BBCTurkish.com
NEWS
SPORT
WEATHER
Son güncelleme: 14 Mayıs, 2004 - TSİ 20:08
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Dağlık Karabağ'da son bulmayan düşmanlık
Azerbaycan ile Ermenistan arasında anlaşmazlık konusu olan Dağlık Karabağ bölgesindeki savaşın bitmesinin onuncu yıldönümüydü geçen hafta. Altı yıl süren çatışmalarda 30.000 kişi hayatını kaybetmiş, bir milyona yakını da evlerini terk etmek sorunda kalmıştı.

Dağlık Karabağ'daki idere binası
Bölgede savaştan 10 yıl sonra hala çözüm sağlanmış değil

Dağlık Karabağ'ın başlıca kenti olan Stepanakert'de beş gün geçirdikten sonra, bu yerin esrar perdesi yavaş yavaş aralanmaya başladı.

Burası tek yanlı ilan edilmiş bu devletin, Dağlık Karabağ'ın başkenti mi?

Kimsenin tanımadığı Dağlık Karabağ'ın? Adı bile tartışmalı. Azeriler, buraya Hankendi dememi istiyorlar, ama aslında kendileri de, Sovyetler Birliği döneminde kente Stepanakert diyorlardı...

Gecelerimi, misafirhanenin arkasındaki bağda oturarak, yazı yazarak geçirdim. Evin sahipleri inanılmaz bir konukseverlik göserdiler.

Sonu gelmeyen evde yapılmış şaraplar... Defalarca bu şarabın ekolojik yöntemlerle üretildiğini, saf mı saf olduğunu vurgulayarak...

Bütün bunları yaşarken, böylesine huzurlu bir yerin nasıl olup da, öylesine kanlı bir iç savaşa sahne olduğunu düşünüyorum.

Dış dünya 1990'ların başlarında eski Yugoslavya'daki olaylardan başka birşey düşünemez haldeyken, bu topraklar da acımasız bir etnik savaşla param parça oluyordu.

Uzun yıllardır komşu olan insanlar birbirlerine düşman kesilmiş, hem Ermenilerin, hem Azerilerin hak iddia ettikleri bu toprakları etnik yapı olarak "temizlemek" adına, korkunç zulüm eylemlerine girişmişlerdi.

Çevredeki sıkı, yoğun ormanlıklardan aşağıya doğru akşam sisinin inmesini izlerken, duyulabilen tek sesler, buradalar yaşayanların bahçelerindeki tavuklar ve diğer kümes hayvanlarının sesleriydi. Bir gece, fırtına kopmuştu.

Sağanak yağış, evlerin çinko çatılarına davul gürültüsüyle inerken, şimşek çaktığında, çevredeki tepeler gözleri kör edercesine mavi bir ışıkla aydınlanıyordu. Bir anlığına, savaş sırasında buralarda neler yaşanmış olabileceğini anlar gibi oldum. Topçu ateşi arasında kalmak buna benzer birşey miydi acaba?

Yakınlarını kaybeden bir kadın
Olaylarda yaklaşık 30 bin kişi öldü

Kaldığım evin sahibi, savaş sırasında kilerinde beş aile barındırmıştı. Azeriler, kenti, on kilometre ötede, dağın tepesindeki Şuşa'dan topçu ateşine tutarken hepsi de Ermeni olan bu insanlar korku içinde burada saklanmışlardı.

Gerçek olan şu ki, bu toplum, savaştan bu yana hiç ilerlemedi. Her zaman açıkça görülmese de, yaralar hala yerli yerinde ve açık. Ve acaba Batı'da kim, Mihail Gorbaçov'un çook gerilerde kalan yıllarında, Kafkasların güneylerinden ulaşan bu huzursuzlukların görüntülerini hatırlayabiliyor bugün?

Dağlık Karabağ'da günlük hayatı pek az etkilemiş "modern zamanlar".

Gururlu, yoksulluğun ve daha sonra da savaşın bilediği erkekler, beni yiyip içerek sohbet etmeye davet ettiler. Ama evlerindeki kadınlar gözlerden uzaktaydı. Yemekleri, içecekleri getiriyor, sonra geri plana çekiliyorlardı. Yemekler lezzetli, bol ve sağlıklıydı. Tepeleme et, tabak tabak taze sebze, yabani kuşkonmaz, sarmısak turşuları...

Düşmanlık ateşi sönmüyor

Ama içten içe yaşatılan kinin açığa çıkması için, ev mamulu şaraptan çok da fazla içmeye gerek kalmıyordu. Buraya gelmeden, Ermenilerle Azeriler arasındaki düşmanlık duygularının büyük olduğunu biliyordum.

Yüzyıllardır süregelen bir nefret duygusuydu bu. Ama burada, gerçek, esnek bir kavram. İnsanlar, olduğunu bildikleri şeyleri yalanlıyorlar...

Atılan her adımda Azeri karşıtı laflar işitiliyor. Sık sık buna, Türkiye aleyhtarı duygular da karışıyor. Yabancı düşmanlığı, başka toplumlara kadar yayılıyor. Ben buraya, halkın, Dağlık Karabağ'da ateşkes ilan edilmesinin onuncu yıldönümünü nasıl kutladığını izlemeye gelmiştim. Ama barış hala hassas burada.

Dağlık Karabağ'daki Azeri askerleri
İki ülke de bölgeden vazgeçmeye niyetli değil

Bugün bile, sıradan halk ve askerler, Dağlık Karabağ'ı Azerbaycan'dan ayıran sınırdaki mayınlara kurban olabiliyorlar. Her yerde askeri giysiler çıktı karşıma. Erkekler, kadınlar, gençler, yaşlılar, hep askeri giysiler içinde. Yer yer hiç olmayacak insanların üzerinde eğreti duran askeri giysiler... "Burada savaş, ne büyük bir saçmalık" diye düşündüm.

Ermenistan'ın başketi Erivan, buradan, arabayla 6 saat uzaklıkta. Karayolu, kartpostal gibi manzaralı dağlık bir bölgeden geçiyor. Bu bölge, yasal olarak Azerbaycan'ın bir parçası ama Ermenilerin işgali altında.

Sınır kontrolü yok, Dağlık Karabağ'dan ayrıldığınıza ya da bölgeye girdiğinize dair hiçbir işaretle karşılaşmıyorsunuz.

Ama Stepanakert'de, asıl Ermenistan'daymışsınız gibi geliyor insana. Her yerde Ermenistan bayrakları dalgalanıyor, sokak lambalarında, dükkan kapılarında... Telefon kodları Ermenistan'la aynı. Halk, belli bir aksanla, ama Ermenice konuşuyor.

Konuştığum insanlar gayet açıkça "Biz Ermeniyiz" diyorlar. "Ya Ermenistan'ın bir parçası olarak yaşayacağız, ya da bağımsız bir devlet olarak. Ama Azerbaycan'da yaşamak istemiyoruz. Ve aramızda Azerilerin yaşamasını da istemiyoruz..." diye sürdürüyorlar.

Beni en çok hayrete düşüren yerel halkın dış dünyada olup bitenlere büyük ilgi göstermesi oldu. Irak'ta yaşananları izliyorlar, komplo teorilerine bayılıyorlar. Yerel televizyon, en son Batılı pop müzik kliplerini yayınlıyor. Tabii ekrandaki garip, eski mi eski Ermenice altyazıların eşliğinde.

Ama Dağlık Karabağ'da yaşayanlar, sorunlu cumhuriyetlerini dünyanın unutmamasını istiyorlar. Ve, gerekirse yeniden savaşa hazır olduklarının da bilinmesini...

BAŞLICA HABERLER
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Programlarımız|Frekanslarımız|Türkçe Bölümü hakkında|İşbirliği|Bize ulaşın
BBC Copyright Logo^^ Başa dön
Haberler | Basın Özeti | Dünyaya Açılan Pencere | Özel Dosyalar | Haberlerle İngilizce
BBC News >> | BBC Sport >> | BBC Weather >> | BBC World Service >> | BBC Languages >>
Yardım|Görüşleriniz|Gizlilik