|
Bir sınır kasabası: Kamışlı | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Amerikan kovboy filmlerinde izlediğim bir sahnenin benzeri gibiydi sanki her şey. Gerçek mekanından binlerce kilometre uzakta.
Kasabanın ortasından geçen tek bir ana cadde. Yaklaşık 1 kilometre uzunluğunda, sarı toprakların arasında uzanıyordu. Caddenin etrafında en fazla iki katlı sarı renkli binalar. Altlarında aklınıza gelebilecek her türlü ürünün satıldığı dükkanlar yer alıyordu. Gözler bu dükkanların önünden geçen, alışveriş yapan yüzlerce insanı arıyordu. Ancak yoktular... Dükkanlar da kepenklerini indirmişti. Ortada tek tük aracın geçtiği bir cadde. Yürüyen, korkarak etrafı süzen, açık dükkan bulabilirim ümidiyle, etrafı kolaçan eden ürkek bir iki insan. Cadde boyunda yer alan elektrik direklerinde, bina üstlerinde, meydanda, bir kaç gün önce meydana gelen olaylarda yıkılan, yırtılan devrilen, hasar gören Devlet Başkanı Beşar Esad’ın resimlerinden geriye kalanlar. Hafız Esad Caddesi’nde Suriye’nin eski Devlet Başkanı Hafız Esad’ın heykeli gördüğü hasar tamir edilemediği için bezlerle sarılıydı. Öte yandaysa, günlerdir evlerinden çıkmayan, babası Türkiye’den gelen annesi Suriyeli, Kürt bir şarkıcının sesi evin dışına taşıyordu. Suriyeli kürt vatandaşı, elinde sazı, Türkiye’nin bölgedeki en ünlü sesi İbrahim Tatlıses’in parçalarını yanık sesiyle, duyguyla hem de Türkçe söylüyordu. Türkçe şarkılar, aslında Türkiye’nin Nusaybin sınır kasabasına yürüyerek 500 metre uzaklıktaki bu Suriye sınır kasabası Kamışlı’da hemen her evde yaşanan kültürel çakışmanın en belirgin yansımasıydı. İnsanlar, yüzlerce yıldır bir arada yaşamanın etkisiyle, günümüzün modern sınır tel örgülerine adeta karşı geliyordu. Annesi-babası Türk, Arap ya da kürt olan binlerce insan birlikte sorunsuz yaşıyordu yakın zamana kadar Kamışlı’da. Ancak Kuzey Irak’ta yaşananlar, Kürtlerin Suriye’de yıllardır kimliksiz kişiliksiz yaşamaları, vatandaşlık haklarından faydalanmamaları, meydana gelen olayların tuzu biberi olmuştu. Binlerce insan, farklı rejimde de olsa, aynı lisanı, aynı kültürü, aynı sanatçıları burada sorunsuzca paylaşıyordu. Ta ki, geçtiğimiz günlerde bir futbol maçının ardından çıkan olaylar, başkent Şam’a uçakla 1,5 saat uzaklıktaki bu sınır kasabasının o sakin, barış dolu havasını silah sesleriyle değiştirene kadar. Maç sırasında çıkan olaylarda ve sonrasında, onlarca insan hayatını kaybedince, Suriye yönetimi demir yumruğuyla olaya müdahale etmişti. O güne kadar bu tür olayların yaşanmadığı Türkiye’nin bir adım ötesindeki, Kuzey Irak sınırına 100 kilometre mesafedeki bu sınır kasabası, bir anda gündeme oturmuştu. İnsanlar, yaşadıkları olaylarda hayatlarını kaybeden yakınlarının ardından, günlerce sokağa çıkamadığına mı, birden gündeme oturmanın rahatsızlığına mı, yoksa alınan güvenlik tedbirlerine mi kızacaklarını bilemiyordu. Gözlere artık yeni bir korkunun yansıması ilişmişti. Kamışlı’da artık aynı sokakları paylaşan Hıristiyan, Arap, Kürt ve Türk kökenli insanlar, eski günlerdeki gibi bir arada yaşayamayacaklarının farkındaydı... Yaşanan durumu Kamışlı sokaklarında konuştuğum Kürt bir öğretmen şöyle özetliyordu belki de. “Biz Kürtler, öldürülmek için doğmuşuz. Bu asırlardır böyle. |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||