|
Bütçede anlaşıldı, ama nasıl? | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
AB liderleri aylar süren gerginliklerden sonra 2007-2013 dönemi bütçesi üzerinde anlaştı.
BBC, Avrupalı liderlerin 15-16 Aralık zirvesinde, aylar süren çetin pazarlıklardan sonra birliğin geleceği konusundaki görüş ayrılıklarının nasıl üstesinden geldiklerini irdeliyor. Anlaşmazlık konuları nelerdi? Bütün tartışma, AB'nin 2007 ile 2013 yılları arasında bütçesinin hangi büyüklükte olacağı, bu paranın nasıl harcanacağı, ve bütçeye hangi ülkenin ne miktarda katkı yapacağı üzerineydi. İngiltere birlik bütçesine yaptığı katkılardan aldığı iadeyi azaltması konusunda baskı altındaydı. Buna karşılık kendisi de Ortak Tarım Politikası diye adlandırılan tarım teşviklerinde kesintiye gidilmesi konusunda özellikle Fransa'ya baskı yapıyordu. Yeni üyelere ne kadar kalkınma yardımı yapılacağı da önemli tartışmalardan biriydi. 2007-2013 bütçesi bir tür mali perspektif niteliğinde. Yedi yıl boyunca AB'nin yapacağı harcamaların sınırlarını çiziyor. Fakat, bu sınırlar içinde, her yıl için ayrı bütçe yapılıp onaylanması gerekiyor. Nasıl bir uzlaşmaya varıldı? Sonunda, bütçenin büyüklüğü konusunda, dönem başkanı İngiltere'nin getirdiği ilk öneri ile geçen Haziran ayında dönem başkanı Lüksemburg'un getirmiş olduğu önerinin ortası bulundu. Daha net rakamlar vermek gerekirse, İngiltere bütçenin, AB'nin toplam gayri safi milli hasılalarının yüzde 1,03'ü kadar olmasını önermişti. Lüksemburg ise bu oranın yüzde 1,06 olmasını öneriyordu. Üzerinde uzlaşılan bütçenin büyüklüğü toplam gayri safi milli hasılaların yüzde 1,045'i oranında. Euro olarak ifade etmek gerekirse, bu yedi yıl için toplam 862 milyar ediyor. İngiltere başlangıçta yeni üyelere yapılacak kalkınma yardımlarında daha önce Lüksemburg'un getirdiği öneriye göre önemli bir kesinti önermişti. Fakat yapılan pazarlıklarda yeni üyeler Haziran bütçe taslağına göre daha az olmakla birlikte 7 milyar euro daha almayı başardılar. İngiltere ayrıca, bütçeye yaptığı katkılardan aldığı iadeyi yüzde 20'ye yakın bir oranda azalttı yani 10,5 milyar eurodan vazgeçti. Ama karşılığında AB'nin 2008-2009 mali yılında harcamalarını köklü bir şekilde gözden geçirmesi konusunda söz aldı. Londra, bunun bazı ülkelerin tarım sektörlerine verilen teşviklerin kaldırılmasıyla sonuçlanmasını umuyor. Fransa her istediğini alabildi mi? Tam değil. Fransa, 2014 yılından önce tarıma verilen destekte en ufak bir değişikliğin gündeme gelmesini bile istemiyordu. Varılan anlaşmada öngörülen "gözden geçirme" sürecinde teorik olarak tarım teşvikleriyle de oynanması mümkün. Ama Fransa bu konuda alınabilecek her türlü kararı veto yetkisine sahip. Varılan anlaşmaya göre Fransa'nın AB bütçesine yaptığı katkıların da İngiltere'den daha fazla artacağı anlaşılıyor. Bütçenin de ötesinde Fransa, bu doruk toplantısında Fransız lokantalarının daha düşük oranda katma değer vergisi kesmesi konusunda da bir anlaşma umuyordu, bunu alamadı. Ayrıca Makedonya'ya üyelik statüsü verilmesinden rahatsızdı. Bu konudaki kararı da etkileyemedi. İngiltere'ye aldığı iadeleri azaltması için neden baskı yapılıyordu?
İngiltere 1984'de, AB bütçesine yaptığı katkılardan iade alma hakkı kazanmayı başardığı zaman, birliğin en fakir ülkelerinden biriydi, şu anda ise en zenginler arasında. İngiltere'ye bu iadenin verilmesi, birliğin Ortak Tarım Politikası adı altında üye ülkelerin tarım sektörlerini desteklemek için ayırdığı fonlardan çok azını kullandığı için bir tür tazminat olarak kabul edilmişti. Bu durum değişmiş değil aslında. Fakat, bütçeden tarıma harcanan fonlar, toplam harcamaların yüzde 70'inden yüzde 40'ına gerilemiş durumda. Yine de İngiltere, Ortak Tarım Politikası radikal bir değişim geçirmedikçe, iade almaya hakkı olduğunu savunuyor. İngiltere'ye verilen iadelere tüm diğer üyeler katkıda bulunmak zorunda. Bu da özellikle AB'nin daha yoksul ülkeleri tarafından "haksızlık" olarak niteleniyor. Ama bunun en büyük bölümünü ödeyen Fransa ve İtalya da rahatsız. Üstelik İngiltere gibi birliğe büyük katkı yapan Almanya, Hollanda ve İsveç de, İngiltere'nin aldığına benzer bir iadenin niçin kendilerine verilmediğini sorguluyor. Kim kazandı, kim kaybetti? Bu soruya yanıt vermek kolay değil. 10 yeni üye 2007 ile 2013 arasında milyarlarca euro yardım alacaklar. Dolayısıyla da ilk bakışta bütçe pazarlığından en çok onların kârlı çıktığını söylemek mümkün. Ama diğer yandan, varılan uzlaşmaya göre, Lüksemburg tarafından geçen Haziran ayında önerilenden daha azını alıyorlar. İngiltere, birlikten aldığı iadelerin azalmasına razı oldu, fakat İngiltere hükümeti, genişlemenin büyük maliyetine katkı yapabilmek için bu fedakarlığı yapmak zorunda olduğunu söyledi. Gerçi eninde sonunda istediğinden daha fazla indirime gitti alacağı iadelerde ama çeşitli manevralarla, Fransa ve İtalya'nın da bütçeye 2007 yılından itibaren aşağı yukarı eşit net katkı yapmasını sağladı. Geçmişte İngiltere'nin net katkıları bu iki ülkeden de büyüktü. Sonuçta İngiltere iadesinin bir kısmından vazgeçtiyse de önemli kısmını korudu ve daha da önemlisi, ilerde birliğin tarım desteklerini azaltması konusunda elindeki kozu da kaybetmemiş oldu. Ortak Tarım Politikası değişecek mi? Yedi yıllık bütçe döneminde yapılacak ara değerlendirmeden bu yönde bir sonuç çıkmadıkça böyle bir olasılık pek yok. Bununla birlikte bütçede, 2007 ve 2008 yıllarında birliğe katılmaları planlanan Romanya ve Bulgaristan'ın tarım sektörlerine yardım için ek kaynak olmayacak. Yardımlar mevcut havuzun içinden çıkacak. Dolayısıyla bu, diğer üyelere verilen tarım fonlarının azalması anlamına gelecek. AB gözlemcileri, ara değerlendirmenin Ortak Tarım Politikası'nın değişmesi ile sonuçlanmıyabileceğini ama en azından bu konudaki tartışmaları canlı tutacağını söylüyorlar. Ayrıca 2007 yılında seçilecek yeni Fransa cumhurbaşkanının AB bütçesindeki tarım fonlarıyla ilgili daha esnek bir tutum benimsemesi ihtimali de var. Anlaşma niçin önemliydi? Bir kaç açıdan çok önemliydi.
Yeni üyeler biran önce bir anlaşma sağlanmasını bekliyorlardı çünkü kendilerine 2007 yılında verilecek kalkınma fonlarını nasıl harcayacaklarını biran önce planlamaları gerekiyor. Planlama süreleri kısaldıkça ayrılan fonlardan pratikte daha az yararlanabileceklerdi. İngiltere açısından bakıldığında kuşkusuz altı aylık dönem başkanlığını bir başarıyla taçlandırmak önem taşıyordu. Bütçe üzerinde uzlaşma sağlanamasaydı, İngiltere'nin dönem başkanlığı bir çok çevre tarafından "başarısız" diye damgalanacaktı. AB de aslında bir bütün olarak da daha önce yaşanan anayasa krizinin, Fransa ve Hollanda'nda yapılan referandumlarda anayasanın reddedilmesinin, daha sonra Haziran doruğunda bütçe konusunda yaşanan kilitlenmenin yarattığı olumsuz etkiyi biraz silebilmek için, bu kez bir netice almak, başarılı bir uzlaşma bulmak ihtiyacındaydı. Bütçe şimdi otomatik olarak kanun haline mi geliyor? Hayır. Bütçenin şimdi Avrupa Parlamentosu tarafından onaylanması gerekiyor. Parlamento aslında harcamaların daha yüksek olduğu bir bütçeden yanaydı. AB hükümetleri ile parlamento arasındaki görüşmeler Ocak ayında Avusturya'nın dönem başkanlığı altında başlıyor. Avrupa Parlamentosu'ndaki iki ana grup olan merkez-sağ Avrupa Halk Partisi ile Sosyalistler henüz tutumlarını net olarak ortaya koymuş değiller. Ama açık bir destek vermedikleri de ortada. Halk Partisi'nin lideri Hans-Gert Poettering, liderlerin vardığı anlaşmanın iyi bir pazarlık zemini olduğunu söyledi. Sosyalistlerin ilk tepkisi ise varılan uzlaşmanın yeterince iddialı olmadığını söylemek oldu. Ama yine de bir anlaşmaya varılmış olmasını memnuniyet verici bulduklarını söylediler. | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||