|
Kıbrıs'ta taksim için İngiliz parmağı | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Kıbrıs'ta 1974 yılında gerçekleşen harekattan on yıl önce, İngiliz gizli kuvvetlerinin Kıbrıslı Rum ve Türk toplumları arasındaki gerginliği kışkırttıklarına dair kanıtlar ortaya çıkarıldı. BBC Radyo 4'te 23 Şubat'ta yayımlanacak olan Document programının yaptığı araştırmalar sonucu bulunan kanıtlar, Kıbrıslı Rum paramiliter güçleri tarafından kaçırılarak öldürüldüğüne inanılan İngiliz Binbaşı Ted Macey'le ilgili. 1964 yılında istihbarat subayı olan Martin Packard'ın rehberliğinde yeniden Kıbrıs'a giden programın yapımcısı Jolyon Jenkins anlatıyor: O Kıbrıs Türk köyünü bulabileceğimiz hakkında güçlü bir inancım yoktu. Elimizde 40 yıllık bir İngiliz ordu haritası vardı ve bu haritadaki isimler sadece Rumcaydı. Rehberimiz Martin Packard da yıllardır buraya gelmemişti. Martin, 1964 yılında deniz kuvvetlerinde bir istihbarat subayıyken, sıradışı bir görev için Kıbrıs'a gönderilmişti. O sıralar, başkent Lefkoşa'da Rumlar ve Türkler arasında çatışmalar başlamıştı. Gerginlik yayılıyor ve Kıbrıs'taki İngiliz kuvvetleri barışı tesis etmek için devreye giriyordu. İngiliz General Peter Young, barışın iki toplumu birbirinden ayırmaktan daha fazla bir anlam taşıdığına inanıyor; toplumların yüzyıllardır olduğu gibi yanyana, hatta bazen aynı köylerde yaşayabileceklerini düşünüyordu. Bu tabii, küçük anlaşmazlıkların büyümesinin engellenmesi gerektiği anlamına da geliyordu. General Young, akıcı bir şekilde Rumca konuşan Martin'i bölgede ortaya çıkan sorunların çözümünde arabuluculuk yapmak üzere görevlendirdi. Martin, Yunanistan ve Türkiye'den gelen iki görevliyle birlikte Kıbrıs'ın kuzeyini helikopterle dolaşıyor, anlaşmazlıkları tatlıya bağlıyordu. Koyun diplomasisi Sonunda aradığımız köyü bulduk. 1964 yılında Martin burada, Rumların Türk köylerinden çaldığı bir koyun sürüsü üzerine çıkan anlaşmazlığı çözmüştü. Martin sürüyü Rum köyüne kadar takip etmişti. Ancak Kıbrıslı Türklerden kimse sürüyü geri almak için kendisiyle birlikte gelmeye hazır değildi. Martin de tek başına gitti. En genç kuzuyu aldı ve onu omzuna attı. Onları önce kuzunun annesi, sonra da sürünün kalan kısmı takip etti. "Bu sürünün başında çok uzun bir yol yürüdüm. Çok yorgundum. Köye vardığımızda, sanki Musa peygamber büyük mesajıyla gelmişçesine, tüm köy halkı başımıza üşüştü" diyordu Martin. Köyün yaşlıları bu hikayeyi hatırlıyordu. Martin'in koyunlarını geri almasından memnun olduklarını, çünkü aksi takdirde misilleme yapmak için istemeyerek Rumların bir koyun sürüsünü çalmayı planladıklarını söylüyorlardı. Martin, bu tür küçük olayların adanın etnik bölünmeye doğru sürüklenmesini engellemek için kilit önemde olduğuna inanıyor, ancak Amerikalılar ve İngilizlerin o dönemde kafalarındaki planın başka olduğunu söylüyor. Dönemin ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı George Ball'u adada bir geziye çıkarmasının istendiğini ifade eden Martin, Lefkoşa'ya geri döndüklerinde olanları şöyle anlatıyor: "Ball, sanki ben üzücü şekilde aldanmışım gibi sırtımı sıvazladı ve 'Bu fantastik bir şovdu oğlum ama herşeyi yanlış anlamışsın. Sana bizim buradaki planımızın taksim olduğunu kimse söylemedi mi?' dedi." Martin yine de, Kıbrıslı Türklerin kaçtıkları köylere geri dönmeleri için yapılan planları takip etti.
Ancak tam ilk geri dönüş gerçekleşeceği sırada, İngiliz General Michael Carver onu gözaltına aldırdı ve bir CIA uçağıyla adadan uzaklaştırdı. Görünürdeki neden, Kıbrıs'ın Martin'in görevine devam edebilmesi için çok tehlikeli bir yer haline geldiğiydi. Buna gerekçe olarak, İngiliz irtibat subayı Binbaşı Ted Macey'nin bundan birkaç gün önce kaçırılarak öldürülümesi gösteriliyordu. Eldeki tüm bulgular, cinayetin Kıbrıslı Rum aşırılık yanlıları tarafından gerçekleştirildiğine işaret ediyordu. Londra'da bulunan İngiliz Devlet Arşivi'nde, hükümet çevrelerinin onayı ve polisin de göz yummasıyla, Türkiye'nin işgal planları üzerine bilgi edinmek amacıyla Binbaşı Macey'nin Rum güvenlik kuvvetleri tarafından kaçırılmasının planlandığı ve bu planlar hakkında Kıbrıs'taki İngiliz askeri komutanlarının 'çok güvenilir bilgi' aldıklarını gösteren belgeler buldum. Kıbrıslı Rumlar, Binbaşı Macey'nin Türklere yardım ettiğine inanıyordu. Dinleme üsleri Bu doğru olabilir miydi? Kıbrıslı Türk köylerine yapılan seferlerde Binbaşı Macey'e eşlik eden bir askerle konuştum ve bu asker, orada Kıbrıslı Türk milislere İngiliz mühimmatının ve hafif makineli tüfeklerinin nasıl kullanılacağını gösterdiğini söyledi. Ayrıca Binbaşı Macey'nin eski şoförlerinden biri de bana binbaşının kendi el yazısını taşıyan ilginç bir not gösterdi. Bu, Lefkoşa'da sivil binalarda depolanan silah ve patlayıcıların bir listesiydi. Şoföre göre, Binbaşı Macey'nin temin ettiği bu silahlar İngiliz emirleri altında Türk savaşçılara veriliyordu. Peki, barış kuvvetleri ve büyük güçler gerçekten de Kıbrıs'ın bağımsız ve üniter bir devlet olarak kalmasını istiyor muydu? Yoksa 'Akdeniz'de bir Küba' oluşması tehdidini önlemek, adanın Türkiye'nin ve dolayısıyla NATO'nun etki alanında kalmasını sağlamak daha mı önemliydi? İngiltere'nin adada elektronik dinleme üsleri bulunuyordu ve halen de varolan bu üsler NATO'nun istihbarat çabalarının önemli bir parçası. Eski adalet bakanlarından Nicos Koshis, bu üslerin adanın kaderini tayin ettiği görüşünde: "Bence, iki tarafın birbiriyle çatışmasını istediler. Biraraya gelmemizi istemediler. Eğer toplumlar biraraya gelirse, belki gelecekte 'Kıbrıs'ta üs istemiyoruz' diyebilir" | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||