarca başvurmasına rağmen, bir Amerikan firmasına çalışma izni olmadığı için, figuran rolü bile alamamış Şimdi, “Saçma bir bürokratik kural yüzünden, gelecek yıl Oscar ödüllerine aday olma fırsatını kaybettim” diyor. |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||