BBCTurkish.com
NEWS
SPORT
WEATHER
Son güncelleme: 25 Mart, 2008 - TSİ 20:25
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Kulüpte Bir Yıl: İzlenimler

Bulgaristan ve Romanya'ya, Avrupa Birliği'ne üye olmalarının birinci yıldönümünde gittim.

Sofya'da bir papaz
Sofya'nın merkezinde Vitoşa Bulvarı üzerinde değişimi izlemek çok zor değil

Avrupa Birliği'nin 2004 genişlemesine gecikmeli olarak 2007 yılbaşında eklenen bu iki üye ülke, genişleme ile ilgili çarpıcı gözlemler yapma fırsatını verdi bana. Genişlemenin güncel etkisini izlemek için en iyi iki ülke ve en iyi zamanlamaydı...

Gezimin yarısı boyunca bol bol Romence ve Bulgarca duydum, diğer yarısında duyduğum başlıca dil ise Türkçe’ydi. Gerek Kırcaali ve Filibe’de, gerekse Köstence’de.

Kırcaali Belediyesi'nde bana bilgi veren belediyenin genel sekreteri Sezgin Bekir, hayatlarında AB üyeliği ile beraber pek çok şeyin değiştiğini söylüyordu.

'Biz artık Akdeniz'e bağlanıyoruz' derken, Bulgaristan'ın çoğunlukla Türkçe konuşulan güney bölgelerinden Yunanistan'a ve Batı Trakya üzerinden de Ege'ye ulaşacak yeni otoyolu kastediyordu mesela.

Bu otoyol bölge halkını çok heyecanlandırmış durumda. Kırcaalililer, Rodop dağlarının güneyinde, Yunanistan'daki Türkçe konuşan komşuları ile ilk kez karşılaşacak, tanışacak gibi heyecanlılar.

Romanya'nın Köstence kentindeki Tatar Birliği'nin başkanı ise Bulgaristan'daki Tatarlar ile ortak kültürel projeler geliştirmekte olduğunu söylüyordu.

"Üstelik artık Bulgaristan'a giderken kimseden izin almama, vize almama falan da gerek yok" diyordu.

Şantiye gibi

Bükreş'te görüştüğüm okul arkadaşlarım ise kendileri için açılan yeni ufuklardan memnun görünüyordu. Okul için Belçika’da bulunduğumuz sırada Romanya daha birliğe üye değildi ve bu arkadaşlarım memleketlerine dönünce iş bulmaktan bile ümitli değillerdi.

Şimdi ise üç arkadaşımın ikisi, Bükreş’te çok iyi koşullarda yeni işler bulmuştu. Üçüncüsü ise Karpat Dağları’nda bisiklet turları düzenleyen küçük bir şirket kurmuştu.

Bükreş’teki değişim çok bariz. Şehir bir şantiye gibi. Altyapı yatırımları her yerde dikkat çekiyor. Burası, eski ile yeninin, zenginlikle yoksulluğun hala kol kola olduğu bir şehir. Ancak buna rağmen “eskiden durumumuz daha iyiydi” diyen de yok pek.

Bükreş dışındaki Bolen köylü pazarında açıkta et satan kasaplar da; Rahova mahallesinde sokaklarda pet şişelerde şarap ve süt satanlar da dahil buna.

Romanyalı bir kasap
Bolen Köylü Pazarı, Bükreş'in biraz dışında

Üstelik ‘yaptığınız iş ve sattığınız ürünlerin sıhhi koşulları AB kurallarına uymuyor’ diyen belediye yetkilileri ile yaşadıkları sonu gelmez tartışmalara ve ödedikleri para cezalarına rağmen.

Yoksulluktan, koşullardan şikayet edenlerin hedefinde Avrupa Birliği üyeliğinin bulunduğu söylenemez. Bunun yerine genel olarak şikayet edilen şu: “Evet, değişmek istiyoruz. Ama biraz zaman lazım. Öyle bir anda olacak işler değil bunlar.”

En kötümser olması beklenenlerin dahi öfkelerini ya da tepkilerini yöneltirken en kolay hedefi, yani Brüksel’i seçmemeleri dikkat çekici.

‘Uzun atlama rekorumuz yok’

Tarım Bakanlığı’nda görüştüğüm bakanlık genel sekreteri Sorin Chelmu da dahil, bu tutumu benimseyenlere. Ülke tarımının geçirmekte olduğu dönüşümü anlatırken o da benzer şeyleri söylüyor:

“Evet, biz bir kulübe girdik ve bu kulübün kurallarına elbette uymamız gerekiyor. Ama değişim de zaman alacaktır. Unutmayın, Romanya’nın uzun atlamada hiç rekoru yok. Ancak koşuda rekorumuz var...”

Tarım Bakanlığı’ndan çıktığımda, hemen karşıdaki bayide National Geographic dergisinin Romanya baskısının o ayki kapağında yer alan Çavuşesku ile gözgöze geliyoruz.

Bu ülkenin, çok değil, daha 20 sene önce yaşadıklarını da düşününce, Romanyalı genç yaşlı herkeste bu inancı ve umudu görmek daha da anlamlı geliyor.

Aynen daha 1989 yılında Türkçe konuşmaları bile yasak olan Bulgaristan’daki Türk azınlığın, şimdi iktidarı paylaşan önemli bir siyasi partiye sahip olmaları ve kilit bakanlık görevlerini üstlenmeleri kadar dikkat çekici bir değişim bu.

Geçen sene Avrupa’ya kültür başkentliği de yapan muhteşem kent Sibiu’dan geçerek batıya doğru ilerliyorum. Yapı tarzları ve kentlerin yerleşim yapıları gitgide ‘Orta Avrupalı’laşmaya başlıyor.

Temeşvar’ın potansiyeli

Romanya’nın batısındaki Temeşvar kentine gittiğimde ise tam anlamıyla cıvıl cıvıl bir Avrupa manzarası ile karşılaşıyordum. Temeşvar’da kaldığım iki gün boyunca Romenler dışında, Macarlar, Avusturyalılar, İtalyanlar, Sırplar, Çingeneler; kısacası zengin mi zengin bir insan mozaiği ile tanışıyorum.

1989 devrim ateşinin de ilk yakıldığı yer olan bu kent, Romanya’nın neden Avrupalı olduğunu anlatmaya tek başına yeterli. Herhalde bu izlenimi uyandıran birkaç etken var. Mesela, mimarisi, insanlarının Batılı zihniyeti ve sokaklarının sürekli hareketliliği...

Temeşvar’da bir Kont’la, Kont Andreas von Bardeau ile tanışıyoruz. Temeşvar’da geniş toprakları ve tarım alanında yatırımları var. Avusturyalı... “Bu bölge tarihi olarak bizim içli dışlı olduğumuz yerlerdir. Artık sınırlar da kalktı aradan... Burada yatırım yapmamdan doğal ne olabilir ki?” diye soruyor..

 Bu bölge tarihi olarak bizim içli dışlı olduğumuz yerlerdir. Artık sınırlar da kalktı aradan... Burada yatırım yapmamdan doğal ne olabilir ki?
Andreas von Bardeau / Avusturyalı Yatırımcı

Etnik Macarların yoğunlukta olduğu Temeşvar’ın Belediye Başkanı Gheorghe Ciuhandu’nun anlattığı pek çok şey arasında biri özellikle dikkat çekici: Bükreş’in artık Macar azınlıktan korkmadığını söylüyor.

Burada, Sırbistan’a da bir adım mesafedeyiz. Sırp toplumunun temsilcileri de kentte aktifler. İtalyanlar da iş dünyasına el atmışlar. Tanıştığım iki genç işadamı, eski evleri restore ediyor içlerini de dekore ettirerek satıyorlar.

Sokaklardaki araba plakalarında İtalya’nın trafik kodu da var, Almanya’nın da, Fransa’nın da... Temeşvar’ın potansiyeli büyük bir ışıltıyla ortaya çıkmış kısacası...

Çingene meselesi

Genişlemenin etkisi, Romanya’nın batısında, ülkenin AB üyesi komşularına yaklaştıkça daha fazla hissediliyor. Sadece Temeşvar’da değil, Banat bölgesinin tamamında var bu çok kültürlülük ve kaynaşma…

Hadi o zaman soruyu soralım... “Kötü olan şeyler de yok mu?” Var, tabii...

Sadece Temeşvar’da da değil, Bulgaristan ve Romanya’da gezdiğim tüm kentlerde, yoksulluğu da arayıp kolayca bulmanız mümkün.

Ama herhalde daha doğru olan soru şu: “AB üyeliği veya üyelik süreci, işleri ne yönde değiştirdi?”

Temeşvar’da, şehrin birazcık dışına çıktığınızda, Çingene mahallelerinde çok zor koşullarda yaşayanları da görüyorsunuz örneğin.

Kentteki Roma Kadınlar Vakfı, AB süreci ile beraber kapasitesini geliştirmiş, mütevazı ama işlevsel bir toplum merkezi açmış. Vakfın başkanı, Letitia Mark, şaşırtıcı ölçüde güzel bir İngilizce ile şikayetlerini, yıllarca nasıl dışlandıklarını, içinde bulundukları güçlükleri anlatıyor bana.

Ancak vakfın varlığı ve bu toplumun haklarının farkına varıp bunlar için mücadele etmeye başlamaları bile entegrasyona giden bir adım sonuçta.

İçeride çocuklara okul sonrası etüt veriliyor, üst katta da çingene üniversite öğrencileri için yurt odaları var.

Temeşvar’ın Roma mahallesinde şebeke suyu olmayan evler var. Kadınlar evlerine su taşımak zorundalar. Sokaklarda çok sayıda çocuk var. Yerler çamurlu. Etraf da başıboş köpeklerle dolu.

Köstenceli Tatarlar

Ancak Romanya’nın, bu esaslı sorunu ile yüzleşmediği de söylenemez. Çingenelerin durumu, ülkenin başlıca meseleleri arasında. AB üyelik sürecinde çok gerilmişler bu mesele yüzünden. İtalya’da geçen aylarda Romanyalı göçmenlerle ilgili yaşanan son gerginlik de çok etkilemiş onları.

Köstence’de tanıştığım bir denizcilik firmasının yöneticisi, Marius Predescu, “artık mesele Avrupa Birliği meselesi olduğuna göre, bu meseleyi de AB çözecek” diyor.

Sonuçta Romanyalı Çingeneler de AB vatandaşı, Avusturyalı Kont Bardeau da... Güzel olan da şu: Herkes haklarını biliyor ve kullanıyor.

Eski bir Köstenceli olan Marius Predescu’nun eşi Romanyalı bir Tatar.

Romanya Tatar Birliği Kadın Kolları Başkanı Serhan Osman ise Marius’un baldızı. Avrupa ülkelerinde yaşayan tüm Tatarlarla bağlantı kurmayı başarmışlar. AB üyeliği ise çalışmalarını, entegrasyonlarını daha da kolaylaştırmış.

“Avrupa’nın bu kadar farklı köşelerinde Tatarların olduğunu, Tatarca’nın bu kadar farklı aksan ve lehçeleri olduğunu bilmezdim ben daha önce” diyor bana... Türkçe’yi ise Türkiye ile Romanya Tatar Birliği arasında yürütülen bir proje sayesinde öğrenmiş.

‘Avrupalılık’

Önemli bir değişim de, Romanyalılar ve Bulgarların, AB üyeliği ile beraber artık kendilerini “daha değerli” ya da “daha Avrupalı” hissetmeleri olsa gerek.

Aynı hissi Bulgaristan’ın ikinci büyük kenti olan Filibe’nin Stolipinovo Mahallesi’nde de duyuyorsunuz. Kendilerini Türk ya da Çingene olarak adlandıran insanlar yaşıyor burada.

Başka mahallelerdeki Türklere veya Bulgarlara göre ise “sadece Çingeneler var” Stolipinovo’da. Kesin olan tek şey, herkesin biraz Bulgarca ile karışık da olsa Türkçe konuşuyor olduğu.

 Doktor, muallim, enjiner ya da senin gibi jurnalist olacaklar bu çocuklar...
Anton Karagözov / Roma Kalkınma Vakfı

Mahalledeki Roma Kalkınma Vakfı’nın yöneticisi Anton Karagözov, AB üyeliği ile önlerinde açılan ufuklardan, yaptıkları projelerden övgüyle söz ediyor. Özellikle de ilkokul çocuklarının okul başarılarını artırmak için uyguladıkları projeden… “Doktor, muallim, enjiner ya da senin gibi jurnalist olacaklar bu çocuklar” diyor, gururla.

Merkezde tanıştığım, etüt gören çocuklar da hayatlarından memnun görünüyor…

Pek çoğunun annesi pazarda satıcılık yapıyor. Bazılarının babası çeşitli işlerde çalışmak üzere Yunanistan’a kısa süreli olarak gidip geliyor. Bazılarının babası ise Almanya ya da Fransa’ya gitmiş çalışmak için… “Nissan ile geldi babam Fransa’dan” diyor mesela, esmerce bir erkek çocuk… Gözleri gururla parlıyor…

Mahalledeki yoksulluğa takılıp umutsuzluğa kapılmak da mümkün. Ama ben Karagözov’un vakfı gibi girişimlerden, çocukların ışıl ışıl gülen gözlerinden dolayı umutlanıyorum, Bulgaristan’ın geleceği konusunda.

Anton Karagözov, “artık kendimize güveniyoruz, Çingene çocuklar artık daha önce hayal bile edilemeyen okulları kazanıyor, okuyorlar” diyor.

‘Duruşları değişti’

Bükreş’te bir Türk yatırımı olan Kanal D televizyonunun genel müdürü Hatice Kolat da, 1 Ocak 2007’de Romanya’da özgüven anlamda yaşanan değişimi anlatıyor bana.

Yılbaşı öncesinde gittiği Türkiye’den dönüşünde, ‘artık kulübe resmen üye olan’ Romanya’daki değişimi, pasaport kuyruğundan itibaren gözlemlemiş. “İnanamazsınız gümrükteki polislerin duruşuna, duruşları o kadar değişti ki” diyor...

Ayrıca ‘AB vatandaşları’ yazan tarafta kuyruğa giren bazı Romanyalıların da AB vatandaşı olmayan arkadaşlarını gururla kendi yanlarına çağırıp kontrolden kolayca geçirmeye çalıştıklarını, gülerek anlatıyor.

Benzer bir güven artışını Sofya’daki çevreci sivil toplum örgütlerinde de gözlemliyorsunuz.

Goriçka adlı çevreci örgütten Olga Apostolova, AB üyeliği ile beraber, yararlandıkları fon sayısının arttığını, artık daha kolay para bulduklarını, eylemlerinin de daha çok ses getirdiğini belirtiyor. “Artık bir çevre bilinci oluşmaya başladı burada” diyor. “İki sene önce bunlar bize çok yabancı şeylerdi.”

Çevreciler, siyasiler üzerinde ciddi ciddi bir baskı oluşturmaya başlamış Bulgaristan’da. Yatırımları cezbetmek isteyen hükümetin, bunu yaparken, doğanın tahrip edilmesi konusunu hafife aldığı inancı, çevrecilerin bir numaralı gündemi bu aralar. Belediyelerin verdiği inşaat ruhsatlarını da dikkatle izliyorlar.

Değişim isteği

Sofya Üniversitesi’nde gazetecilik okuyan öğrencilerle bir derse katılıyorum. Doçent Doktor Maria Neikova, derse bir konuk konuşmacı davet etmiş...

Konuşmacı, on yıldır Sofya’da bulunan bir AB fonları danışmanı olan Rene Boesten. Firmalara çevre etki değerlendirmesi konusunda danışmanlık yapıyor. Amsterdam ve Sofya belediyelerinin çevre temizlik vergilerini kıyaslıyor, toplu ulaşımdan altyapıya gözlemlerini, çevreye verilen etkiye ilişkin anlayış farkını akıcı bir üslupla anlatıyor.

 Artık bir çevre bilinci oluşmaya başladı burada. İki sene önce bunlar bize çok yabancı şeylerdi.
Olga Apostolova / Goriçka Çevre Örgütü

Öğrenciler zaman zaman konuşmacının ortaya koyduğu bazı tezatlıkları ve onun bir yabancı olarak Sofya’ya ilişkin gözlemlerini kahkahalarla gülerek izliyor. Sohbet İngilizce. Öğrencilerin ise İngilizce konusunda sorunları yok, küresel meselelere de son derece ilgililer.

Ders bitince pek çok öğrenci ile tanışıyor ve konuşuyorum. Hepsi değişime inanıyor ve daha fazla değişim istiyor. Kaldığı yurdun koşullarından, toplu ulaşım araçlarının eskiliğinden, bazı semtlerin temizliğinden şikayetçi olanlar var. Ama birleştikleri nokta şu: “Herşey daha iyi olacak.”

Hollandalı danışman Boesten ise bana, bu ülkedeki değişimin hızına inanamadığını söylüyor. Romanya’ya da sık sık gidip geldiğini ve bu iki ülkedeki değişim arzusunun ve dinamiğinin, Batı Avrupa’nın çoktandır unuttuğu bir enerji olduğunu ekliyor.

‘Öteki yarısına kavuşmak’

Sofya’da, Filibe’de, Kırcaali’de, Bükreş’te, Temeşvar’da veya Köstence’de dinlediğim hikayeler hem çok fazla, hem de çok renkli... Kısa vadeli sorunları, güncel şikayetleri bir kenara bırakırsak, AB üyeliği ile gelen değişime dair yorumlar üç aşağı beş yukarı birbirine benzer…

Genişleme dalgasına katılan bu son iki ülkede, insanlarda en çok “öteki yarısına kavuşma” olarak özetleyebileceğim bir heyecana tanık oluyorum her seferinde: “Öteki yarısına kavuşma olasılığı ve bunun heyecanı.”

Tüm bunları anlattıktan sonra, üyeliğin bu ülkelere dair diğer getirileri olan, artan ticarete, gelişen ekonomiye, komşular arasında pek çok alanda katlanarak artan işbirliğine ayrıca girmeye gerek var mı?

Avrupalılar birbirini daha iyi anlamaya, tanımaya başlıyor genişleme sonucunda. Avrupa’nın doğusu batısıyla kavuşuyor…

Romanyalı Macarlar, Avusturyalılarla iç içe… Temeşvarlı Sırplar Voyvodina’dakilere, Filibe’deki Çingeneler Edirne’dekilere daha yakın.

Maaşlarından memnun olmayan Sofyalı öğretim görevlileri istediklerinde diyelim ki Lizbon’da, Londra’da ya da Viyana’da çalışabileceklerini biliyor. Sofyalı üniversite öğrencileri ise Berlin’deki, Madrid’deki okullara gidip misafir öğrenci oluyorlar...

Bulgaristan’daki Türkler artık Türkiye’ye girmek için vizeye ihtiyaç duymuyor, Köstence’deki Tatarlar Bulgaristan’daki Tatarlarla ortak kültürel proje yürütüyor, folklorlarını ve dillerini yaşatmak için özgürce çalışıyorlar.

Brüksel’de ve bazı Batı Avrupa başkentlerinde hala genişlemeden korkanların -belki de uzun zamandır sahip oldukları için- çoktan unuttukları da işte tam olarak bu: “Uzun zamandır kayıp olan, belki de hiç tanımadığı öteki yarısına kavuşmak.”

AB bayrağıKulüpte Bir Yıl
Bulgaristan ve Romanya'da AB üyeliği sonrası değişim
Sofya'da cep telefonu ile konuşan bir papazKulüpte Bir Yıl: Bulgaristan
Kulüpte Bir Yıl Programı Bulgaristan resimleri
Bükreş Bolen köylü pazarında bir kasapKulüpte Bir Yıl: Romanya
Kulüpte Bir Yıl Programı Romanya resimleri
BAŞLICA HABERLER
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Programlarımız|Frekanslarımız|Türkçe Bölümü hakkında|İşbirliği|Bize ulaşın
BBC Copyright Logo^^ Başa dön
Haberler | Basın Özeti | Dünyaya Açılan Pencere | Özel Dosyalar | Haberlerle İngilizce
BBC News >> | BBC Sport >> | BBC Weather >> | BBC World Service >> | BBC Languages >>
Yardım|Görüşleriniz|Gizlilik